Çocuk Psikolojisi Dünyadan Esintiler Kategorisiz Kitap

Yüksek EQ’lu çocuk yetiştirmek – 5

Hepimizin ritüeli bu olmalı: Çocuklarımızı karşımıza alıp, “Bugün neler söylemek istersin? “ diye soralım!

mother-937039_640Başarıyı hepimiz severiz. Bizi motive eder, hayata tutunmamızı sağlar. Çocuklarımız için de bu güzel duyguyu yaşamalarını temenni eder, bunun için çaba sarf ederiz. Çocuğumuz başarısız olduğunda biz de mutsuz olur, kılı kırk yararcasına bunu düzeltmek için uğraşırız. Bu döngü içerisinde kaybolup, çocuklarımızın başarısızlıkla yüzleşmesine engel olmuş olarak yola devam ederiz. Çünkü onların üzülmesine, incinmesine kalbimiz dayanmaz. Hele biz anneler çok duygusal varlıklarız. İyi de, çocuğumuzun başarısızlıkla yüzleşip kendine gelmesi, silkelenip, maça yeniden başlaması için bu yaptığımız ne kadar doğru? Başarısızlıkla yüzleşemeyen çocuklarımız hiçbir zaman başarıyı elde edemeyecek olabilirler ve biz bu yüzden keşke onu bununla başa çıkması için özgür bıraksaydım demek ister miyiz? Sizce onun başarısızlığı mı bizi daha çok üzer, yoksa yüzleşemediklerinden ötürü kaybettikleri mi? Bir düşünün. Hayat her şeye rağmen güzelken, hayatın hep güzelliklerle dolu olduğunu göstererek yaşatılan bir çocuk, kötülükle, olumsuzluklarla karşılaştığında ne yapabilir, bunlarla nasıl başa çıkabilir, işte asıl sorun bu.

Çocuklarımızın başarısızlıklarından sonra ayağa kalkma mücadelesiyle mutlu olmak için, yüzleşmeye fırsat verin. Eliniz hep sırtlarında olsun ama onlar bilmesin, siz gizli bir yardım meleği gibi gezinin üzerlerinde. Ama bırakın, hayatı siz öğretmeyin, öğrenmelerine izin verin.

Çoğumuz çocuklarımızın duygularına gem vurmasını bekliyor olabiliriz. Her şeyi her yerde söylememesini tembihleyip, kendi görgü kurallarımıza göre entegre etmeye çalışırız. Çünkü bizim gördüğümüz ve bildiğimiz yegane kurallar, hislerin çokça ifade edilmediği bir toplumdan besleniyor. Çok konuşana geveze, çok hisliye ana kuzusu dememiz bundan. Shapiro ise tam aksine hislerin açıkça ifade edildiği ailelerde, çocukların sözcük dağarcığının geliştiğini savunuyor. Duyguların  söze dökümünün, insanın en temel ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor. Haklı da.. Hani hep deriz ya “İçimde kaldı” diye. İşte hep bu baskılamalar, içimizde söyleyemediğimiz duygulardan ileri geliyor. Bir çocuğun, bu kadar saf ve masumken duygularını ifade etmesinden neden korkuyoruz? Kimin ne dediğini umursamak yerine, çocuğumuzun bununla nasıl gelişebileceğini düşünelim mi ne dersiniz?

Hepimiz çocuklarımızı karşımıza alıp, “Bugün neler söylemek istersin?” diye soralım mı?

Anlattıkları karşısında şaşıracak, şoka uğrayacaksınız. Belki de kahkahalarınız bir iken bin olacak ve onların doğal hallerine tanık olmaktan duyduğunuz keyifle, bu ritüeli her gün yapacaksınız. Pamuk eller cebe o hâlde…

Kitabı bitirirken (yazı diziminin önceki dört bölümünde daha fazla bilgi bulabilirsiniz) aklıma hiçbir nokta takılmadı mı? Elbette takıldı. Bunlara değinmezsem, eksik kalan, beni eksik gelen yönler havada kalacak.

Shapiro kitabın bir bölümünde suçluluk ve utanç duygusundan bahsediyor. Fıtratımız gereği utanma duygumuz hepimizde var. Kültürler arası farklar olsa da, dünya genelinde genel-geçer utanma duygusu mevcut diyebiliriz. Sadece çıplaklıktan utanmak değil bu elbette, yanlış davranışta bulunan biri adına da utanç duyabiliriz. Dünya’da kimsenin dikkate almadığı, bir takım ekonomik sebepli açlık ve yoksulluktan da insan olarak utanabiliriz. Yani lafın özü, utanma duygusu, göz ardı edilemez.

Fakat ifade biçimi utanç olunca işler değişiyor.

“Utanç, çocuklar üzerinde, olumlu duygular içeren olaylarınkinden daha sabit bir etki yaratır.”

Bu cümlenin ve devamının yukarıdaki “utanma” tanımına uymadığı aşikar. Devamından da anladığım üzere, bir çocuğun utanç duyması ve bunun olumlu bir duyguya yol açması bana hiç mantıklı gelmiyor. Yaptığı her hangi yanlış bir davranıştan ötürü, çocuğumun utanç duymasını istemek yerine, insanlık adına büyük bir üzüntü duymasını tercih ederim. Utanç duygusu, utandırmayla da ilişkilendirilebilir çünkü ve bu iyi bir şey olmayabilir. Çocuğum utanç duysun diye onu utandırmalı mıyım diye de düşündürtebilir? Ve bu, yerli yersiz çocuğunuzun utanç duygusunu geliştirmek adına, büyük hasarlara yol açmanıza sebep olabilir.

Devamında;

“Çocuğunuzun antisosyal davranışlarından suçluluk hissetmesini sağlamak, bu davranışı değiştirmenin meşru yoludur. Utanç ve suçluluğun verdiği “olumsuz” ahlaki duygular, çocuğunuzun ahlak davranışlarını yapıcı bir biçimde şekillendirmek için kullanılabilir.”  diyor Shapiro.  Yerinde kullanıldıklarında faydalı olacağını savunuyor. Çok ilginç geldi doğrusu, mantığıma yatmadı, ruhuma hele hiç yatmadı. Sayfaları geri çevirip tekrar okudum, yanlış mı anlıyorum, çeviri hatası mı var diye ama bana öyle gelmedi. Uzmanların fikirlerine başvurmak lazım. Yalnız bu konunun bu kadar keskin ifade edilişi beni rahatsız etti. Bir an çocuğumun utanç ve suçluluk duygusuna kapıldığında neler hissedebileceğini düşündüm, sevmedim bu fikri ne yalan söyleyeyim.

Terbiye ilgili bölümde de aynı keskin ifadeler var. Çocuklara terbiyeyi öğretmenin faydasından bahsediyor. Terbiye faydasız mı? Bence değil. Ama öğretilmesinden ziyade, ebeveynin yaşam tarzından esinlenerek çocuğun bu beceriyi edinmesi bana daha sağlıklı geliyor. Zaman zaman ilk aşamalarda ben de müdahale ettim çocuklarıma. Kötü kelimeler kullanmamaları gerektiğini ben de öğrettim. Fakat başlangıç noktasında öğrettikten sonra geri çekildim, devamlı ikaz etmedim, takip ettim, evdeki terbiyeyi göstermekle yola devam ettim. Şimdi ağzımdan yanlış bir şey çıkacak olsa, “Anne bu dediğin kötü bir kelime olabilir” yanıtını alıyorum. Nasıl, iyi mi?

Bizim tabirimizle “aile terbiyesi” ders gibi öğretilecek bir şey değil,  aile içinde süreklilikle korunup geliştirilebilecek bir hal ve hareketler bütünüdür. Her gün “şunları yapmalısın, bunları yapmamalısın” diye tekrar edip, kendiniz uygulamadıktan sonra, hiçbir şekilde terbiye veremezsiniz.

Shapiroyla vedalaşırken, hayatımızda çok fazla yer edinmeyen EQ becerilerinin ve onları çocuklarımıza nasıl kazandırmamız gerektiğinin altını oldukça fazla çizmeye çalıştım. Bu becerilerin uzmanlar tarafından, hepsinin ayrı başlık altında, oldukça ayrıntılı bir analizden geçmesi gerektiği kanaatindeyim. Günümüzde göz ardı edilen bu becerilerin öneminin daha sıkça telaffuz edilmesi, anlatılması, öğretilmesi gerekiyor. Bilinçli ebeveynlerin EQ becerileri konusunda fazlaca bilgiye ihtiyacı var ve bu beceriler çocuklarımızın şah damarı. O damarı beslemek de bizim elimizde…

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için "daha iyisi ne olabilir" e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar... STK faaliyetleri içerisinde... 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız