Gülüş'ün Köşesi Kategorisiz

Doğum günü

dogumgunu1Oğlumun ilk iki yaşı aile içinde kutlandı. Özene bezene süslenmiş pastalar, birbirinden güzel giysi ve oyuncak hediyeleriyle anneanneli-babaanneli ev şenlikleriydi bunlar. Üçüncü yılını ise yuvada, sınıf arkadaşlarıyla birlikte kutlasın dedik. Okul bizden 25 kişilik bir pasta ve bir o kadar meyve suyu isteyince, “amma maliyetli oluyormuş” diye düşünerek dördüncü yaşını yeniden evde düzenledik.

Mahalle baskısı çocuğumuzdan önce biz ebeveynlerini sarmaya başladı: Oğlumun arkadaşlarının ünlü aktivite merkezlerinde yapılan kostümlü partilerine, palyaçolu organizasyonlarına konuk oldukça, aynı şeyi oğlumuz için yapmamız farz oldu. Ama yapmadık! Evet, direndik. Oğlumuzun bu yönde bir talebi yoktu, biz de küçük keyifli partilerimize devam ettik. Ama direndikçe mahcubiyet hissi artıyordu: İnsanlar ne hazırlıklar yapıp bizi çağırıyor, gidiyoruz, yiyoruz içiyoruz, ama onları geri çağıracak kitlesel bir kutlama yapmıyoruz. Ayıp değil mi!

dogumgunu2Nihayet yedi yaşında oğlum, “Bana da böyle doğum günü yapalım mı?” diye bütün nezaketiyle sorunca, daha dünden razıymış gibi “Yapalım tabii!” dedim. Yapalım ayol, bizim canımız patlıcan mı? Neyi eksikmiş benim aslan oğlumun!

Bütçe denkleştirildi, hayal ettiğimiz kitlesel doğum gününe ulaşamadıysak da oğlumun kendi seçtiği 10 kişiyi ve anne babasını ağırlamak üzere bir arkadaşımın kafesinde güzel bir parti düzenledik. Hava, parti bitene kadar güneşli kaldı. Bir Nisan günü için büyük şans! Bahçede koşup oynadılar, oğlum hiç almadığı kadar çok hediye aldı ve pastasını bir masa dolusu arkadaşıyla paylaştı. Onun için unutulmaz bir gün oldu.

Sekiz ve dokuz yaşlarını yine evde, fakat daha fazla arkadaşla kutladık. Bu arada çevremizdeki büyük partiler de küçülmeye başlamıştı (sanırım çocuk büyüdükçe doğum günlerinde kitlesel kutlama eylemleri azalıyor, çocuk birkaç arkadaşını seçiyor ve onlarla daha kapalı, daha butik etkinlikler yapılıyor).

Ve geldik on yaşınaaa…

dogumgunu3On yaş. 10 yaş. Tek sayılı yaşlardan çift sayılılara geçiş. Çocuğun her zaman hatırlayacağı yıllar… İşte bu güzel dönüm noktası için gerçekten harcama yapmaya değer, diye düşündüm. Daha bir yıl öncesinden kurgulamaya başladım. Doğum günü partisi yerine baba-oğul için bilet alsam, İstanbul’a gitseler, şu çocuklara yönelik uzay eğitim merkezinde birkaç gün geçirseler, nasıl olurdu mesela? Ya da sihirbazlı, canlı müzikli büyük bir parti mi organize etsem? En sevdiği arkadaşlarını, hatta İstanbul’dakileri de Ankara’ya çağırsam, büyük bir sürpriz olsa?

Böyle böyle düşünürken süre kısalmaya başladı. Oğlumla fikirlerimi paylaştım. Hepsine “olur” diyordu. Derken projelerin arasına ona bir bilgisayar alma fikri girdi. Teknisyen kafalı oğlum, elinde üçüncü el bir bilgisayar olmasına rağmen diğer bütün planlara bu yeni planı tercih edecek kadar heyecanlandı. Fakat sonra, “Ben şimdilik idare ediyorum, isterseniz daha sonra alabilirsiniz” diyerek bu planı da askıya aldı. Wii dedik, X-Box dedik, ama baktık ki TV odamızda bu oyunları oynayacak alan yok. “Olsun anne” dedi benimki, “Zaten ileride bu oyunlar bilgisayara entegre edilecek, sonraki yıllarda yeni bir bilgisayar almak daha akıllıca”…

Öyle mi, böyle mi, derken doğum günü geldi çattı! Ortada ne alınmış bir uzay üssü bileti, ne bir bilgisayar, ne Wii, ne X-Box… Sadece birkaç kıyafet ve son dakikada, resmen elimiz boş gitmeyelim diye aldığımız bir robot köpek.

dogumgunu4O akşam oğlumla mütevazi doğumgünümüzü kutlarken bir şey anladım. Oğlum, bütün bunları düşünmüş, ölçüp biçmiş, kimi fikirleri elediği, kimilerini ise ertelediği için tatmin olmuştu. Bu doğum günü dediğimiz şeyden devasa beklentileri olan, biz yetişkinlerdik, çocuk değil! Halinden gayet memnun, seçtiği limonlu pastayı mideye indirirken bize kutlamanın maddi değil, manevi olarak yapılması gerektiğini hatırlatmış oldu. Nice güzel yıllara, çok özelsin sen oğlum!

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız