Çocuk Psikolojisi Psikolog

NEDEN YOK ETMEK İSTER İNSAN?

Neden?
Hangi düşünce, hangi duygu insanı yokluğa itebilir. Hem de paramparça olarak…

Ölüme yüklenen anlam, hayata yüklenen anlam olmadan bu sorulara cevap vermek mümkün değil. Ama belki de şu günlerde yapılması en zor olanı yapıp, anlamaya çalışabiliriz.

Masum insanların öldürülmesi hiçbir inanış sisteminde kendine yer bulamamıştır. Ama yaşadığımız çağ, inançların ve değerlerin de çeşitli odaklar tarafından içinin boşaltıldığı ve kitlelerin de bu bakış açısı ile uyuşturulmaya çalışıldığı bir çağ.

Belki de bu yüzden Alternatif Anne ailesi olarak, sadece kendi ailelerimizle ilgili sorumluluk almakla kalmayıp, daha büyük bir aile olma gayesi ile kendimize sorular soruyoruz.

Bir insan, nasıl olur da canlı bomba haline gelebilir? Böyle bir tehlike her tür gruptan insan için söz konusu olabilir mi ve biz ne yaparız da bunun önüne geçebiliriz.

Şu parantezi açmakta fayda var: söz konusu insan olduğunda “kesin” konuşmak çok zordur. Evet olasılıklar ve istatistikler bize yol gösterebilir ama kimi kere “hiç umulmayan olur.”

Aile içerisindeki dinamikler, görüş alanımızın ötesindedir çoğu zaman. Dışardan baktığımızda sorun yokmuş gibi görünen ailelerin, kabukları kaldırıldığında içinde biriken patolojik artıklarla karşılaşabiliriz.

Psikopatoloji dünyası: çizilememiş sınırlar; tanımlanamamış, ifade edilememiş duygular barındırır. Bu patolojik dünyayı içinde yaşatan insan, kimi zaman patlamaya hazır bir bomba gibidir. Kimi zaman da patlayan bir canlı bomba…

Dış dünya ile iç dünyası arasında dengeli bir bağ geliştiremeyen insanlar, kendilerini var edebilecekleri çeşitli gruplara-topluluklara bağlanarak bir “varlık” geliştirmeye çalışırlar. Bu aidiyet duygusu onları dünyaya adapte eder ve gelişimlerini bu daire içerisinde sürdürürler.

Evet gelişirler zira gelişim insan dediğimiz canlı için olmazsa olmazdır. Belki bir emir-komuta zinciri içerisinde, belki bir klübede, belki bir klüpte. Toplumsal adaptasyon, kendini ait hissedeceği bir topluluk, insan için olmazsa olmazdır.

Patolojik bir psikolojik zeminde büyümüş ve kendini sağlıklı sınırlar içerisinde var edememiş insanlar, bu gruplar için kullanılmaya müsaittirler. İhtiyaç duydukları en temel duygu “onay”dır. Dile gelmemiş öfke birikmiş ve etrafı yok edecek boyuta ulaşmıştır. Onaylandıklarını hissettikleri bu çevre, biriken öfkenin ifade edileceği bir kanal açmıştır bu insanlara…

Kendisini üst bir değer için yok ederek var etmeye çalışan bu insanlar, masum insanları katletmenin bedelini göremeyecek kadar kördürler kendilerine.

İnsanı en tehlikeli hale getiren şeydir zira KÖRLÜK!..

Kendini göremeyen, içerisinde barındırdığı tehlike potansiyelini fark edemeyen her insan çevresine zarar verebilir. Bu zararın şiddeti kimi zaman büyük bir acı yaşadığımız şu günlerdeki gibi olaylarda da görülebilir, uzun soluklu ama fark ettirmeden yürüyen çalışmalarla da…

Kapısını çaldığınızda pek çok topluluk “insanlık ve haklarından” bahsedecektir. Pek çok topluluğun temel dinamiği “daha iyi bir dünya ideali”dir. Oysa gerçekte kaçta kaçı böyledir?..

Daha iyi bir dünyadaki “iyi” kime, neye göredir?..

Konunun tıkandığı asıl nokta “kendisi gibi olmayanın yaşamına saygı duyma” becerisidir bence. Kendini tanıyan, içgörü geliştirmiş her insan kendisi gibi olmayanın da yaşaması gerektiğinin bilincindedir.

Biz ebeveynlerin, içerisinde yaşadığımız şu zor dönemde yapabileceğimiz en önemli şeylerden biri ve bence en gereklisi “içgörü sahibi çocuklar” yetiştirmektir.

Minicik bir kardeş kavgasında bile insanoğlunun nasıl da zalimleşebileceğini görmüşüzdür çoğumuz. O masum, o tatlı yavrularımız bir oyuncak için birden bir canavara dönüşebilirler.

Canavarlar her ne kadar hayal ürünü gibi gelse de aslında gerçektirler. Hepimiz, içimizin karanlık kuyularında canavarlar uyutur ve büyütürüz.

Herhangi bir insanı, Hz. İnsan yapan da bu canavarı tanıması ve onu eğitmesidir. Ancak böyle insanlar insanlığa yön verebilir. Ancak böyle insanlar dünyayı daha yaşanır bir yer haline getirebilir.

Dışardaki dünya, içerdeki dünyanın eseridir.

Psk. R. Berin Tuncel

Lisans eğitimimi 2006 yılında tamamladım. Annelik süreciyle birlikte iç dünyama yöneldim. Montessori Felsefesi eğitimleri aldım. Dr. Maria Montessori’nin “annenin yapması gereken eşlik etmektir” düşüncesini benimsedim. Bu süreç beni psiko-analiz ile tanıştırdı. Batılı psikoloji kuramlarının annelik psikolojisini anlamak ve anlatmakta yetersiz olduğunu hissederek, Nefs Psikolojisi ekolünün kurucusu Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter ile öğrenim analizine başladım.

Öğrenim analizine paralel olarak 2012 yılında Üsküdar Üniversitesinde Klinik Psikoloji master programına başlayarak 2014 yılında mezun oldum. Master tezimi nöropsikoloji alanında yazarak beyin-davranış ilişkisi alanında yetkinlik kazandım ve insanın zihin-beden-ruh bütünselliğine yoğunlaştım.

Mustafa Merter ile başladığım öğrenim analizini 2015 yılında tamamlayarak bu alanda yetkili terapist ve rüya analisti oldum. Nefs Psikolojisi eğitimim sırasında grup terapi ve sanat terapisi eğitimleri aldım. Bu alanda uygulama yapma yetkinliği kazandım.

Son dönemde Annelik ve Nefs Psikolojisi üzerine temellenen kitabımı yazıyorum. Aynı zamanda Kadınlık Psikolojisi alanına da yoğunlaşıyor, 2015 Haziran ayından bu yana Aysha kadın dergisinde köşe yazarlığı yapıyorum.

İki çocuk annesi olarak, her çocukla bir de annenin doğduğuna inanıyor ve kadınları güçlerinin asıl kaynağı olan iç dünyalarına, sezgisel fıtratlarını keşfetmeye davet ediyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız