Gülüş'ün Köşesi Yetişkin Psikolojisi

“Yoğun Ebeveynlik” kıskacındaki anneler (yani biz!)

momHangimiz iyi bir anne olmak istemiyoruz? Bizler ki düşünerek, planlayarak çocuk doğurduk; Bizler ki çocuğa vermemiz gereken çok büyük bir zaman dilimi olduğunu biliyorduk ve bunu kabullendik. Bizler ki anne sütünün önemini asla reddetmedik, annenin çocuğa bakım veren ilk ve en önemli şahsiyet olduğunu asla sorgulamadık. Bizler ki kendi annemizin hatalarını tekrarlamamaya and içtik. Bu duygu ve düşüncelerinizin sadece size ait olmadığını, çevrenizdeki birçok annenin de böyle hissettiğini görseniz bile, henüz bir ideolojinin parçası olduğunu fark etmemiş olabilirsiniz.

“Yoğun Ebeveynlik” ya da “Baskın Ebeveynlik” ideolojisi, anneden sınırsız bakım, ilgi ve sevgi talep eden bir inanç sistemi. Biz okuyan, uzmana danışan,  anneliğin doğurmaktan ibaret olmadığını savunan anneler, bir nev-i yeni bir dinin mensuplarıyız. Bunu net bir şekilde görebilmek için anneliğin kriz yaratan ilk dönemeçlerini mercek altına almanız yeterli:

Doğum şekli

“Doğum” deyince hemen aklınıza “normal doğum” geliyor, değil mi? Ve “sezaryeni reddetmek”… Hatta mümkünse “SSVD”, yani sezaryen sonrası vajinal doğumu yeniden denemek. Çünkü normal doğum, “gerçek” doğum. Çünkü onu deneyimlemezseniz, yarım annesiniz. Bize verilen bilgi, fikir, bu.

Emzirme süresi

Çocuğunuzu emzirmezseniz, dahası, yeterince uzun emzirmezseniz, gelecekteki sağlıksızlığından sorumlu olacağınızı düşünüyorsunuz (biliyorsunuz), değil mi? Emzirme aktivistleri, “laktivistler”, size bu duyguyu vermek için yıllardır ikna edici gerekçeler öne sürerek hummalı hummalı çalıştılar. Başka bir “gerçek” mümkün mü?

Uyku eğitimi

“Uyku öğretilmez. Çocuk ağlatılırsa travma yaşar. Onun sizin sıcak bedeninizi hissederek uyumaya ihtiyacı var, doğal olanı bu” yaklaşımını mı benimsediniz? Bebeğiniz kendi yatağında yatarken içiniz hiç rahat etmedi ve onu yanınızda yatırmak için kitaplar, gerekçeler buldunuz…

mom2Yoğun Ebeveynliğin dört emri

Yukarıda yazılanların doğruluğunu veya yanlışlığını bu yazıda tartışmayacağım. Sadece bu ideolojinin sempatizanları olduğumuzu görmeliyiz. Çünkü bu fikirleri kendi fikirleri zannederek savunan, başkalarını kolayca eleştiren ama kendi hatalarını görmeyen okur yazar, eğitimli, bilinçli anneler olmak an meselesi.

Jill K. Walls, yoğun ebeveynlik inanç sisteminin 4 ayağı olduğunu söylüyor. Ben bu dört ayağı dört emir şeklinde sıralıyorum:

  1. İşe gitmeyeceksin
  2. Sorumluluğunu bileceksin
  3. Kendini feda edeceksin
  4. Çocuğunu koruyacaksın

Kaş yapmak ve göz çıkarmak

Alternatif Anne yayına başladığı dönemde kendi üzerimde uyguladığım, başarıyla sonuçlanmış metotlarım vardı. Pek azının bir ideoloji haline geldiğinden haberdardım. “Anne Dostu İşyeri”, “Bilinçli Anne” gibi fikirlerimi devreye sokmaktan daha iyi bir planım yoktu. Ama suçluluk duygusu üzerinde oynayarak yapılan sömürüleri, sorumsuzlukla suçlanan annelerin sayısını gördüğümde, benimle aynı amaçları gütmek isterken onun çok daha ötesine geçilmiş olduğunu, faşizan bir baskı oluşturulduğunu ve farklı bir yönde kürek çekmemiz gerektiğini anladım.

mom1Dogmaları farketmek ve yıkmak

Dogmalara karşı en güçlü silahımız, aklımız. Yukarıdaki dört maddeye bir daha bakalım.

“İşe gitmeyeceksin”
Son derece tartışmalı. Çalışan anne olmanın kadına kazandırdığı ekonomik ve psikolojik bağımsızlık, bunların getirdiği özgüven ve rahatlama, defalarca gözler önüne serildi (Rout, Cooper ve Kerslake – 2007, Turner – 2007). Anne olmanın getirdiği bazı psikolojik faktörler bu olumlu tabloya gölge düşürebiliyor, ama bu tablo kültürden kültüre (toplumsal baskılarla) ve kişiden kişiye (karakteristik özelliklerle) değişiklik göstermekte.

“Sorumluluğunu bileceksin”
Kanımca yoğun ebeveynliği haklı kılan en medeni sebep. Artık kazara çocuk doğurmuyoruz. Nasıl ekolojik dengenin bozulmasından kendimizi sorumlu tutabiliyorsak, çocuk sağlığı ile ilgili öğrenmemiz gerekenler olduğunu, almamız gereken önlemler olduğunu elbet kabullenmemiz gerekiyor. Ama bunların önerilme şekli ve oranı, kültürden kültüre farklılık göstermeli.

“Kendini feda edeceksin”
İşte beni geleneksel “anne” anlayışından koparan başlıca faktör. Çocuklarımın sağlığı için kendimi defalarca feda etmişliğim var, evet, gelecekte de yapacağım büyük fedakarlıklar olacak. Ama bunları gocunmayacak, hayat kalitemi sarsmayacak, ileride çocuğuma “senin için saçımı süpürge ettim” diye reklam etmeyecek şekilde yapmak benim sorumluluğumdur. Eğer sağlıklı çocuklarım varsa ve buna rağmen ben saçımı süpürge ediyorsam, bu benim beceriksizliğimdendir! Kendini feda etmekle övünmek, yaptığı seçimleri sindirememekle övünmekle aynı şey benim için.

“Çocuğunu koruyacaksın”
Kısmen! Eğer çıtanın bir ucu çocuğunu korumaksa, diğer ucu ona kendi kendini korumayı zamanlıca öğretmektir. Korumacılık ile aşırı korumacılık arasındaki çizgiyi görmek ve tutturmak ise, sanattır!

Annelik ideolojileri hakkında okumaya ve yazmaya devam edeceğim…

Kaynaklar:
21st Century Motherhood – Experience, Identity, Policy, Agency; Andrea O’Reilly
Implications of Intensive Mothering Beliefs for the Well-Being of Full-Time Employed Mothers of Infants: Moderating Effects of Childcare Satisfaction and Workplace Flexibility. (2010), WALLS, JILL K., Ph.D.
The Dominant Mothering Ideology, Amy Tuteur, MD
Anneliğin Ötesinde – Tarihin ışığında, trendlerin gölgesinde çocuk yeti Gülüş Türkmen

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

10 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • 🙂 Çok güzel bir yazı olmuş. “Anneliğin ötesinde” kitabını anımsattı bana-nedense 🙂
    Bu baskıdan ben de henüz 6 aylık acemi bir anne olmama rağmen bıkmış durumdayım, ki bunun erken olduğunu düşünüyorum yani daha önümüzde uzuuun bir yol var…
    Bu tarz yazıları okudukça “oh be yalnız değilmişim” diyorum. Kitabı da o yüzden sevdim sanırım 🙂
    Sevgiler…

    • Doğrudur, neticede varış noktası “Anneliğin Ötesinde” ile benziyor. Ama kitapta “yoğun ebeveynlik” kavramından hiç bahsetmemiştim. Yeni bir baskı gelirse eklemek istediğim birkaç şey var!
      Şunu söyleyebilirim ki, durumun farkında olmak bile annenin kendini bir parça rahatlatmasına yardımcı oluyor…

  • Demek istediğinizi kitabınızı okuduğum için anladım. Ancak tek taraflı bir yaklaşımın bu konuda yanlış anlaşılmalara, taraf olmalara açık olduğunu düşünüyorum.

    Örneğin doğal doğuma yönelik ‘yeni’ baskıdan bahsederken, doğal doğumun neden ön plana çıkarılmak istediğinden bahsetmez isek konu eksik olmaz mı? Doğal doğum oranlarının azalmasını, hamileliğin bir hastalık gibi görülmesini, doğum anında kadına yapılan müdahalelerin sistemin kadına uyguladığı bir şiddet olduğu gerçeğini göz ardı ederek, bunu bir ‘trend’ olarak görmek sizce ne kadar doğru bir yola götürebilir bizi?

    Neden doktorların ve sistemin sezaryen baskısı üzerinde de konuşup, orada da sınırı çekmiyor bu yazı? Ben sezaryen olmaya mecbur bırakılmış biri olarak, kendimi eksik hissediyorum ama doğal doğumcular yüzünden değil, kendi bedenimi tanıma arzum yüzünden. Şimdi bu yazıyı okuyup arkama yaslanmalı ve ohh be mi demeliyim? Yoksa neden mecbur bırakıldığımı düşünüp, bu konuda da mı çalışmalıyım?

    Emzirme hareketinin çıkış noktasından bahsetmeyip, emzirme baskısı üzerinde durmak ne kadar haklı bir duruş? Neden mama şirketlerinin yaptığı reklamların anneler üzerindeki sütünüz yetmiyor, 1 yaşından sonra devam sütüne ihtiyaç var, 6. aydan sonra ‘sütünüz azaldığında’ ek gıdaya ek mamalardan bahsetmiyoruz da, bu yaklaşıma karşı çalışan bir hareketi lanetliyoruz sadece?

    Amacım taraf olmak değil. amacım taraf gibi görünen bu yazının ne demek istediğini ve neden sadece bir tarafı konuştuğunu anlamak.

    Teşekkür ederim.

    • Bunları da konuşmalı evet. Sanırım burada sıkıntı, bir ya da diğer fikrin (mesela doğal doğum ya da sezaryen) bir “baskı” olarak algılanması. Şöyle bakmalıyız: Ne biri, ne de diğeri bizim düşmanımız. Her ikisi de (biri primer, diğeri sekonder olmak kaydıyla) bizim sağlığımız için. Ama bu fikri reddetmemize sebep olan bir ideoloji var ve çoktandır sorgulanmaz hale gelmiş, neredeyse tabu olmuş. “Ben sezaryen istiyorum” diyen bir anneyi taşlamadıkları için dua etmek lazım herhalde…
      Yazı aslında taraf olmayı amaçlamıyor, farkındalığı amaçlıyor. Ben bir yoğun ebeveynim. Siz de öyle. Muhtemelen bu sitedeki okurların %90’ı yoğun ebeveyn. Bir sunum hazırlıyorum, İstanbul’a gelirsem sizi de davet edeyim göstermek için…

  • Güzel yazı olmuş eline sağlık. İşin tuhafı, annenin eğitimi arttıkça bu tip “kendi kendini süper anne olmak için zorlama” hali de artıyor. Cahillik mutluluk gerçekten, o çocuklar da bir şekilde büyüyor. Ben de bir makalede okumuştum, çocuğun anne babası berbat bile olsa, yaşamında ona örnek olan TEK bir aktif yetişkinin varlığı, onun kendini gerçekleştirmesi ve olumluya yönelmesi açısından yeterli diye..

  • Merhabalar.. 19 aylık bir oğlum var. Normal doğum için çok mücadele ettim, bebeğim kakasını yapınca acil sezeryana aldılar.. Sezeryan öcü gibi gelirken hayatımızı kurtardı.(Planlı sezeryanı asla savunmuyorum!) Bebeğimi emzirmek için çok uğraştım. Sarılık vs derken mamaya başladık ve bir daha emmedi. O dönemde iyi bir anne olamadığımı, hiçbir işe yaramadığımı düşündüm, düşündürttüler. Depresyon benzeri belirtiler yaşadım. Hiç bir işi tam yapamamıştım! Neyse ki mesleğimden( Psikolojik Danışmanım) ve meslektaşlarımdan yardım alarak atlattım.. Yazınızı okurken gözlerim doldu. Kendime ne kadar haksızlık ettiğimi düşündüm. Doğal doğum kursuna gittim. Hamile yogasına gittim. Elimden geleni yaptım. Ama baskıları da çok hissettim. Toplum baskısı, anneyi suçlayıcı tavırlar ve en önemlisi bunları içselleştiren ve iyi anneliğin kriteri olarak gören ben.. Oysaki Doğal doğum eğitimi aldığım İstanbul Doğum Akademisindeki görüş şu; doğum doğal olmalı evet ama sezeryan muhteşem bir kurtarma ameliyatıdır ve anne bebek dostu sezeryan yapılabilir. Ama toplum ve bizler belki herşeyi aşırılaştırıyoruz. Hele de emzirme konusunda. Şunu bile duydum; annesini emmeyen bebek anne sevgisi alamaz!.. Şimdi saçma geliyor ama o zaman çok kötü hissetmiştim. Ve tabi kendini feda etme.. Sadece çocuklarımız için değil, kimse için yapılmamalı. Çocuğumu “var etmek” için “kendimi yok saymak” yerine birlikte “var olmaya çalışıyorum”.. Umarım yapabilirim..

    • Ben de çok duygulandım şimdi! 🙂 Çünkü her şeyden çok sevdiğimiz çocuğumuz için en iyisini istiyoruz. Elbette normal doğum güzel, elbette emzirme eşsiz, bunu sizden iyi kim bilebilir? Ama annenin iç huzuru, işte o, paha biçilemez. Ve biz, en çok onu korumayı unutuyoruz.

      Evet, emzirmediğiniz için çocuğunuzun anne sevgisi alamayacağını ciddi ciddi anlatan kaynaklar var günümüzde. Tuğla gibi kitaplar var! 3 yıl emzirmeden, çocuğu koynunda yatırmadan anne olunmayacağını, evde yoğurt mayalamadan olmayacağını söyleyen anneler var. Çocuğu anaokuluna göndermenin bile sevgisizlik olduğunu iddia edip, çocuğu evinde, dizinin dibinde tutan anneler var. Bunların ayarı fena halde kaçırmakla ilgili olduğunu unutmayalım. Sevginin fazlası zarar olabiliyor 😉