Gülüş'ün Köşesi Kategorisiz Kitap

Annenin Ruh Halleri

Mehmet Teber kuşaktan kuşağa, deneyimden deneyime, kişilikten kişiliğe annelik hallerini irdelerken, bir yandan da babayı görev başına çağırmış…

teber1  Bana, annelik üzerine ilk yazılarını Alternatif Anne’de yazmaya başladığını ve Anneliğin Ötesinde‘den de faydalandığını belirten Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber’in Hayykitap yayınevinde yayınlanan “Annenin Ruh Halleri” kitabını heyecanla okudum. Anneliği çok farklı açılardan ve çok kapsamlı olarak ele aldığı bu kitap kuşaktan kuşağa, deneyimden deneyime, kişilikten kişiliğe annelik hallerini irdelerken, mütemadiyen babayı görev başına çağırıyor…

Mehmet Teber, modern annenin yaşadığı duygusal ve fiziksel yükü görüyor. Anneliğin artık bir nev-i uzmanlık gerektirdiğini, çocuk doğuran her kadının neredeyse bir psikolog kadar donanımlı olmasının beklendiğini, böylesi bir yükle kaş yaparken göz çıkarıldığını üç nesil anne arasında karşılaştırma yaparak anlatıyor. Aşırı bilgi yüklenmiş olmamız bir yana, medyanın yaydığı annelik algısının yüzeyselliği de endişe veriyor. “Bizim evde fazla TV açmıyoruz” diyecek olsak, medya baskısından uzak çocuk yetiştirmek bile kendi içinde ayrı bir enerji gerektiriyor ve endişe kaynağı oluyor biz anneler için. Medyaya değinmişken sosyal medyaya ve blogger annelere değinmeyi ihmal etmiyor Teber: Bilgi sunan her kaynağın “sınırlarını bilmesinin” önemini vurguluyor. Bizlere yabancı dillerden yanlış çevrilerek, çarpık yorumlanarak sunulan bilgilere birkaç örnek okuyup şaşırıyorsunuz.

teber3

 

Günümüz kadınları femteber2inizm sayesinde bir takım haklar elde etmiş şanslı bireyler. Fakat bu kazanımların işimizi kolaylaştırdığını söylemek kolay değil. Teber, buna sebep olarak erkeğin/babanın kadınınkine paralel bir yaşam tarzı değişikliği gerçekleştirmemiş olmasını gösteriyor. Pek çok bölümün sonunda babaların, annelerin işlerine daha fazla müdahil olmaları gerektiğine dair cümleler var (bu da biz anneleri doğal olarak memnun ediyor). Teber, annelik işinin günümüzde eskisinden daha kolay hale gelmediğini vurguluyor.

Doğumun tıbbileşmesinden bahsedilen bölümde anestezinin keyfi bir ağrı kesici olarak betimlenmesi, tıbbi doğumun saf ticari bir yöntem, sezaryenin ise sadece bir kolaylık gibi düşünülmesi beni düşündürdü. Savunucuları olmasam da bu müdahalelerin yarar-zarar etkisini yeterince iyi değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Nice anne, bir çeşit “normal doğum baskısı”na rağmen bunu yapamadığı için kendini “yarım anne” hissediyor zira…

Kitapta aile büyüklerinin anne-çocuk arasına fazla girip de annenin anneliğini yapmasına izin vermediklerinde verdikleri zararın büyüklüğünden bahsedilmiş. Böyle durumlarda annenin, çocuğuna annelik yapmak için mücadele vermesi tamamen sağlıklıymış. Anneanne-babaannelerin tolerans göstermesi de şart demek ki…

Ama bence kitabın en ilginç bölümü uzmanın, doğacak çocuktan beklentilerimizin ve nasıl bir hamilelik süreci geçirdiğimizin, çocuklarımızla ilişkimizi ve yaşayabileceğimiz problemleri belirlediğini anlatan sayfalar. “İmge bebek” nedir, anne için ne anlama gelir, öğrendim. Kendi imge bebeklerimi düşündüm ve bir üçlü testin sonuçlarını beklerken neden o kadar gerildiğimi daha iyi anlayabildim. Bir erken doğumun, bir tüp bebek sürecinin ve bir engelli doğumunun neden ve nasıl birbirlerinden çok farklı anneler doğurduğunu da bu bölüm sayesinde anladım.

Anneleri daha iyi anlamak isteyen tüm okurlara bu kitabı tavsiye ederken, Teber’in düşündürecek bir cümlesiyle yazımı bitirmek istiyorum:

“Her şeyin aşırısı zarar, anneliğin de”.

 

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız