Eleştiri Gülüş'ün Köşesi

Müdahalenin doğallığı üzerine

Ne doğru, ne yanlış? Çocuk yetiştirmek, hiç son 6 yıldır olduğu kadar karmaşık görünmemişti!

DOGAL2Ebeveynleri büyüleyen bir kelimedir, doğallık. Doğal doğum, doğal çocuk, doğal beslenme, doğal eğitim, doğal yaşam… Kullana kullana onu öyle bir mutasyona uğrattık ki kelimeyi, doğallık = müdahalesizlik = güzellik = ölümsüzlük gibi garip eşitlikler ortaya çıktı son zamanlarda! Peki ama, “doğal” deyince aklımıza gelen o yeşil yaprak, o ahşap ev, o güneşli gün, o kırlarda koşan çocuklar ve şu geri dönüşüm işareti… Tüm bunların gerçek doğayı, yaşantımızın doğasını ve bizi insan yapan doğamızı ne kadar temsil ettiğini hiç düşündünüz mü? İdealize edilmiş, doğasından uzaklaştırılmış bir doğanın peşinde koştururken, “ideal çocuk yoktur” diye gururla ilan ederken, hala bir idealin peşinde koşturduğumuzu ne zaman fark edeceğiz?

Özünde benim de desteklediğim “çocuğa müdahale etmemek” felsefesinin daha yurdum insanınca özümsenemeden çarpıtılmaya başlanması beni gerçekten üzüyor. Çocuğa bilinçli olarak müdahale etme-me-nin de bir müdahale olduğunu, “doğal” biçimde yapılamayacağını, kontrollü bir çaba gerektirdiğini gözardı etmiş gibiyiz. Ve tabii, şuursuz müdahalesizliğin bir başka tür çocuk istismarı biçimi olacağını! Annenin bu konularda farkındalık yaşamasını sağlamadan onlara doğal olma öğütü veren yazarlar arasında ne yazık ki sadece saf blogger’lar değil, uzmanlar da var. Bu uzmanların uzmanlıklarını nasıl aldıklarını merak eden uzmanlarımız var. İç çekerek okuyorlar o yazıları. Ebeveynlere basit ve evrensel iki kuralı anlatmak yeterince zor iken, suları bulandıran bu yazılar sayesinde daha da zorlaşıyor. Çocuk yetiştirmek, hiç son 6 yıldır olduğu kadar karmaşık görünmemişti!

“Kendi haline bırakmalısınız çocuğu. Müdahale etmemelisiniz. Bırakın hayat aksın gitsin, neden kasıyorsunuz? Doğal olun.”

Bu güzel sözlerin arasında hangi babayiğit çıkıp “Doğal olmayın” der? Doğal bir tanedir, doğru bir tanedir. Ancak kelimelere yüklediğimiz anlamlar, görüneni çarpıtabilir…

DOGAL1Anneniz sizi doğal doğumla mı doğurmuştu? Benim anneme, sancıya katlanabilsin diye kontrol altında oksijen veriyorlarmış. Yahu bırakın kadın doğursun, ne müdahale ediyorsunuz? Fatma, küçük oğlunun poposuna şaplağı yapıştırınca anneannesi, “Ne vuruyorsun Fatma, çocuk o!” demiş. Müdahale etme anneannesi, doğal olan Fatma’nın tavrı değil mi? Ne o? Yoksa doğallığın da bir sınırı mı olmalı?

Çocuğumla “doğal doğal” konuşarak bazı eşyalarımı kullanmamasını istersem onu yaralarım. İstemeden. Ama belli bir teknik kullanarak derdimi anlattığımda onu incitmeden onunla anlaşabiliyorum. Bir parça yapaylığı göze almak karşılığında bu mümkün oluyor. Kendi annemle babamın da uzun süre benimle dalga geçtiklerini zannedip gücendiğim, hatta aşağılık kompleksi geliştirdiğim oldu. Kompleksimden kurtulmam için büyümem, çok büyümem gerekti. Keşke biraz pedagoji okusalarmış. Ne gerek vardı bu kadar “doğallığa”?

