Çocuk Psikolojisi Gülüş'ün Köşesi

Patronun çocuğu

Bazı çocuklar babalarının açtığı yoldan giderek, bir dedikleri iki edilmeden büyüyecekleri için terbiyeye ihtiyaç duymuyorlar mı?

20’li yaşlarımda bir editörlük işi için görüşmeye gitmiştim. Beni patronun odasına aldılar ve kendisinin henüz gelmediğini, çok geç kalmayacağını söylediler. Patronun masası dağınık görünüyordu, bununla birlikte ne nerede duruyor, iyi biliyordur diye düşündüm. Ben odayı incelerken 5 yaşlarında bir çocuk, şarkı söyleyerek koridorda gezinmekteydi. Derken odaya girdi, etrafı inceledi, raflardaki kitaplara dokundu, sonra patronun masasından birkaç kâğıt aldı. Birden kendimi sorumlu hissettim: Annesi ya da babası çıkagelmeyen bu çocuk resim yapmak için patron için önemli evraklar almış olmasın?

“Bunları almak için izin aldın mı?” diye soruverdim.
“Neyi istersem onu alırım!” dedi cevap olarak.
“Ama bunlar iş için gerekli olabilir” diye üsteleyecek oldum. Ve olan oldu…
Dizime bir tekme, yüzüme de bir tükürük yedim!

Tabii 20 yaşında çocuk psikolojisinden falan anladığım yok, küçük çapta bir şoka girdim. Tam da o sırada içeri benimle görüşmek üzere patron girmesin mi! Çocuk ise çıkıp gitti. Yüz ifademe hakim olmaya çalışarak patronla el sıkıştım, ama iş görüşmemize başlamadan önce kendisine vermem gereken bir haber olduğu duygusundayım. Biri, masasını karıştırdı.

“Çocuk kimin acaba, biraz önce sizin masadan bir şeyler aldı, sorun olur mu bilemedim” dedim.
“O benim oğlum” demez mi!

İşte şimdi iş görüşmesi yapmaya daha da az hazır hissediyorum!

“Sizin oğlunuz olacak o kendini bilmez velet az önce yüzüme tükürdü, siz böyle mi çocuk yetiştiriyorsunuz?”… diyesim var ama, demedim tabii!
Hoş, keşke dese miydim? Belki işe alınmazdım ama çevresindeki insanlar gibi ikiyüzlülük yapmamış olurdum. Bak şimdi kendime kızıyorum.

Aradan yıllar geçti, bu tipte bir çocukla daha karşılaşmadım. Ta ki bir yaz ailecek deniz kenarında, dağlar taşlar arasında, doğanın ortasında restorana gidene kadar. Restoran sahibinin 8 yaşında bir kızı var, etrafta başka çocuk da yok. O sırada 4,5 yaşında olan kızımla oynuyor. Bir ara bir bakıyorum ki kızımı azarlıyor, ama öyle bildiğiniz gibi bir azarlama değil. Dizilerde duyabileceğiniz her tür nefret repliği sırayla geçiyor ağzından:

patroncocugu2Ben senin bildiğin kızlardan değilim, anladın mı?
Bana bunu yapamazsın, seni asla affetmem!
Sana hakkımı helal etmem!
Şimdi git, bir daha gözüm görmesin seni.
Benim senin gibi bir arkadaşım yok, anladın mı?
Be-nim-se-nin-gi-bi-bir-ar-ka-da-şım-yok!

Kızım olayı tam kavrayamıyor, yaşı değil! Ama sözcükler anladığı dilde, Türkçe!
Nihayet jetonu düşüyor, geliyor bana ağlıyor, “Şimdi benim hiç arkadaşım kalmadı” diyor… Ona dilim döndüğünce bu kızcağızın biraz şımarıklık yaptığını anlatıyorum. “Gideyim bir daha sorayım benimle arkadaş olur mu” diyor. Gidiyor, “arkadaşım olur musun?” diye soruyor. Kız ona “gel otur” diyor ve başlıyor mu yeni baştan aynı replikleri saymaya…

Benim senin gibi bir arkadaşım yok, anladın mı?
Be-nim-se-nin-gi-bi-bir-ar-ka-da-şım-yok!

Bir dinliyorum, iki dinliyorum. Normalde çocukların yaşadıklarına karışmayı hiç sevmem, karışanlara da gıcık olurum. Bu tip sorunları kendi kendilerine çözmeleri gerektiğine inancım tamdır. Ama sonunda dayanamayıp uzaktan bir ses veriyorum: “Biliyor musun, bu söylediklerini senin gibi bir ablaya hiç yakıştıramadım”.

Amanın! Başlıyor mu aynı replikleri bu sefer bana saydırmaya! Sesi daha bir tiz, daha bir yüksek. Ne babası olan patron müdahale ediyor, ne de mutfaktaki karısı. Garsonların baygın ve bıkkın bakışları, göz devirmeleri, bana çok şey anlatıyor. Bu kızın üstesinden anne babası gelmiyor ki ben gelebileyim…
8 yaşındaki bir kız çocuğu, ortalığı hiçbir yetişkinin geremeyeceği kadar germeyi başarıyor.

Kendi çocuğum olsa bir yaptırımım, söyleyecek bir çift sözüm olur. Ama böyle bir ortamda tek yapabildiğim, masadan kalıp çocuklarımı oradan uzaklaştırmak ve uzak kalacaklarından emin olmak oldu. Ve yıllar sonra bir kez daha, çocuğun babasına iki laf söylememek için kendimi tuttum. Ben kendimi tuttum ama, bir saat sonra o bana gelip de “Senin kız da az cadı değilmiş ama, ha? Aynı benimki gibi!” dediğinde ağzım bir karış açık bakakaldım.

Bazı insanların çocukları, maddi açıdan birçok çocuktan daha çok imkâna sahipler. Ama onların yetişme şekliyle ilgilenmek, ebeveynlerinin ilgi alanına girmiyor. Acaba onlar konfor içinde, babalarının açtığı yoldan giderek, bir dedikleri iki edilmeden büyüyecekleri için terbiyeye ihtiyaç duymuyorlar mı?

Acaba güç sahibi insanların çocukları geleceğin zalim, değer yargıları düşük ya da ruhen kayıp çocukları mı oluyor, yoksa şanslı veletler mi?

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • valla norm meselesi biraz… Editorluk isine gorusmeye gittigine birsey cikartamadim ama restoran sahibinin ve kizinin normal hayatinin bir parcasi… Gerek diziler, gerek kizin kendini tv’den gordugu ve duyduklarina gore ifade ediyor olmasi, gerek kizin seninkinden az birsey buyuk olmasi…. Evet, keske hepsine biraey deseymisin ama onlar bunlari patron cocugu olduklari icin mi yapiyorlar? Isci cocugu olsa otomatikman daha mi terbiyeli oluyorlar? Bu tip bir genelleme yapmayacak kadar cok terbiyeli patron cocugu ve terbiyesiz calisan cocugu icin tanistim, dolayisiyla emin degilim 🙂

  • Örnek verdiğiniz ebeveynler sizin deyiminizle ‘güç sahibi’ olmasalardı da çocukları inanın bu benzer davranışları farklı şekilde ifade ederlerdi. Parayla ya da mevkiyle ilgili güç, bu insanların hayatlarındaki eksikliğinin sadece gösterme şeklini değiştirir.