Kategorisiz Röportaj

Annem beni seviyor mu?

Nurdoğan Arkış: Çocuğunu bir başka blogger anne gibi yetiştirmeye yönlendiren herkesin özgüveninde bir sorun var!

IMG_8406Sosyolog, Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yazar Nurdoğan Arkış ile “mahalle havasını hiç kaybetmeyen” Kuzguncuk semtinin, gün ışığını en güzel hissettiren bir parkında buluştuk. Martıların, kedilerin ve denizin eşlik ettiği sohbetimize enfes bir kahvaltı yaparak başladık. Nurdoğan Bey’in cümleleri o kadar samimiydi ki, saatin nasıl geçtiğini anlamadım. Çocuklar hakkında, ebeveynler hakkında konuştuk da konuştuk…

Hadi, bir kahve kapın siz de katılın sohbetimize!

Ebeveynlerin çocuklarına “sen yapamazsın” ya da “sen yapabilirsin” diye cümleler kurması, çocuğun baskı altına girmesine sebep oluyor mu? Çocuk, bunu nasıl anlıyor? Sadece “o işi” yapamamayı ya da yapmayı mı düşünüyor yoksa genele mi yayıyor?

“Sen yapamazsın, beceremezsin, düşürürsün, düşersin” türü cümleler çocuğun özgüveninin gelişmesini engeller. Anababalar çocuklarını korumaya çalışırken onun özgüvenini düşürüyorlar, eşyanın kırılmasını engellemeye çabalarken, özgüvenlerini kırıyorlar.

Çocuk bu cümleleri şöyle anlar: Ben düşerim, ben yapamam. Bu cümleler sık sık tekrar ediliyorsa, giderek şunu anlar: Ben hiçbir şeyi yapamam, ben hiçbir şeyden anlamam. Örneğin bir arkadaşımın yanındaki çocuğunu gördüm, adın ne? diye sordum babası cevapladı, yaşın kaç diye sordum babası cevapladı. Baba farkında olmadan şu mesajı veriyor: Sen büyüklerle konuşmayı becerebilecek kabiliyette biri değilsin, adını bile söyleyemezsin… Giderek çocuk, kendi potansiyelini, seçimlerini yapmayı da kaybediyor. Ve bu da en sonunda özgüvenin yerle bir olmasına yol açıyor.

Bazı ebeveynler çocuklarına dışarıda “iyi anne-baba rolü” çizebilmek ve toplum tarafında onaylanmak için evdekinden farklı davranıyor. Çocuk bunu nasıl hissediyor, yaşıyor?

Çocukların en çok aradığı iki şey annem ve babam beni seviyorlar mı ve ben güvenilir bir ortamda mıyım? Bu iki soruyu hem anne hem de baba için ayrı ayrı değerlendiriyor çocuk. Bunu da doğduktan 6 saat sonra yapmaya başlıyor.

Çocuğa evde başka, sokakta başka, misafirlikte başka davranılıyorsa çocuk “güvenilir bir ortamda olmadığı” hissini yaşamaya başlar. Çocuk, iyinin sokakta, toplum içinde yapılacak bir şey olduğunu, kendi başına iken, ya da yakınları ile beraberken istediği gibi davranabileceğini anlamaya başlar. Bu da toplumda çok büyük tutarsızlıklara yol açabilir.

Kurallar ya da tutumlar evde de sokakta da benzerlik ve uyum göstermelidir. Çocuk herhangi bir davranışın her ortamda gerekli olduğunu anlayıp disiplinli bir tavır geliştirmeye başlar. Orada başka burada başka davranana ebeveyn, çocuğa, disiplinsizlik ve başıboşluk örneği oluşturur. Böylece çocuk da disiplinsiz olur.

Kitap  ya da film seçimlerinde yönlendirme yerine doğrudan müdahalede bulunan anne ve babalara neler söyleyebilirsiniz?

Elbette ki aşırı filmler ve kitaplardan söz etmiyoruz, bunları bir biçimde, anlatarak, açıklayarak ve kararlı bir biçimde ifade ederek engellemek gerekir. “Şundan şundan dolayı bu filmi izleyemezsin, izlememelisin” gibi. Ancak bunlar dışındaki kitap ve filmlerde çocuğun seçim yapmasına izin vermek ve o karara saygı duymak çocuğun özgüvenini, hedef koyarak davranma alışkanlıklarını ve sağlıklı bir benlik bilincini geliştirecektir.

Çocuklara, isimleri dışında çeşitli kelimelerle seslenmenin bir zararı var mıdır ya da bu durum bir sorun mudur?

Pek bir zararı olduğunu söyleyemem. Ancak, tercihen “aşkım” gibi ifadelerin çok sağlıklı olmadığını, çocuğun mahremiyet ilişkisine yönelik kafa karışıklığı oluşturabileceğini söyleyebilirim.

En doğrusu, sevgi kelimeleri yanında sık sık adı ile hitap etmektir. Adı ile çağrılan çocuk, kendinin bir birey olduğunu, yani değerli olduğunu, kendi olduğu için önemsendiğini ve sevildiğini anlayacaktır. Bu kişinin öz saygı, öz sevgi ve özgüveni bakımından çok önemlidir. Çocuğuma sadece “oğlum, evladım, kızım, yavrum, çiçeğim, balım” dersem çocuk kendini hep sadece benimle olan ilişkisi içinde konumlayacak ve bağımlı bir kişilik geliştirme ihtimali olacaktır. Ama sık sık “Ali sen ne diyorsun?, Ali sen hangi kitabı sevdin? Ali bugün benim başımdan ne geçti, anlatayım” gibi seslenirsem bir birey olarak var olduğunu kavrayacaktır.

Çocuk yanında kavga etmemek kuralını uygulamak yerine çocuk yanında öpüşmek kuralını hayata geçirmek daha kolay değil midir? Anne ve babanın, çocuklarının yanında bulunduğu temaslar  “çocukta” kıskançlığa sebep olur mu?

Bir kere çocuk yanında kavga etmenin çocuğa “güvensiz bir ortamdasın ve bu ortamda sevgi de yok” mesajı verdiğini kabul edelim. O nedenle çocuk yanında kavga edilmemelidir. Tartışma olabilir, ama sevgi ve saygı sözcükleri ile bir fikir ayrılığı düzeyinde tartışmalar olmalıdır bunlar.

Anne babanın çocuğun yanında öpüşmesi konusu çok şekilsel bir durumdur. Şart olan; ana babanın birbirlerini sevdiklerini çocuklarına hissettirmeleridir. Bu şart. Bunu kimi anababalar birbirlerini, şehvet içerikli olmayan, öpüşlerle gösterebilir, kimi öpmeden gösterebilir. Çocuk sevginin annesi ile babası arasında da olduğundan emin olmalıdır. Bunu kim nasıl isterse öyle gösterebilir.

Çocuk anne ve babayı kıskanabilir mi? Evet kıskanabilir, bu normaldir. Ama anne de baba da tutarlı biçimde çocuğa “biz seni ayrı, annenle, babanla birbirimizi ayrı nedenlerle seviyoruz. Senin sevgin bende başka, eşimin sevgisi başka. Bunda anormallik yok, sen de buna alış, zamanla alışırsın” türü mesajlar vermelidirler.

Sosyal medyada oldukça rastlanılan bir hale gelen, takipçi sayısının fazla olduğu kadının “annelik rolünün” idol kabul edilmesi ve de buna uygun diğer takipçi annelerin hareket etmesi sağlıklı bir davranış mıdır? Annelere, bunun hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Valla bunu yapıyorlarsa, derhal vaz geçmelerini söylerim. Her annelik farklıdır, her çocuk farklıdır. Çocuğunu ve kendini başkası gibi yetiştirmeye, davranmaya yönlendiren herkesin özgüveninde bir sorun var demektir. Öte yandan dışa bağımlı bir karakter yapısı sergilediklerini söyleyebilirim. Düşünsenize sokakta binlerce birbirine benzeyen ebeveyn ve çocuk oluşmuş mesela… Robotlar toplumu… Her annelik ve babalık çok özeldir, her çocuk çok özeldir. Bu özelliklerini koruyan aileler daha güçlü ve kalıcı bir sevgi ortamı oluştururlar. Örnek almak, esinlenmek olabilir, ama taklit ürkütücü bir özgüvensizlik halidir.

akıllı çocuk

Babaların “ergenlik dönemine giren” kız çocukları ile iletişimi nasıl olmalı? Erkek arkadaş durumu sorun olmadan nasıl ilerleyebilir?

Ergenlik dönemi özel bir dönem. Açıkçası çok da kişisel biçimde gelişiyor. Bu doğanın kesin kurallarından biri; her çocuk ergenleşecek… Ergenlik, çocuğun yeni bir safhaya geçmesi, yetişkinliğin sınırlarında dolaşması, kendini başkalarının da beğenmesini önemli bulması, yaşamı kendi içinden gelen arzularla yaşamaya çabalamasının ilk adımları gibi düşünülebilir. Düne kadar çok daha fazla söz dinleyen, uyum gösteren çocuk, artık kendini keşfedeceği, yaşamı kendisinin seçeceği bir döneme geçmeye başlamaktadır. Bu durumda da ebeveynlerle çatışmaları bol olacaktır.

Ebeveynler bu dönemde kesinlikle daha sabırlı olmalıdır. Bu tutarsız davranmaları ya da temel değerlerden vaz geçmeleri anlamına gelmez. Temel değerlerden asla taviz vermeksizin, ergenin bu yeni dönemde kendi seçimlerini yapmasına, kararlarını almasına izin verilmelidir. Çocuğun sağlıklı bir yetişkin olması için bu dönemde daha geniş alanlarda karar almaya başlaması teşvik edilmelidir. Böylece, kararlar alarak, bu kararlarda hatalar yaşayarak daha doğru seçimler yapmayı öğrenebilecektir.

Erkek ya da kız arkadaş sorunu daima yaşanacaktır, bu normaldir. Önemli olan sorun çıkması değildir, bu sorunların nasıl ele alındığıdır. Yargılayıcı, baskılayıcı, tehditkar tutumlar asla iyi sonuçlar vermemektedir. Anlık çözüm olabilirler, ama bunlar uzun vadede sağlıksız ilişkilere neden olabilmektedir. Tüm aile sohbet içinde olmalıdır. Sohbet, yargı içermez, aşağılama, küçümseme, içermez. Sadece bir taraf konuşmaz sohbette. Her iki taraf da ne söylerse söylesin, karşısındakinin kendisini dinleyeceğinden emindir. Her iki taraf da kendi düşüncelerini açıklayabileceğini, bu hakkının asla elinden alınmayacağına güven duymalıdır. Ne yazık ki anababalar çocuklarını dinlemeyi bilmiyorlar. Sık sık sözlerini kesiyorlar. “Öyle mi yaptın, ama ben sana yapma demiştim” gibi cümlelerle araya giriyorlar. Çocuk da bir süre sonra anlatmamaya başlıyor. Sohbet kopuyor.

Çocuğa “neden” sorusunu unutturmanın sonuçları nelerdir? Cevap vermemek ya da susturmak çocuğu üzüyor mu?

Çocuğun harika bir beyin yapısı vardır: Öğrenmeye meraklı, araştıran, tam bir bilim adamı yapısı. Her çocuk “bu ne?” demekle işe başlar. Bin kere sorarlar, aynı şeyi defalarca sorarlar. Amaçları bilgiyi kafalarına tam olarak yerleştirmektir. Bilginin doğruluğundan emin olmaktır. Sonra “nasıl?” ve “neden?” sorularını sormaya başlarlar. Bu artık bilim adamı yolculuğunun en önemli adımlarındandır. Tüm bilim adamları gibi çocuklar da “bu ne, neden, nasıl?” soruları ile çevrelerini, insanları, doğayı, dünyayı ve yaşamı anlarlar.

Çocuğun bu sorularına en kötü yaklaşım şöyle olabilir; hiç umursamamak, duymamak. Metroya binecektim, çocuk babasına sordu “baba tren nereye gidiyor? baba duymadı bile, cevap vermedi. Bir süre sonra bu çocuk artık soru sormayı bırakacak, merakını kaybedecek, öğrenmekten zevk almayacaktır.

Bir başka tutum, “sen anlamazsın, daha ufaksın, ileride öğrenirsin” türü cevaplardır. Çocuk “ben öğrenemem” algısına sahip olur. Bu da özgüvenini kırar. Öğrenemeyeceksem, artık soru da sormayayım davranışı hakim olmaya başlar.

En iyisi “bravo sana, ne güzel şeyleri merak ediyorsun” deyip takdir etmektir. Böylece çocuk öğrenmeye devam edecektir. Sonra, hadi gel bakalım beraber araştıralım, diye devam edilebilir. Gel bakalım şuradan kitaba bakalım, yaklaşımı sergilenebilir. Diyelim ki çocuk “kondensatör ne?” dedi, ya da “bulutlar neden beyaz?” diye sordu. Kitaba bakılır. Birlikte okunur. Mümkünse çocuğun kitabı bulmasına izin verilir. Hatta bazı sorularda çocuğa şöyle yaklaşılmalıdır: “Aa onun cevabını ben de bilmiyorum, kitapta da yok. O zaman bu hafta sonu birlikte kitapçıya gidelim de onun kitabını alalım.” Sonra gerçekten kitapçıya gidilmeli. Çocuk kitabın peşine düşmeli. Sonra birlikte okunmalı. Bazen kitapta da bulunmuyorsa, konunun uzmanına gidilmeli. Mesela bir meteorolog bulunmalı, ona anlattırılmalı.

Böylece çocuklar şunları öğrenecektir:

  1. Konu ne kadar karmaşık olursa olsun ben öğrenebilirim.
  2. Benim öğrenmem ve benim isteklerim ailem tarafından çok önemseniyor, ben değerliyim, beni seviyorlar.
  3. Öğrenmem çok takdir ediliyor. Öğrenmekle daha sevgi dolu bir dünya elde edebilirim.
  4. Öğrenmek hazır bir biçimde kucağıma gelmiyor, emek vermem, mücadele etmem lazım.
  5. Kafama koyduğum şeyleri öğrenebilirim, bunun için mücadele etmek, harekete geçmek gerekiyor. Bu konuda anam babam bana destek oluyorlar, ama asıl adımları benim atmam gerekiyor.

Ebeveynlere neler söyleyebilirsiniz?

Son dönem ebeveynleri çok temel bazı hataları yapıyorlar; çocuklarının problem çözmesine, zorluklarla başa çıkmasına, kararlar almasına, sorumluluk almasına izin vermiyorlar. Adeta cam bir fanus içinde sıfır sorunlu bir hayat sunmaya çalışıyorlar. Bu çocuklar ileride, tembel, ama her şeyi talep eden, sorumluluk almayan, şımarık ve hayat karşısında çok bocalayan hatta depresyona giren bireyler olacaklar.

Yere düşen çocuğu kaldırmayın, sandalyeye çıkan çocuğa yardım etmeyin, çocuğun ödevlerini siz çözmeyin, okul çantasını siz taşımayın, bırakın kendi seçimlerini yapsın, ve bu seçimlerin sorumluluklarını taşısın. Evde her işe yardım etsinler. Masayı kursunlar, yemeğe yardım etsinler, ufak tefek tamirat işlerine katılsınlar. Her çocuğun mutlaka sorumlulukları olsun. Bu belki çöpleri dökmek olur, belki akvaryumun tüm bakımı olur, belki yerleri silmek olur. Bu sorumluluk disiplini gelişen çocuklar hayatla daha kolay ilişki kuruyor ve daha doğru kararlar alıyorlar.

Mutlaka bütçeleri olsun. Çocukların her istediğini almayın. Bu kesinlikle hatalı bir davranıştır. Bazı isteklerine hayır deyin ve yerine getirmeyin. Bazı isteklerine “tamam, bunun için sen kendi bütçenden ne kadarını ayıracaksın?” deyin. Diyelim ki ayakkabı istedi. Tamam, sen kaç para koyacaksın bunun için her hafta, diye yaklaşın. Diyelim ki 10 TL koyabileceğini söyledi. Her hafta 10 TL biriksin. İsterseniz siz de 10 TL’den daha fazla olmamak kaydıyla katkıda bulunabilirsiniz. Diyelim ki yirmi hafta sonra o ayakkabıyı aldınız. Çocuk şunu öğrenecektir: Hedef koyabilirim, hedef koyarsam bazı şeylerden (mesela o çok sevdiğim ayranı her gün içmekten) vaz geçmem şart. Her istediğim aynı anda olmuyor. Demek ki hayat seçimlerden oluşuyor, o halde en doğru seçimi yapmalıyım. Seçimlerimin gerçekleşmesi için benim harekete geçmem, mücadele etmem şart. Hayat, armut piş, ağzıma düş şeklinde ilerlemiyor. Ama hedeflerimi sabırla ve süreklilik ile elde edebiliyorum. Demek ki başka hedeflerimi de böyle gerçekleştirebilirim.

En çok önereceğim şeylerden biri de ailede sohbeti koyulaştırmaktır. Her gün evde “bugün benim başımdan neler geçti biliyor musunuz?” seansı düzenlenebilir. Mesela baba “yaaa biliyor musunuz bugün işte ne oldu? Yeni bir makine geldi, onu kutusundan çıkarırken içinden beyaz köpükler çıktı, kapıyı da tam kapamamışız rüzgar bir vurdu, hayda bütün köpükler ortalığa saçıldı. Hem gülüyoruz, hem de topluyoruz, bir yandan da tezgahlara girmesinler diye acele ediyoruz…” Yani çok sıradan, hiç mesaj kaygısı taşımayan, belki gülünç, belki hüzünlü ne varsa anlatılmalı. “Komşuyu gördüm dün annesi rahatsızlanmış, çok üzgündü. Yarın onları bize çağırayım diyorum, ne dersiniz? Biraz kafalarını dağıtalım…” Bu sohbet ortamı sevginin en güçlü mesajlarındandır. Her türlü konunun evde rahatlıkla konuşulabileceğini gösterir. Ne yazık ki bunu kaybetmeye başladık.

Bir de sık sık “bugün ben ne öğrendim biliyor musunuz?” sohbetleri yapılmalı. “Ben bugün ağaçların iç gövdelerinden değil de kabuğa yakın yerlerinden beslendiğini öğrendim. O nedenle ağaçların dış yüzeyine zarar vermemek gerekiyormuş…”, “Zeytinyağının o kadar çok çeşidi varmış ki, mesela sızma zeytinyağı…”,  bunlar çocukta hem değerliyim duygusuna hem de her konu öğrenilebilir algısına yol açacaktır.

Ne yazık ki bu iyi niyete rağmen zaman zaman yanlış davranışlar yapabiliyoruz. Bu konuları öğrenmeye devam edip, kendimize güvenerek ve sevgi ile yolculuğumuza daha güçlü devam edebiliriz.

Sohbetimizin bitmesiyle, yüzümde hafif bir tebessümle Kuzguncuk semtinin temiz havasından İstanbul’un trafiği bol ve kirli havasına doğru yola çıktım…

Beni, seminerleriyle de her zaman etkileyen ve “insan” değerini, hatırlatan Nurdoğan Bey’den size çok selam getirdim. Bir de “Mümkün” isimli kitabını incelemek isteyen iki anneye ulaştırmak isterim.

Sağlıkla kalın,

 

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Merhaba
    Gerçekten çok değerli bilgiler ve bir çoğuna yürekten katılıyorum. “Mümkün “adlı kitabını da okumak isterim. Paylaşımınız için de ayrıca çok teşekkür ederim. Sevgiler. ..

  • Yazınıza bayıldım. Kitabı okumayı çok isterim.
    Ropörtajınız için teşekkürler, sevgiler!