Doğal beslenme mi, hangi doğallıktan bahsediyorsunuz? Yurdagül’ün kedisi Mırnav yeteri kadar su içseydi bugün hayatta olurdu. Ama Yurdagül müdahale etmedi, Mırnav da suyunu bir türlü içmedi. “İçinden geldiği gibi”, müdahalesiz beslenerek öldü.

Selim çocuk sebze sevmiyor, organiğini bile! Ne yapsak?

Etrafınıza bakarsanız, ömrünüzün 40’lı yaşlardan 110’lu yaşlara uzamasını, bu yaşam tarzınıza borçlu olduğunuzu fark edebilirsiniz. Her ne kadar artan bazı hastalıklar yüzünden endişeli olsak da, “kötü”lerin ilaç satmak için hastalık ürettiğini düşünsek de, yarar-zarar dengesini kurmak için bilime “tü kaka” dememiz gerekmiyor. Diyemiyoruz da zaten. İyisi mi, gelin, en zor olanını yapalım: Doğamızı olduğu gibi kabul edip, kendimizi ve çocuklarımızı insan doğasına uyumlu, yani kontrollü bir kontrol ile, dengeli yaşatmaya çalışalım.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

3 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Anlam karmaşası oldu kafamda 🙂 doğal olan çocuğumuza kendi bildiğimiz gibi davranmak olabilseydi keske. Ama olamıyor çünkü hepimiz son yüzyıldır sistem eliyle çarpıtılmış bir çocuk yetiştirme biçiminin izleri ile büyüdük. İnsan doğasından uzaklaşalı öyle uzun zaman geçti ki… kendi haline bırakmak doğal değil, doğal olmayana yöneltmek demek oluyor bu nedenle. Bizim yapmamız gereken kendi yaralamızı sarmak. Sarmadan doğalımıza dönemeyiz. Çocuğun doğal gelişimine zarar veren yerleşik dilden kurtulmak gerek.. doğal olanı bulmak için çok düşünmek çok öğrenmek gerekiyor. İçgüdülerimizi kaybettik. Çocuklarımızın İçgüdüleri ise zaten sistem ve yerleşik ebeveynliğin, aldığımız ve aktardığımız yaraların saldırısı altında.. kendi kişisel gelişimimizi tamamlamadan, kendi içimizdeki çelişkileri gidermeden, kendimizi anlamadan… doğal olana erişmek mümkün mü? Örneğin emzirme ile ilgili duygularımızı çözmeden, bebeğimizin yakşamının ardını incelemeden doğal olduğuna karar verdiğimiz bir erkenden bıraktırma ya da uzun uzun emzirme kararını nasıl verebiliriz? Önce kendi görüşümüzü netleştirmememiz gerek.. anne babalık artık çok zor. Umarım çocuklarımız kendini iyilrştirmek zorunda kalmaz.. teknik çalışmak zorunda kalmaz. her şey kendiliğinden olur.. biz şimdi barışçıl bir dil öğrenmek zorundayız onları yaralamamak için. Birisi kitabını yazınca adı teknik oluyor ama değil.. insanın doğası işte o barışçıl dilde yatıyor aslında. Bizim önce bunları öğrenmemiz gerekiyor.

  • Mesele neye müdahale edip neye etmeyeceğini seçebilmekte.. bebeğin yürümeyi kendi öğrenecekken onu tutup yürütmek onun kendine ait olacak başarısını almaksa elinden.. müdahale etmem. Kendiliğinden olabilecek gelişimleri zorla eğitim haline getirmem örneğin.. destek gerekiyorsa desteklerim ama bunu beklentiye çevirmem.. öte yandan sistem çarpıklıkları, medya, reklamlar, GDO lar sarmışken etrafımı, her şey benim dışımda çocuğuma müdahale ederken.. nasıl ben bu müdahaleye müdahale etmem? çocuğumu sistemin sentetik doğal akışına bırakmış olurum o vakit. Zaman hepimizin neye müdahale edeceğini seçme zamanı bence.

    • İşte bütün bu söylemlerde ucu açık bırakılan her söylemi anne, kendi haritasına göre yorumluyor. Kendiliğinden olabilecek gelişimler bunlardan biri. Çok güzel yorumlar Şule, teşekkür ederim.