Eleştiri Gülüş'ün Köşesi

Kurallara yer yok! *

Çocuğumuza geçersiz kurallar öğreterek ona zarar mı veriyoruz yoksa?

trafik1Merhaba de. Hoşçakal de. Yemeğin bitmeden sofradan kalkma. Teşekkür et. Lütfen de. Vurma. Sıranı bekle. Söz almadan konuşma…
Topluma ayak uydurabilen, çevresine zarar vermeyen, görgülü bir insan evladı yetiştirmek için insan doğasıyla epey müzakere etmemiz gerekiyor. Çocuğuma arkadaşına vurmaması gerektiğini öğretmeye 1 yaşındayken başladım. 6 yaşına geldiğinde, itilip kakılsa bile karşılığını sözel olarak vermeyi öğrenmiş bir küçük insanım vardı. Peki ama, bunu kim için yaptım? Miniğime kendi doğasını kontrol etmeyi öğretirken ona gösterdiğim memnuniyetsiz yüz ifademin, salladığım işaret parmağımın, ondan alıp götürdüğüm spontanlık becerisinin tam olarak kime faydası olacak?

Belçika’dan Türkiye’ye döndüğüm aylarda iş bulmayı başarsam da bir türlü dikiş tutturamıyordum. Bir iki denemeden sonra babamın evine gidip biraz sızlanacak oldum. Babam bana bir şey söyledi. Benimle dalga geçiyor zannettim. “Senin kaliten burada istenmiyor” demişti. “Sen prenses dahi olsan burada yerin yok, çünkü burada kraliyet yok”. Neyi kastettiğini çok uzun zaman sonra anlayabildim…

trafik2Yol, öne geçenindir

Belçika’da işaret vermeden şerit değiştirdiğinizde –döndüğünüzde demiyorum, şerit değiştirdiğinizde diyorum- biri korna çalar, sonra sizi takip etmeye başlar, nihayet önünüzü keser ve onun hayatını tehlikeye attığınızı sözlü olarak bildirir. Kendi başıma geldiği için biliyorum. Görgü tanıkları ise işi gücü bırakıp sürücüyü desteklemek için etrafınızda birikir ve bu küçücük hatanız yüzünden polise ihbar edilebilirsiniz. Neden? Çünkü insanlar haklarını korumak için mesai harcamaya koşullanmışlardır. Özellikle başkasının hayatını tehdit eden davranışlarınızın bir yaptırımı olduğu hissettirilir size. Ehliyet de kolay verilmez zaten…

Bugün Ankara yollarında geçirdiğim 40 dakika içinde en az 10 sürücü şerit değiştireceğini bildirmeden önüme geçerek ani şekilde hız kesmeme sebep oldular. Haklarımı hatırlatmak için korna çaldım, kulak asmadılar! Canları hangi şeride geçmek istiyorsa fark etmeksizin, işaret vermeden zikzak yaparak geçip gittiler. Benim dışımda bir Allah’ın kulu onlara korna çalmadı, hakların çiğnenmesine ses çıkarmadı. Polis dâhil. Ne anladım ben bundan? Şunu: Yol, işaret vermeksizin önüne geçenindir.

siraSöz, bağıranındır

Eczaneye gelmişim, eczacıyla konuşmaya başlamışım, arkamdan yeni bir müşteri geliyor ve sözümü tam ortasında kesip “Suna abla bir Novaljin versene şuradan” diye bağırıveriyor. Bundan çok daha garip olanı, eczacı, sesi benden daha yüksek çıkan bu yeni müşterinin isteğini benden önce yerine getiriyor! Oysa Belçika’da önceki müşteri geyik muhabbeti yapıyor dahi olsa biraz sabredilir, sıra bozulmaz. Bunları Belçika’nın mükemmel bir ülke olduğunu anlatmak için yazmıyorum, yanlış anlamayın, ama bu konuyla ilgili örnekler çarpıcı şekilde farklı. Sırayı beklemeden söz kesecek olursanız hem eczacı hem de öndeki müşteri sizi görmezden gelirler! Demek ki Türkiye’de sıra, bağırarak konuşanındır.

ç (19)Prensler, prensesler mi yetiştiriyoruz?

Şimdi tekrar sormak istiyorum: Kimseye vurmayan, sırasını bekleyecek, sesini yükseltmeyecek bir çocuğu ben ne için yetiştiriyorum? Haksızlıklara kurban gitmesi için mi? İşyerinde bir sorunu işaret ettiğinde işten atılması için mi?

Meryem Uzerli’yi hatırlıyor musunuz? Ödül alırken “Siz Türkler çıldırmışsınız, insanca mesai saatleriyle dizi yapsanız? Ben öldüm bittim” diye haykırmış, nihayet tükenmişlik sendromuyla ülkesine dönmüştü. Kuralsızlıklar ülkesinde ne insanlar onun ne demek istediğini anlayabildi, ne de o bizim insanımızı.

Çocuklarını kurallara uyan, başkalarına zarar vermeyen görgülü insanlar olarak yetiştiren anne babalar, acaba kraliyet ile yönetilmeyen bir ülkeye prens ve prensesler mi yetiştiriyorlar? Çocuğumuza geçersiz kurallar öğreterek ona zarar mı veriyoruz yoksa?

Direksiyon başında bu düşüncelere dalmış yeşil ışığı beklerken birden yerimden sıçrıyorum: Bir kadın, arabamın camına ağzını burnunu dayamış, benden para istiyor. Bana o kadar yakın duruyor ki aramızda cam olmasa öpüşeceğiz! Bazı yetişkinlerin spontan ve rahat tavrının bazı yetişkinlerde olmayacağına sevinmeli miyim, üzülmeli miyim, bilemeyerek yola devam ediyorum…

* Bugünkü yazımın başlığını Cormac McCarthy’nin “İhtiyarlara yer yok” romanından esinlendim…

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Valla guzel yazmisin, kalemine saglik. Uzerinde cok kafa patlattigim bir konu; hem kendim, hem anne olduktan sonra cocuklarimin egitimi konusunda arada bir yine aklima gelen bir konudur. Tabi, insanin aklina her ezildiginde, her hakki yendiginde, her saygisizlikla karsilastiginda gelir bu, bilhassa ‘azinlikta’ isen. Ama cok defa farkediyorsun ki karsindaki de kotu niyetten degil, bilincsizlikten, egitimsizlikten yapiyor… Ha, bu bir ise yariyor mu? Yok… Gene kiziyorum! Gene cumle alemi medeni davranis dersine gonderesim geliyor, o ayri. Ama ben yinede hem kendim icin, hem ogullarimi egitmem acisindan daha yuksek bir standarda erismeye calismanin esas olmasi gerektigini dusunuyorum. Snoblukla falan alakasi oldugunu dusunmuyorum (onu da duymuslugum var cunku) ama positif bir yaklasimin insanin hem kendisi hem etrafindakiler icin faydasi oldugunu dusunuyorum. Sonucta gunun sonunda aynada insan kendi yuzune bakabilmeli….uzun donemde daha faydali ve verimli bir yaklasim oldugunu dusunuyorum. o yuzden herseye ragmen ogullarima lutfen, tesekkurler demeyi, sira kapmamayi, soz kesmemeyi, vurmamayi ogretiyorum.

    • Her şeye rağmen etik bulduğumuz yola devam ediyoruz işte 🙂
      Benim bundan daha da sinirlendiğim bir konu var aslında. Onu da patlarım yakında: Anne babası “kişilik bozukluğu” yaşayan çocukların anne babalarını “onları değiştiremeyecekleri için öyle kabul etmeleri” bekleniyor. Buna isyan ediyorum. Hayır efendim, çocuklar kabul etmezler. Büyükler, ne olup ne olmadıklarını bilerek, ellerinden geldiğince destek almak zorundalar. Yoksa bir zahmet çocuk yapmayıversinler… Grrr…

  • Elinize sağlık, oldukça ilginç bir yaklaşımla, etkileyici bir biçimde, çok derin bir yaramıza neşter atmışsınız. Fakat çözülmesi kolay bir sorun değil. Gelmişiz artık bu saygı yoksunluğunun had safhasına. Bikaç nesil kendini insan yetiştirmeye adarsa, belki iki üç nesil sonramız oldukça sagılı bir toplumda yaşama fırsatı bulur, yoksa hayal.