Eğitim Gülüş'ün Köşesi

İmge okul ile gerçek okul arasındaki farkı görmek mümkün mü?

Hayallerimizin peşinden koşarken çocuklarımızın ruh halini gözardı etmeyelim...

okul1Çocuğumuza bir okul seçerken hem olumlu söylemlerle, hem de zihnimizdeki “iyi okul” imgesiyle yönlenerek karar alırız.  Ama seçimimizi yaptıktan sonra işler ters giderse, bu kez durumu sorgulayacak cesareti bulamayabiliriz. Sıkıntıyı dile getirmekten çekiniriz. Bunun çok mantıklı bir sebebi vardır aslında: Kurumun daha güçlü olduğunu bilir, “çocuğuma takarlar” korkusuyla sessiz kalırız…

Alternatif Anne var olduğundan beri yazarlara “Okullarda yaşadıklarınızı anlatmalısınız, haksızlıklar karşısında asla susmamalısınız” diyen ben, kaderin bir cilvesiyle çocuğumun büyük bir haksızlığa kurban gitmekte olduğunu farkettim. Boynumu bükmek yerine müdacele etmeye başladığım noktada ise, çocuğuma taktılar…
Bizim hikayemiz bir okul değişikliğinin ötesinde, bir eğitim sistemi değişikliği. Bu da karar almayı iki kat daha zor kıldı. Okul değiştirmeyi seçmem, “imge okul” ile “gerçek okul” arasındaki farkı görebilmem ve çocuklarımın esenliğini hayallerimin önüne geçirmemle mümkün oldu. Zordu! Aradan bir yıl geçti ve sonucu -iyi mi oldu kötü mü- görebiliyorum artık.

Hikayemi anlatmadan önce size bir tavsiyem olacak. İnsan bir şeyi zihninde olumlu ya da olumsuz etiketlediğinde, eğer yanlış etiket koyduysa bunu fark edebilmesi çok zor oluyor. Çocuğunuzun sağlığı için size tavsiyem, okul seçiminiz ne olursa olsun, başka seçeneğiniz yokmuş gibi düşünüp kraldan çok kralcı davranan velilerden olmayın…

okul2Esneyen çocuk

Oğlum neşeli, konuşkan, sosyal, girişken biri olarak tanınır. Ama okuldaki tutumu (bana aktarıldığı şekliyle) gitgide farklılaşıyor gibiydi. Sınıfta esnemesi, yıllar içinde daha uykulu ve dalgın görünür hale gelmesi 5 yaşından beri bir sorun halini almıştı. Huzurlu ve sevgi dolu bir ailemiz olmasına karşın öğretmenleri yılda 5-6 kez Oğlunuzun bir sorunu mu var?”, “Kardeşini mi kıskanıyor?”, “Astımlı galiba!” gibi tedirgin edici ve sonu gelmez yorumlar yapmak için okula çağırıyordu bizi. Uygunsuz davranan bir öğrenci olmamasına rağmen rahatsız ediyordu sanki öğretmenlerini? Çocuğumun durumundan emin olmak için uzmanlara danışıyordum. Son tahlilde şartları zorladım, oğlanın dikkati “sınırda” çıkınca ilaç için psikiyatristin kapısını bile çaldım. Ama hepsi birden sorunun çocuğumda değil okulda olduğunu söylüyor, kurumun pedagojik açıdan yoksun göründüğünü ifade ediyor ve okul değiştirmemi salık veriyorlardı. Belki size garip gelecek ama buna inanmak, çocuğumda bir sıkıntı olduğuna inanmaktan daha zor oldu! İnsanların çocuğunu vermek için sıraya girdiği bu kurum Türk Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı değildi ve bana tavsiye edildiği gibi okul değiştirip Türk sistemine geçiş yapmak zor hatta imkânsızdı. Öte yandan, ben Avrupa’da yetiştiğim için okulun kültürüne ve yaklaşımına en kolay ayak uydurmuş ailelerden biriydik.

Biz veliler hiç tolerans göstermememiz gereken problemlere göz yumuyoruz, alternatifimiz yok zannederek. Pek çok veli gibi ben de sorunları mazur görmeyi seçiyordum, sınırlarımı zorlasam bile. Şimdi düşününce, keşke bir esnemeyi bu kadar sorun eden okulda ben de niteliksiz yönetici ve eğitimci çalıştırdıkları için olay çıkarsaymışım! Ama işte, çocuklarımı “birey” olmalarına izin verildiğini umduğum “imge” okulda okutmak istiyordum.

Tabii bu kadar anlamsız şikayetin getirdiği duygusal sıkıntının ortasında “Taş attım da elim mi yoruldu” hesabıyla, bir iki özel okulla görüşmeye gittim sonunda. İkinci görüşmemde bir cümle kaçtı kulağıma: “Nihayetinde ben, çocuğun okula sevinerek geldiğini görmek isterim. Bana bakınca gözlerinin içi gülmüyorsa biz başarısızız demektir”

Çünkü ilkokul, okul sevgisinin kazanıldığı ya da kaybedildiği yerdir!

okul3İşim sebebiyle biliyorum ki ilkokul, çocuğun okulla ilişkisinin omurgasını oluşturuyor. Sonrası çok geç. Bu yüzden eşim ve ben, iş işten geçmeden okul ve sistem değiştirmeyi göze aldık. Tabii kusur bizde olmamasına karşın rahatını bozanlar biz olmuştuk ve bu beni isyan ettiriyordu.

Çocuklarımı Türk sistemine emanet ettiğim gün, onlarla ikinci dilimi akıcı olarak konuşma hayalime de veda ettim. Bu gerçekten zor oldu benim için. Kızım, o dilde öğrendiği ve henüz unutmadığı şarkıları mırıldanırken kahroluyordum. Ama yarar-zarar dengesi düşünüldüğünde, çocuklarımın ruh sağlığı her şeyden önemliydi.

Oğlumun yeni okulunda ilk haftası kolay geçmedi. 3 yaşından beri birlikte büyüdüğü arkadaşlarından kopmuş, ilk kez saygı duruşu ve İstiklal Marşı törenine katılıp, yeni bir öğretmen ve yeni kurallarla karşılaşmıştı. Eve ağlayarak geldi. Ama ilk haftanın sonunda gülümsemeye başladı. Beşinci ayda akademik anlamda sınıfını yakaladı, üstelik sıfırdan başladığı İngilizce’den tam not almayı başararak. Akademik notlardan fazla bahsetmeyeceğim çünkü onlar gerçek başarıyı belirlemiyor! Başka neler oldu derseniz, ilk yarıyılda oğluma, onu çok mutlu eden “En İyi Dost” ödülü verildi. Ona kendini ifade etme ve kendini kanıtlama fırsatları da verilmiş olmalı ki eski okulunda ağzından dökülen “Ben güçsüzüm” türü cümleler silindi. Sınavları stressiz atlattı, internet etkileşimli ödevlerini ve sunumlarını heyecanla hazırladı. Çok şükür ki bugün oğlum, evde ve okulda aynı kişi: Gülümseyen, girişken, konuşkan, çok hassas ama kendine güveni yerine gelmiş, mutlu bir çocuk.

Bu deneyim sayesinde anladım ki, ailenin çocuk için en önemli dayanak olmasına karşın, öğretmen adeta üçüncü bir velidir! İdealist ve uygun koşullar altında çalışan öğretmen çocuğu vezir, pedagojik donanımı eksik ve iş ortamını sevmeyen öğretmen çocuğu rezil edebilir.

odev1Primum Non Nocere

Kanımca Türk sisteminin en can sıkıcı özelliklerinden biri ödevlerin yoğunluğudur. Sene ortasında oğlumun ödevleri de ona dinlenme imkânı tanımayacak kadar yoğunlaşmıştı. O dönem okula bir mektup yazdık ve bir soru sorduk, “Bu yoğunluk acaba gerçekten sağlıklı mı?”.
En iyi ihtimalle biri beni çağırıp, ödevlerin önemi konusunda demeç verirler diye düşündüm. Fakat bana “inceleme yapıldığını ve gerçekten son dönemde ödevlerin çok ağırlaştığına karar verildiğini, ödevlerin azaltılacağını, çocukların sağlığının hepimizin ortak amacı olduğunu” (!) söylediklerinde, şaşkınlıktan kalakaldım. Bir okul, ödev gibi temel bir konuda kendini sorgulama ve yenileme yüceliğini gösteriyorsa, gerçekten de niyeti “önce zarar vermemek“tir.

hqdefaultGüncel pedagoji olmazsa, ilkokul olmaz!

5 yaşındaki kızım, anasınıfı tiyatro gösterisine hazırlanırken “provalara katılacağını ama sahneye çıkmayacağını” beyan etti bir gün. Sağ olsun, bir karar verdi mi, onu tersine ikna etmek imkânsız gibidir. Ama öğretmeni kızımın bu kararını gülümseyerek karşıladı, “Siz rahat olun, bana bırakın” dedi bana.

Bir anne başka ne duymak ister ki? Bir öğretmen “Çocuğunuz niye böyle?” demek yerine “Rahat olun, bana bırakın” dediği anda ben zaten dünyanın en iyi annesi olurum! Öğretmen nasıl yaptı bilmiyorum, iki haftadan uzun sürdü, onu biliyorum. Ve bir gün kızım “Eee, ne zaman hazırlayacağız benim sahne kostümümü?” dedi.

Esneyen çocuğa ne oldu?

pri378Veli toplantısı günü, oğlumun öğretmenlerine sordum: Sınıfta nasıl? Merak ediyordum, eski okulundaki şikâyetler devam ediyor muydu? Esniyor, üzgün ya da mahsun görünüyor muydu? Genel anlamda cevap şöyleydi: “Hayır. Tersine, çok aktif. Çok konuşuyor, parmak kaldırıyor, hatta sınıftaki teknik sorunları çözerek bize yardımcı oluyor”…

Ezcümle, bu yıl ailemizde sancılı ama güzel bir değişiklik oldu. Çocuklarıma hiç okul değiştirmeden ve ikinci dilimi öğreterek eğitim verme hayalim suya düştü. Buna karşın gerçekleşecek daha büyük bir hayalim var: Okul-aile işbirliği yaparak ruh sağlığı yerinde, özgüvenli bireyler yetiştirmek!

Dipnot 1: Okulların isimlerini özellikle vermedim. Her velinin okul deneyimi farklı olacaktır. Amaç ve beklentilerimizi doğru konumlandırmamız, çocuğun ruh sağlığı ve mutluluğu için esastır. İlkokul seçerken bu yazımı da okumanızı tavsiye ederim.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Gülüş Hanım Merhaba

    Ben Akademik başarının da ölçü olduğunu düşünüyorum birinci derece de olmasa da fakat özel okulların çocuklarımızın başarılarını da net olarak ortaya koymadıklarını hem bizleri hem de çocuklarımızı yanılttıklarını düşünüyorum.5.sınıfa geçen bir sınıf da 25 kişi (sınıf mevcudu 27)takdir belgesi alıyorsa bunun da sorgulanması gerekir diyorum
    Ayrıca bir Ankara lı olarak okulunuzu da merak ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim:)

    Sevgi ve selamlar