Kategorisiz Tatil

Sorun çocuklarda değil, annelerde!

Hem çocuklu hem de keyifli yolculuklar ne zaman başlar?

5938686651_0a8ee09737_oGeçen ay çocuklarla kısa bir tatile çıktım. Elif Kalkan’ın “Tabletsiz tatil mümkün” yazısından esinlenerek hem çocuklar için iPadsiz hem de benim için cep telefonumdan uzak bir tatil oldu. İkisi mis gibi oluyormuş ve çok da dinlendirici oldu! Ancak 4 saatlik deniz otobüsü dönüş yolculuğumuz boyunca önümüzde oturan yaklaşık iki yaş civarındaki kız sürekli ağladı. İlgilendiğim çocuklar genelde üstümde kalıyor ve iki tane bana da yeter diye görmezlikten gelmeyi tercih ettim. Diğer yolcular da öyle. Annesi ile teyzesi onu hep aynı şekilde teselli etmeye çalıştı. Ya eline ağzına yiyecek tıkarak ya da “Sus. Abi kızıyor. Sus. Abla kızıyor. Eve gelince seni bir odaya kapatacağım.” diyerek. Bu korku senaryoları karşısında kendimi zor tuttuğum anlar oldu elbette. Ama kavga etmek ya da ukala gibi görünmek de istemem açıkçası. O yüzden sustum. İskeleye varmak üzereyken iki sıra arkamızdaki biri “Türk çocuklarımızda bir sorun var. Bak bunlar yabancı ve hiç sesleri çıkmadı.” dediğini duydum. Cevabı dilimin ucundaydı; sorun çocuklarda değil, annelerde diye…

Küçük çocuklarla bir kaç saatlik CIMG1845yolculuk tabi ki kolay değil. Ama zor geçmesine de genelde gerek yok! Benimkiler 5 ve 6 yaşlarında erkek ve oldukça hareketliler. Buna rağmen dört saat yerlerinde oturmayı başarıyorlar. Evet, ben de her seferinde buna şaşırıyorum. İki yıl önceki uçak yolculuğumuzu da sorunsuz atlatmıştık aynı şekilde. Üstelik ellerinde iPad olmadan. Nasıl mı? Benim onlarla ilgilenmem sayesinde. Elimde bir kitap ben keyfili bir yolculuk geçirirken çocuklarım bağırmadan, kavga etmeden, sıkılmadan saatlerce kendi kendilerine oyalayacaklarının hayalini kurmuyorum. En azından bir kaç yıl daha…

Biraz planlama…

Onlarla ilgilenmem aslında yolculuktan önce başlıyor. Çünkü birlikte neler oynayabileceğimize, hangi kitabı okuyacağımıza karar veriyoruz. Onlar kendi çantalarını da hazırlıyorlar. Fotoğraf makineleri, hikaye dinlemek için mp3 aleti, iskambil kağıtları, arabalar, vs.

Yolculuğun ilk yarım saati zaten heyecanla geçer. Şu ne, bu ne, kaptan nerede, mürettebat ne yapıyor, vs gibi sorulara birlikte cevap buluyoruz. Ardından dışarıda neleri gördüğümüzü konuşuruz. Hazır konuşma modundayken daha önce bana sorup cevaplamam uzun süren konuları ele alıyoruz. Çünkü bunlar uzun yolculuklarda vaktin geçmesi için biçilmiş kaftan gibiler! Bu sefer, yolculuğumuzdan birkaç gün önce  Pippi Uzunçorabın Almanca versiyonundan bir kelimenin çıkartıldığını duymuşlardı. “Negerkönig” yani “Zenci kralı” neden artık kullanılamadığını izah etmek bir cümlede mümkün olduğu gibi kölelikten başlayarak ırkçılığı anlatarak da mümkün. Ben ikincisini tercih ederim. Çocuklar zaten bilgiye aç, ilgiyle dinleyip bolca soru da sorarlar.

Biraz hayal gücü…

Çocuklarımın sevdikleri ve ilgilerini çekebilecek şeyleri yanımıza aldığımız için neler yapmak istediklerini genelde kendileri biliyorlar. Sonra kitap okurum. Uzun bir kitap. Bu sefer Kokosnuss kitaplarından henüz okumadığımız bir taneyi okudum. Arkamızda oturan çocuk benimkilerden bir kaç yaş büyüktü ama dinlemek için elindeki cep telefonunu kenara kaldırıp koltuğuma kafasını dayadı! Ardından resim ve video çektik, daha önce çektiklerimize bakıp ayıkladık. Tabi ki erzak çantamız da yolculuklarımızın vazgeçilmezlerden! Oğullarımda en ufak sıkılma hissi duyduğumda bir meyve suyu, kurabiye ya da meyve molasını veriyoruz.

Biraz da pozitiflik…

Ancak tüm bunları yaparken bence doğru zamanlama çok önemli. Oyun ortasında yeni bir şey teklif etmek onları hem böler hem de –ne güzel- meşgul oldukları süreyi kısaltır. Kavga ya da sıkılma sezdiğimde yeni bir uğraşa geçmek için daha doğru bir zamandır. Zamanlama kadar kullandığımız dil de önemli bence. “…yapmak ister misin?” gibi hayır cevabı verebilecekleri sorulardan kaçınmak lazım. Yerine “hadi şimdi bunu yapalım” demek daha cazibeli. Hem de birlikte yapılacak bir şeye zaten genelde itiraz etmezler. Diyelim oturarak bir oyun seçmediler, kalkıp oynamak istiyorlar. Burada da hayır diyerek keyif kaçırmak yerine “evet” derim. Ancak onlara bir davranış çerçevesi çizmeyi de ihmal etmem. Örneğin, “Evet kalkıp dolaşabilirsiniz tabi ki. Lütfen bağırmadan ve koşmadan dolaşın çünkü burada koşmak tehlikeli olabilir ve bağırarak oynamanız diğer yolcular için pek hoş olmaz.” “Neden” diye sorarlarsa, empati duygularına başvurarak örnek veririm. Kendilerini kaptırdıkları anda ise onlara kızmak yerine yine bir meyve molası veririm. Lavaboya gitmek isteyene artık büyük çocuk olduğunu gösterme fırsatı tanırım ve tek başına gitmesine izin veririm. Böylece dört saatlik bir yolculuk bile iPad olmadan stressiz ve aslında hızlıca geçti. Anlayacağınız, çocuklu yolculuk çok da zor değil aslında. Biraz hayal gücü ve planlama gerektirir sadece…

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız