Kategorisiz Kitap

Yüksek EQ’lu Çocuk Yetiştirmek – 3

Çocukları stresten ve kaçınılmaz acılardan korumaya çalışmak, onlara kötülük etmektir.

lsaphiroSerinin üçüncü bölümünde yazarın söylediklerine kulak vermeye devam ediyoruz:

Güzel bir tavsiyede bulunmuş Shapiro:

“ İyiliği bir aile projesi haline getirmeye hemen bugün başlayabilirsiniz. Kırtasiyeciden boş bir defter satın alın ve ailenin her üyesi için her gün bir iyilik edimi kaydedin. İyilik edimi, birisi için kapıyı tutmak ya da hasta bir arkadaşa telefon etmek kadar basit olabilir. İyilik alışkanlık olmaya başladıkça, çocuklarınızın bununla yetinmediğini göreceksiniz. Daha yardımseverce davranışlar sergilemek için tarzlarını değiştireceklerdir.”

Bu yöntemi önce ebeveynlere mi uygulasak? Onların daha çok ihtiyacı var gibi. Günümüzde iyilik edinimini bırakın, yaptığı iyiliğin karşılığını bekleme edinimi kazandık desek çok doğru bir tespit yapmış oluruz. Hep diyoruz ya önce ebeveyn eğitimi, sonra çocuk eğitimi diye. Nereyi açsak, hangi kitabı kaldırsak sonuç aynı yere çıkmıyor mu? İyiliği öğretmek için iyi olmak gerek. İyiliği yanlış öğretme riskine karşı bu kaçınılmaz bir mecburiyet. Kötülüğü iyilik olarak öğrenmiş çocukların halini hiç düşünemiyorum bile. İyilik çocukların ruhani dünyasına ne kadar  uygun bir edinim de olsa, yönlendiren ebeveyn olunca, durup bir dakika düşünmek gerekiyor..

Sürekli dile getirdiğimiz dürüstlük kavramına da değiniyor yazar:

“Çocuğumuzun gerçekçi bir düşünme modeli geliştirmesine yardımcı olmak için yapabileceğiniz en önemli şey, dürüst ve doğru sözlü olmaktır. Çocukları stresten ve kaçınılmaz acılardan korumanın yararı yoktur; bunu yaparsanız onlara sadece kötülük etmiş olursunuz.”

Doğru ama biraz keskin bir cümle değil mi? Bizim gibi duygusal toplumlarda bi an durup düşünmek bile gerekebilir. Ben Shapiroya %90 katılıyorum. Çocuğunuzu doktora götüreceğiniz zaman “Yok hiç acımayacak” demek yerine “Biraz acıyacak ama sonra geçecek merak etme” demek daha gerçekçi olduğuna göre, “tamamen duygusal” davranıp, neden onları gerçekçi düşünmekten alıkoyuyoruz ki? Her halükarda canı acıyacak ve siz acımayacak dediğinizde belki de çocuğunuzun gözünde yalancı duruma düşecek ve güvenini sarsacaksınız. Hayatta “fiziksel acı” denilen bir kavram varken çocuğunuzun bununla yüzleşmesine izin verin. Düştüğünde, bir yeri acıdığında, hem teselli edin, hem de “ böyle düştüğün zaman canın biraz acıyabilir aklında olsun” deyin. Deyin ki hayatta hiç canının acımayacağını düşünmek yerine, bazen bir takım acılar duyabileceğini öğrensin. Yoksa hiç canı acımadan büyürken siz yanında yokken canı acıdığında bunu “travmatik” bir boyutta yaşayabilir. Onu korumak yerine, hazırlamak daha da mantıklı gözükmüyor mu?

Benim çok yaptığım bir hikaye uydurma rutinim var. Hikayeleri bazen kendim bitiriyorum. Çocuklarla deneyimlediğimiz olayların hikayeye uyan kısımlarını son paragrafa yerleştirip, kendi hayatlarıyla özleştirmelerini istiyorum. Mesela doğrulukla ilgili bir kitap okurken “Demek ki sınıfta kurallara uymadığınızda bile gelip bunu anneye anlatın, anne kızabilir diye yalan söylemeyin. Çünkü anne size doğru söylediğiniz müddetçe asla kızmaz.” Daha çok küçükler, anne kızar korkusu hala içlerinde var, kızım hiçbir şeyi gizlemese de  bazen anlatmadığı da oluyor, biraz büyümeleri lazım.  Shapiro da buna benzer bir yöntemden bahsetiyor kitapta ve şöyle anlatıyor:

“…Kitap için bir konu seçerken, çocuğunuzun yaşamakta olabileceği bir sorunu andıran, tamamen aynısı olmayan bir senaryo oluşturun.”

İşe yarıyor mu, bizde fazlaca yarıyor. Hatta hikaye sonunda sorduğum soruların peşine genelde kızımdan “Anne biz asla annemiz kızacak bile olsa yalan söylememeliyiz değil mi? Doğru söylersek zaten annemiz bize kızmaz. Zeynep de öyle yapmış çünkü yalan söylemek doğru bir davranış değildir.” geri bildirimini alıyorum.

İlerleyen sayfalarda küçük ama önemli bir cümle çarpıyor gözüme:

“ …Belki de en önemlisi, bir çocuk iyimser yaratılışlı doğmuş olsa bile , iyimserliğin öğrenilebilecek bir EQ becerisi olmasıdır.”

Hepimiz yaratılırken aslında fıtrat üzere yani “iyi” tabirine uygun yaratılmış varlıklar olup, bir takım etkenlerden ötürü “kötü”ye dönüşüyoruz. Bunun başında yaşadığımız aile ortamı geliyor. Düşündüğünüz zaman minicik bir bebekken ve ilerleyen zamanda çocukluk yıllarımızda ne kadar da saf varlıklarız ve bu böyle iken kimilerimiz yoğurulan ellerde nasıl da bir canavara dönüşüyoruz.

Pamuklara sarılıp sarmalanan çocuklar vardır etrafımızda. Ne konuşmasına, ne ağlamasına izin verilmiştir. Her şeyi başarabilecek o iç güçlerine olan az inançtan ötürü ebeveynleri tarafından belki de yalnız bırakılanlar da diyebiliriz. Fırsat sunulmayan, fırsat verilmeyen çocuklar. İşte Shapiro da onlardan bahsetmiş:

“Genellikle çocuklarımızın sorunlarını çözme yeteneğine pek inanmayız. Çoğunlukla, aslında gerekli olmadığı halde yardıma koşarız ya da çocuklarımızın adına düşünmemiz gerektiğini varsayarız. Oysa, fırsat ve cesaret verildiğinde, çocuklarımız bir konuya her açıdan yaklaşıp çok karmaşık sorunları çözme, hem başkalarının hem de kendilerinin yaşam kalitelerini geliştirme yeteneğine sahiptirler.”

Shapiro çok güzel anlatıyor ama bir de bahsettiği, bu türden olanlar var:

“Bir ebeveyn, çocuğuna anaokulunda sorun çözme eğitimi verildiğini öğrenince şöyle demişti: O sadece küçük bir çocuk! Sorunlarla uğraşmak için önünde bol bol zamanı var.”

Buyrun burdan yakın. Bir tek bizde yok böyle ebeveynler anlaşılan. Dünyanın her yerinde genel-geçer ebeveyn tiplerine rastlamak mümkün. Neden çocuk eğitilmesin, neden onun için bir farkındalık oluşmasın. Sana zararı ne! Koskoca dünyanın senin çocuğundan ibaret olduğunu mu sanıyorsun diyesi geliyor insanın. Çocuklar çok değerli. Ama bu şekilde o değer, değersizleştirilmiyor mu? Yarın o eğitimi veren uzmanların kapısını aşındırıp, çocuğum tek başına hiçbir problemini çözemiyor diyen de bu ebeveynler olmayacak mı? Çocukları bırakın, hangi sorunu nerde, nasıl çözebileceklerini öğrensinler, siz onlara bu rahatlığı sağlarsanız onlar takıldıkları noktada sizden zaten yardım isteyecekler, siz de doğru bir yardımla onların ufkunu açacak, problem sandığınızdan çok daha kolay çözülecek.

Shapiro’ nun kitabın başlarında tanımladığı zincir örgüsü aslında hayatın her kısmında işlerliğini koruyor. Siz bir adım atıyorsunuz ve gerisi hiç ummadığınız gibi olumlu gelişiyor. Mesele sizin, bizin, ebeveynlerin adım atmasında. Doğru davranışlar, doğru davranışlar zincirinde yerini alarak bir başka doğru davranışa yerini bırakıyor.

Kim başarısız bir çocuk ister ki! Peki başarısızlığın sebepleri içerisinde yaşıtları tarafından reddedilmenin etkisi ne kadar?

 Yüzlerce inceleme, çocuklukta yaşıtları tarafından reddedilmenin okul başarısında zayıflığa, duygusal sorunlara ve ergenlik çağında suç işleme riskinin yükselmesine katkıda bulunan bir etken olduğunu göstermektedir.

Neyse ki sosyal beceriler de tıpkı diğer EQ becerileri gibi, örnek olunarak, belirli müdahaleler ve etkinliklerle, çocuğunuzun yaşına uygun belirli bir yol kat etmesi sağlanarak öğretilebilir.”

Yani çocuklarımızın okul başarılarına takılıp kalmak yerine, onların sosyal beceri ve EQ becerilerini geliştirmek için oldukça çaba sarfetmeliyiz. Çünkü başarısızlığın arkasında yatan da bu konulardaki eksik ve yanlış uygulamalardır. Çocuklarla ilgili herhangi bir ortama girdiğimde insanların fazlaca IQ derdinde olduğunu görüyorum. Hep savunduğum bir görüşü bu ortamlarda da dile getiriyorum. “Ben başarılı, zeki çocuk derdinde değilim. Ben sağlıklı, mutlu, özgüveni yüksek, hayatta ne yapmak istediğini bilen, ona göre yaşayan çocuk derdindeyim.”  Shapiro da benimle aynı düşünüyor sanırım, peki ya siz?

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için "daha iyisi ne olabilir" e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar... STK faaliyetleri içerisinde... 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız