Çocuk Psikolojisi Eleştiri

Ya siz, niye şu arkadaşın yanına gitmiyorsunuz?

Plajdayız. Biraz uzağımızda bir grup Alman güneşleniyor. Oraya gitmeye, onlarla konuşmaya hiç ama hiç merakım yok. Tıpkı onların, çocuklarımla Almanca konuştuğumu duyarlarsa, bize gelmeyip “Ah siz de Almansınız, ne güzel, bize katılsanıza!” demeyi akıllarından geçirmedikleri gibi.
Yoksa siz, mesela Paris’i gezerken, parkta bir çiftin Türkçe konuştuğunu duyduğunuzda yanlarına gidip “Merhaba! Ben de Türküm, birlikte çay içelim mi?” mi diyorsunuz? Bunu yapmayacağınızı düşünüyorum.

Nereye varacağımı tahmin etmeye başladınız mı? En iyisi size bir örnek daha vereyim.

Eşinizle pikniğe gidiyorsunuz. Bir kız kardeş, bir abla ve -diyelim- bir de yenge size eşlik ediyor. Biraz yiyip içtikten sonra birkaç metre uzağınızda bir grup erkek fark ediyorsunuz. Eşinize “Hadi, sen git onlarla takıl. Burada bizimle sıkılıyorsundur, onlarla daha güzel muhabbet edersin.” diyor musunuz? Sanmıyorum! Deseydiniz, eşiniz muhtemelen size tuhaf tuhaf bakıp “İyi misin sen? Tanımadığım adamlarla ne işim var yahu?” diye karşılık verirdi.

Çifte standart

Eh, artık kesin anlamışsınızdır!
Biz bu hareketten hoşlanmıyoruz. Bunu yapmak aklımızdan bile geçmez.
Peki, çocuklarımızın hoşuna gideceğini neden var sayıyoruz?

Biz yetişkinler birbirimize göstermediğimiz bu hareketi neden sürekli çocuklarımıza yapıyoruz? Bir ortama girdiğimizde anında çocuklarımıza olası bir oyun arkadaşı gözümüze kestirip onunla oynaması için neden zorlamaya başlıyoruz?

Tabi ki 2-3 yaşındaki çocuklardan bahsetmiyorum. O yaştaki çocukları elinden tutup yaşıtların yanına götürüp birlikte oynamamız gereken yaşlar. Ancak, kendilerini sözsel sorunsuzca ifade edebilecekleri ve anaokuluna gittikleri andan itibaren durum değişiyor. Onların yanlarında olmayıp bu işi tek başına halletmelerini bekliyoruz. Hem de bizim istediğimiz zamanda! Bu yönden bakılınca kulağa biraz tuhaf geliyor, değil mi?

Kişiliğe ve duygulara saygı

Çocuklarımıza kiminle ne zaman oynayacaklarını kendilerine bırakmamız daha hoş olur. Sıkılıp bizi sıkıştırma pahasına olsa bile. Hoş olmanın yanı sıra hiç tanımadığı bir çocukla oynamalarına zorlamayarak çocuklarımıza, kişiliklerine saygı duyduğumuzu da göstermiş oluruz.

Bir adım daha da ileri gidenlerimiz var. “Niye o arkadaşın yanına gitmiyorsun? Korkuyor musun yoksa?” diye başlayan cümlelerle çocuklarımızı küçük düşürüyor ve daha da çekinmesine neden oluyoruz diye düşünüyorum. Ayrıca, o yabancı çocuğa neden “arkadaş” diye hitap ediyoruz? Ne zamandan beri bizimle aynı ortamda bulunan herkes bizim arkadaşımız oluyor? Olmuyor tabi ki. Ama konu çocuklarımıza gelince arkadaşlık kavramı enflasyona uğruyor. Oysa arkadaşlık kavramı, kazanılması ve hak edilmesi gereken bir şeydir. Çocuklarımız için de farklı değildir. “Oradaki çocuk”, “mavi tişörtlü çocuk” gibi tarifler kullanmamız daha iyi olur bu nedenle.

Şahsen ben, çocuklarımı kimseyle oynamak konusunda zorlamıyorum. Bu benim için çocuğumun kişiliğine ve duygularına bir saygı göstergesidir. Çocuğum tanımadığı bir çocukla oynamak istiyorsa, önce benden izin alır, ardından da o çocuğa gidip sorar. “Benimle bunu şunu oynamak ister misin” ya da “Bende sizlerle futbol oynayabilir miyim?” gibi. Bazen de “boş ver sormayacağım, vazgeçtim” der. “Neden?” sormakla yetinip onun kararını gerekçelendirmesini teşvik ediyorum, ama bundan daha fazla da karışmıyorum. Çünkü kararına saygı duyuyorum. Tabi ki hareketlerin sonuçları olacağını, bunların neler olduğunu ve bunlara katlanmasını da öğreniyor bu şekilde. Zaten bensiz gayret güzel hallediyor bu işi. İlk zamanlarda arada sırada “benimle gelir misin?” diye sordu elbette, ama bu iki üç defadan fazla olmamıştır.

Ebeveyn olarak bizim işimiz çocuklarımıza yol göstermektir. Onların yerine yoldan gitmek ya da onları bizim seçtiğimiz yoldan gitmelerine zorlamak değildir. Bazen kendimizi kaptırabiliyoruz elbette.
Bunun için arada sırada hatırlamamızda fayda var: Biz, onlara yol göstermekle yetinelim!

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız