Alternatif Anne Ödülleri Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Kitap Yetişkin Psikolojisi

20 yıl sonra oğlunuzla ilişkinizi öngörebilir misiniz?

Mothering-Day-in-LondonSon zamanlarda çocuğunu dikkatle ve özenle yetiştirmek isteyen yeni nesil anneliğe bir karşı-ekol çıkageldiğini fark etmiş olmalısınız. Savundukları tez şu: Bilinçli anneliğin sonuçları, klasik anneliğin sonuçlarından daha iyi olmuyor. İddia ediyorlar ki “Aslında her şeyin doğalı güzel”, “İçinden geldiği gibi davranmalı”. Hatta doğallıktan bahsederken, dayağın bile bir yeri olduğu fikrine dönüş yapılıyor (ilgilenenlere referanslar verebilirim).

Dikotomik mantık ne illet bir şey! Beyne yapışıyor ve insanın yerinde saymasını istiyor. Yeni bir yol buluyorsunuz, yeni yolda kafanız karışınca hemen eski yola geri dönmeyi mi seçiyorsunuz? Olur mu öyle? Oysa biraz eleştirel bakabilirsek tüm sözlerin özünde hep aynı ihtiyacın saklı olduğunu görürüz: Anneliğimizi kişiliğimizin zehrinin fazlasından arındırmak istiyoruz, bu zehri çocuğumuza aktarmamak için önlem almaya çalışıyoruz. Biz bilinçli anneler, aslında bunu başarıyoruz. Bilinçli anneliğin sonuçları, klasik anneliğin sonuçlarından çok daha iyi olabiliyor! Buyurun size vakalar üzerinden bir kanıt:

2501045300.01.LZZZZZZZFransız Psychologies dergisindeki çalışmaları ile tanınan araştırmacı gazeteci Anne Laure Gannac, anneler ve oğulları arasındaki özel ilişkiyi birbirinden farklı örnekler üzerinden irdelemek için annelerin, oğullarının ve uzmanların tanıklık söyleşilerinden oluşan bir çalışma hazırlamış. Kitapta anne ve oğlun özel ilişkisinden daha fazla dikkat çeken bir durum var: Hangi tip annenin çocuğuyla daha güzel bir ilişki kurmayı başardığını, bunca örnek arasında açıkça görebiliyoruz. Bu, geleceğe gidip, bugün çocuğumla kurduğum ilişki şeklinin sonucunu gözlemlemek gibi bir şey!

Annelerin ortak noktası

Bütün anneler, birbirlerinden ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, aynı fikirdeler: Her ne kadar kendilerini ve oğullarını eleştirebilseler de sonuçta “harika bir çocuk” yetiştirmiş olduğuna inançları tam. Oysa bütün çocuklar aynı şeyi söylemiyor! Annelerinin “iyi annelik” yapmadığını iddia edenler sayıca çok değil; Ne yaşamış olursa olsun nihayetinde anne gibisi yok. Ancak çocuklar hayatlarını ve anılarını anlatmaya başladıklarında bazı ciddi sorunlar tespit etmekte gecikmiyoruz…

Hangi çocuklar muzdarip?

Sorunlar, en çok oğlunu kendinin bir uzantısı gibi gören annelerde görülüyor. Garip bir şekilde bu anne, çocuğunu “hayatım”, “öteki yarım” olarak tanımlamakta tereddüt etmiyor hatta bunu gururla anlatıyor. Büyümüş oğlu genellikle annesine bağımlı yaşıyor ve kendine, içinde annesini de barındıran bir hayat tarzına razı gelecek bir eş bulmuş oluyor (keşke kitapta eşle de röportaj yapılsaymış!).

Annesiyle sorun yaşayan bir diğer vaka, 11 çocuklu bir ailenin ferdi. Çok sevilen başarılı büyük abinin tersine, onca çocuğun içinde sesini duyuramadığını, annesinden yeterli ilgiyi göremediğini düşünen, anlaşılmadığını, anlaşılmayı beklemekten de vazgeçtiğini ifade eden bu çocuk, aslında kırgınlığını ve yalnızlığını haykırıyor. Annesi ise onu bu derece kırdığını bilmiyor (röportajı okuyunca anlamış olmalı), çünkü kendisiyle yapılan söyleşide sadece bir iki kez onunla ciddi sürtüşme yaşadığını ifade etmiş. Demek ki sorun, annenin kendi gerçekliği içinde çocuğununkini görmemiş olmasından kaynaklanabiliyormuş. Bu konuda dikkatli olmalı, çocuğun çağrılarına, çığlıklarına kulak vermeli…

Son “muzdarip çocuk” grubu ise kişilik bozukluğu yaşayan annelerin çocukları (en çok göze batanı narsist anne modeli)…

Hangi durumlarda “yırtıyoruz”?

9782221095256Eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın ailesi ile yapılan röportajlar son derece ilginç: Çok fazla eğitim ve disiplin içerdiğini hayal edeceğimiz bu yaşantıda üç erkek çocuk da annelerini sevgiyle anıyorlar. Yaşantısı gereği kontrolcü ve aktiviteci bir mizaca sahip olan anne Edith-Cahier Mitterand “En çok korktuğum şey sert olmaktı” diyor ve çocuklarını dokunarak sevdiğini anlatıyor. Sevgisizlik hissi bu çocukların hiçbirinde yok. Üç oğlu da annelerine saygı duyuyorlar, biri onun “önce kadın, sonra anne” olduğunu ve öyle de olması gerektiğini anlatıyor, ikincisi annesinin masumiyetini vurguluyor.

Kitapta bir de oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenen anne var. Çok samimi, çarpıcı bir hikaye. Anne tüm içsel bocalamalarına rağmen oğluna doğru tavırla yaklaşmayı başarmış. İletişimi koparmadığı için de oğlunu mutlu bir yetişkine çevirmiş. Yine olumlu bir tablo.

Röportajları enli boylu okuduğunuzda hissediyorsunuz ki annenin kendi olumsuz huylarının farkında olması, aslında çocuklarının onlara göz yummalarını ve onu kolayca affetmelerini sağlıyor. Çünkü onlar, daha iyi olmaya çabalayan, çocuklarına karşı adil davranmak isteyen bir kadın görüyorlar… Çok duygulandırıcı.

İdeal anne, neredesin?

Mükemmel anne yok. İyi ki de yokmuş, çünkü eğer bir anne mükemmel olsaymış çocuğu hiçbir şeye ihtiyaç duymaz, sıkılmaz ve bir şey üretemezmiş. Ayrıca anne çocuğunu mükemmelliğiyle “boğarmış”. Buna karşın “yeterince iyi anne” var. Mitterand gibi çocuğu zorlayan bir hayata rağmen kendini sevdirmeyi, saydırmayı başaran anne modelinden bir ‘tık’ ötesi, çocuğunun kendi uzantısı olmadığını kendine baştan anlatmayı başarıp, biraz çalışma ile ona daha fazla özgürlük alanı bırakmayı başaran bir anne…

Andrée Chédid
Andrée Chédid

Bu kitapta bir-iki güzel “yeterince iyi anne” örneği var ama benim en çok içimi ısıtan, ünlü yazar Andrée Chédid ile müzisyen oğlu Louis Chédid’in ilişkileri. Andrée Chédid, öncelikle anne-çocuk ilişkisinin “aşk” kelimesi ile ifade edilmesinden rahatsızlık duyduğunu anlatıyor. “Bu kelimenin içinde gereksiz bir şey var” diyerek “şefkat” gibi kelimeleri tercih ediyor. Oğluna nefes aldırabilmek için onunla mesafeli ama anlayış dolu bir ilişki kurguladığını söylüyor. Oğlunu kolay bir çocuk olarak hatırlıyor, yaşadıkları tek tük kavgaları unutmuş gitmiş. Anlayacağınız üzere Andrée Chédid, her şeyi oluruna bırakan ve her zaman içinden geldiği gibi davranan bir anne olmamış, karşısındaki kişiliğe her koşulda saygı göstermeyi doğallıktan daha çok önemsemiş. Oğlu Louis Chédid annesini nasıl anlatıyor dersiniz? Onunla çok iyi anlaştığını ifade ediyor. Annesiyle kavgalarını o da hatırlamıyor. Chédid ailesi, kitapta tanıklık eden bütün ailelerden daha keyifli bir ilişki anlatıyor. Louis müzisyen olmuş, hayatını kurmuş. Annesini düzenli olarak arayıp hatrını soruyor, onu düzenli olarak ziyaret ediyor. Dikkat edin, annesi oğlunu değil, oğlu annesini arıyor. 😉

Sonuç? İçiniz rahat olsun. Siz çocuğunuzu 6 ay emzirmeye çalışmaya, ona 2 yaşına kadar şekerli gıdalar vermemeye, ilk yıllardan itibaren sözünüzün söz olduğunu göstermeye, onunla etkili iletişim kurmak için eğitim almaya, görgü kurallarını geciktirmemeye, gerekli gördüğünüz eğitimleri zamanlıca vermeye, alternatif okullar bakmaya devam edin. Çünkü tüm bu “doğru yönde verdiğiniz”* emeklere değiyor!

*Anneliğin Ötesinde, Kaknüs Yayınevi

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız