Bu 5 tavsiyeyi dinlemeyin!

Bilinçli bir ebeveyn olarak farklı bakış açılarını araştırdığınız için öncelikle kendi adıma teşekkür ederim. Bundan birkaç yıl önce anne olduğumda benim de amacım çocuklarımın mutlu, özgüvenli yetişkinlere dönüştüğünü görmekti. Hem Doğu’da, hem de Batı’da yaşamış biri olarak, çocukların farklı ortamlarda farklı sorunlarla büyüdüğünü gözlemleme şansım olmuştu. Bir araştırmacı yazar olarak yıllarca deneyimli uzmanlarla çalıştım, çalıştıkça daha çok sorgulamam gerektiğini anladım. Sormaya cesaret edilemeyen soruları sordukça gözümün önünde şekillenen manzara, beklediğimden farklı çıktı…

Bazı tavsiyeler ilk bakışta doğru gibi gelseler de, aslında gerçekçi olmayan, olağanüstü yüksek beklentiler içeriyorlar. Bizler çocuk aşkına bu talepleri karşılamak için didinirken yetersizliğimiz karşısında daha bir gerginleşiyor, daha çok endişeleniyor, doğal olmayan davranışlar geliştiriyoruz.

#siekonuşmaları

Deneyimli uzmanların ebeveynlerle el ele yürüttüğü Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik çalışmaları her devire, her kültüre ve her kişiye farklı bilgiler aktarmanın gerekliliğini vurguluyor. Faaliyetlerine Türkiye’de başlayan  S.İ.E., bu yıl Avrupa’da gerçekleşecek etkinliklerle devam edecek. Bu oluşumun bize kazandırdığı, doğru bilinen yanlışları ortaya çıkarıp güncellemesi.
Bu yazımda bu güncellemelerden beşini ele aldım. Her tavsiyenin altına, bilmemiz gerekenleri ekledim.

1.     Bağırmayın

“Çocuğunuza bağırmayın” tavsiyesinin amacı, ebeveyni çocuğuna bir nev-i şiddet uygulamaması için uyarmaktır. Kimi uzmanlar bağırmanın vurmak kadar yoğun etki yarattığını iddia eder. Konuya çocuk hakları ve saygı çerçevesinden bakarsak bağırma eyleminin sıkıntı yarattığı aşikâr bir durumdur.

Uygulamada, öfkelendiği zaman sesi yükselmeyen insan sayısı çok değildir. Pek çok kültürde ve ailede sesini yüksek kullanmak normal kabul edilir. Burada bilmeniz gereken şudur ki; Bağırmamak adına sesini kontrol etmeye çalışan ama beden dili öfkesini ele veren ebeveynin yarattığı olumsuz etki, bağıran ebeveynin yarattığı etkiden çok daha kötüdür.
Bağırma eyleminin arkasında nasıl bir durum, nasıl bir çevre ve nasıl bir kişi var? Buna bakmak gerekir.
ABD’li eğitimciler Adele Faber ve Elaine Mazlish, çocuğunuza olumsuz geribildirim yaparken en doğal ses tonuyla konuşmanız gerektiğini anlatırlar: Eğer çocuğunuz kabul edilemez bir davranışta bulunduysa ve sinirlendiyseniz, bunu içinize atmayın.

Doğrusu ne?

Öfke kontrolü sorunu yaşıyorsanız yapmanız gereken profesyonel yardım almaktır. Bunun dışındaki durumlarda dozu aşmadığınız sürece sesinizi yükseltmeniz gerekli ve sağlıklıdır! Ses tonunuzdan ziyade, bağırırken ağzınızdan çıkan sözleri kontrol edin. Doğal tavrınıza eklemeniz gereken, etkili iletişim becerileridir. “Sorumsuzsun!” diye bağırmak yerine kişiliğe gönderme yapmadan sorunu tanımlamayı ve beklentimizi bildirmeyi öğrendiğimizde, opera yeteneğinizi ortaya çıkarmak için engel kalmayacaktır!

2.     Ağlatmayın

Bu tavsiyedeki amaç bebeklerin yegâne ifade biçimini, çocukların da duygularını dikkate almak gerektiğini vurgulamaktır. Bu tavsiye çok didaktik çocuk büyüten bir Batılı anneye ya da hasbelkader bebek sahibi olmuş, ne yapacağını bilmeyen bir genç anneye verildiğinde işlevsel olabilir. Ancak Türk annesine -o çocuğuna kıyamayan, saçını süpürge eden, çocuğuna kurban olan kadına- “çocuğunu ağlatma” demek, ona hakaret etmekten farksızdır. Bizler zaten çocuğun ağlamasına dayanamayız ki! Bizim başımıza ne geliyorsa çocuğun ağlamasından değil, ağlamaması için her şeyi yapmamızdan gelir zaten.

Doğrusu ne?

Çoğu zaman çocuğun ağlamasına izin vermek, ağlamaması için çabalamaktan daha sağlıklıdır! Aslına bakarsanız bizlerin ağlamaya verdiği aşırı tepki, çocuğun daha fazla ağlamasına sebep olabilir ve ona, istediğini ağlayarak elde edebileceğini öğretebilir.

Ağlama eyleminin nasıl bir ses tonuyla, nerede ve nasıl bir karakter tarafından yapıldığına bakarak, çocuğun ağlamasının sorun olup olmadığına daha sağlıklı karar verilir. Eğer ağlama sesine hiç dayanıklılığınız yoksa ya da her ağlamanın çocuk için travmatik bir deneyim olduğuna gönülden inanıyorsanız, iyi bir uzmandan destek almanızı tavsiye ederim. Özellikle uyku eğitimi için bu önemlidir çünkü uyku eğitimi, iliklenen ilk düğme gibidir: İlki yanlışsa, diğer düğmeler de yanlış iliklenecektir. Kişisel endişelerinizi çocuğunuza yansıtma ihtimalini bertaraf ettiğinizde, hayatın kolaylaştığını görüp rahatlayabilirsiniz.

3.     Ödülsüz ve cezasız eğitim verin

“Ispanağını bitirirsen seni sinemaya götürürüm” ya da “bitirmezsen sinemaya götürmem”, tuhaf, anlamsız bir ödül ve ceza örneğidir. Bu yaklaşım sürdürülebilir değildir çünkü bir gün bir çocuk “umurumda değil” deyiverir. “Bir daha o sözü söylersen şaplağı yersin” derseniz, bu kez şiddet ile tehdit etmiş olursunuz ki çocuğunuza bunu öğrettiğinizde o şaplağı torununuzun, hatta gelininizin de yediğini görebilirsiniz.
Son yıllarda ödülün, dikkati pekiştirilmek istenen davranıştan (sebze yemek gibi) başka bir yere (sinemaya gitmek gibi) yönlendirdiği; cezanın ise öğrenmede etkisi olmadığı görüşünden yola çıkılarak “ödülsüz ve cezasız” başlığı altında bir takım tavsiyeler veriliyor. Çocuğun kendi kendini doğru yöneteceği umularak ödül, ceza, tehdit gibi yaklaşımlardan vazgeçmek gerektiği anlatılıyor. Bu bakış açısı çok heyecan verici, çok romantik, çok da… ütopik!

Afedersiniz ama, doğada olan bir şeyi yok etmeye çalışmak ne zamandan beri mantıklı oldu?
Günümüzde doğallık, “mükemmelik” ile eşanlamlı sayılıyor ve bu anlayış ebeveynleri aşırı titiz, aşırı hassas davranarak gerçekdışı bir dünya yaratma çabasına sokuyor. Size bir haberim var: Afet, travma, ölüm, zehir, ödül, ceza… Bunların hepsi doğal! Mükemmellik ise doğal değil, sağlıklı da değil, sürdürülebilir de değil.
Yemeğinizi yemezseniz aç kalırsınız. Zamanında yemek yememenin cezası aç kalmaktır. Odayı dağınık bırakmanın cezası, kaybolan eşyalardır. Derslerinizi düzenli çalıştığınızda sınavınız iyi geçer. Demek ki çalışmanın ödülü, başarıdır. İsmini beğenmeyebilirsiniz ama insan beyni kendini bildi bileli bu sistemle çalışıyor…

Doğrusu ne?

Adele Faber ve Elaine Mazlish, davranışla birebir ilişkisi olmayan ödül ve cezaların işe yaramadığından bahseder. Sonuçta ıspanak yemek başka, sinemaya gitmek bambaşka şeylerdir. Bambaşka sebeplerden ıspanak yenirken, bambaşka ihtiyaçlarla sinemaya gidilir. O halde çocuk iki farklı unsur arasında bağlantıyı kuramayacak, haksızlık hissedecek, öfke biriktirecektir. Bununla birlikte çocuğun beden sağlığı (yeterli miktarda sebze yemesi) bu önemli konuda hala söz sahibi olması gereken ebeveynin kontrolü altında olmalıdır ve ebeveyn bunu, her iki tarafı memnun edecek bir anlaşmayla yapmayı öğrenmelidir (iletişim becerileri!).
Demek ki sorun “ceza” ya da “ödül” değil, bunların sebep-sonuç ilişkisinin kurulmaması ve/veya şiddet içermesi ile ilgilidir.

Psikolog Hüseyin Abay, “Kusursuz bir dünya, normal değildir” der, ceza ilke ve işlem yollarına uyulduğu müddetçe cezanın olumlu işlevi olan bir kontrol tekniği olduğunu söyler ve ekler: İyi bir ilişkinin temeli, saygıdır.

4.     İçgüdüleriniz size doğru yolu gösterir

Çocuk uyumadı, ağlıyor. Kitapta diyor ki her ağlamada kucağına alma. Hislerim diyor ki,  al yatağına, birlikte uyuyun. İçgüdülerimi dinliyorum. Ne olur sanki az uyusam, ne olur sanki kocam salondaki kanapeye geçse, ne olur çocuğum bensiz uyuyamayacak hale gelse?
Kararı veren içgüdülerimiz, kararın savunmasını yapan mantığımız…
Son yıllarda birbiri arkasına yayınlanan kitaplar, sosyal medyada uçuşan karşıt fikirler anneleri serseme çeviriyor. Kişiye uygun tavsiyeler hayatı kolaylaştırırken, gereğinden fazla bilgiye sahip olduğumuzda anne sıfatımızla kendimizi doğru yönetemiyoruz.

Doğrusu ne?

İçgüdülerimiz bizi her zaman doğru yönlendirmez çünkü medeniyet devrinde dünya düzeni içgüdülerle yürütülmüyor: Erkekler içgüdüleri istedi diye sokakta beğendikleri kadını köşeye sıkıştırıp öpmeye kalkmıyorlar, içgüdülerimiz “vur bir tane” dedi diye bizi kızdıran çocuğumuza da vurmuyoruz… Uyku konusuna dönecek olursak; Bebeğin doğduğunda annenin bedeninden çıkma sebebi, bağımsızlığı öğrenmeye hazır olması. Buna ikna edilmesi gereken kişi, anne. Anne ikna olduğunda, kendi yatağında uyuyan sağlıklı bir bebeğe sahip olacak. İnanmak için denemek lazım, denemek için inanmak…

“İçgüdülerinize güvenin” tavsiyesindeki amaç, size sunulan bilgiyi düşünmeden doğru kabul etmemeniz gerektiğini anlatmaktır. Çocuk yetiştirmeyi sağlıklı biçimde kolaylaştırmak için size gereken, bilimsel bilgiyi sağduyunuz ile harmanlamaktır. Kalbimiz, aklımızla etkileşimde olmazsa sağlıklı sonuca ulaşamayız.

5.     İyi ebeveyn, çocuğunu hayat boyu koruyandır.

Toplumumuzda doğduğu andan itibaren varını yoğunu çocuğuna adayan, bebekken uyusun diye geceyarısı arabayla turlar atan aileler, sırf çocuk istedi diye bıyığını kesen babalar, “üşümüyorum” dese dinlemeyip onu kat kat giydiren anneler var. Biz ebeveynler korumacılığın dozunu fazlaca kaçırmış bulunup, bu tavrımızı çok sağlıklı ve gerekliymiş gibi birbirimize dayatıyoruz. Çocuğu için kendini kurban etme, Türklere ait bir gelenek. Reklamlarda örnek gösterilen bu ebeveyn “ideal” olarak değerlendirildiğinde, herkesin ulaşmak için çırpındığı model haline geliyor. Oysa iletişim kuramayan eşler, her şeye burnunu sokan kaynanalar, mutsuz cinsel hayatlar, çocukla birlikte annenin kurallarını delen babalar, hep çocuğunun yaşıyla orantısız koruyup kollanmanın sonucu…

Doğrusu ne?

İyi anne çocuğunu koruyup kollayan değil, çocuğuna kendini koruyup kollamayı öğretendir. İyi anne, çocuğunun kendisininkinden farklı duygu ve düşünceleri olabileceğini görmeye açıktır. Üşümeyen çocuğu kat kat giydirmemek için emek verir. İyi baba bıyığını çocuğu için kesmez çünkü sadece onun isteklerinin geçerli olmadığını öğrensin, buyurgan olmasın ister. İyi ebeveyn çocuğu kendi uzantısı gibi görmez, sonsuza dek yanıbaşında kalmasını istemek yerine, nereye giderse gitsin hayatta kalması için büyütür onu.

Haritanıza bakın, size uyan tavsiyeleri görün!

Zaman zaman ön plana çıkarılan bu tür tavsiyelerin ortak noktaları, sürdürülebilir olmamaları. Size, içinde yaşadığınız döneme, kültüre ve kişiliğinize uyumlu tavsiyeler gerekiyor.

Anne-baba olarak karşılaştığınız sorunları Annelik Haritası isimli bir oyunla değerlendirebileceğinizi, dahası, haritanızda kendi sürdürülebilir çözümlerinizi bulabileceğinizi biliyor musunuz?
Tıklayın ve görün!

Eğer Annelik Haritası’na uzanan bu yolda neden yürüdüğümü, yani benim hikayemi daha çok merak ediyorsanız, o zaman lütfen okuyun.

escort bayan istanbul escort mersin escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort beylikduzu escort bakirkoy escort porno izle porno sex hikayeleri