Çocuk Eğitim Kategorisiz Üstün Zekalı

Yetenek nasıl gelişir?

fft99_mf3653190ÜYÇAP (Üstün Yetenekli Çocukların Aile Platformu),  seminerlerinden bir yenisini daha gerçekleştirdi. Özgür Bolat’ın konuşmacı olarak yer aldığı “Yetenek Nasıl Gelişir?” konulu seminere yoğun bir ilgi ve katılım vardı.

Genellikle çoğumuzun beklentisi, bizlere bazı sihirli formüller sunulsun ve biz bu yönergelerle hareket ederek anında sonuca ulaşalım şeklindedir. Pazar günü ben ve pek çok anne baba da “Yetenekli çocuklar yetiştirmenin sihirli formülünü” almak için toplandık. Zannederim ki öğrenme motivasyonuyla orada bulunan herkes kendi payına düşeni ve beklediğinden çok daha fazlasını almıştır.

Şimdi gelelim seminer notlarıma… Özgür Bolat’ın aktardığı bilgilerden yaptığım çıkarımları elimden geldiğince özetlemeye çalışacağım.

Özgür Bolat, öncelikle “üstün” ve “zeki” sözcüklerinin kullanılmasını doğru bulmadığından bahsetti. Aslında çok ufak bir detay gibi görünse de yetenek geliştirmekten çok daha önemli bir husus bana göre.

Peki, çocukları “üstün” ya da “yetenekli” olarak nitelendirmenin ne gibi zararları olabilir?

Her şeyden önce zeki ya da üstün olarak etiketlenmiş bir çocuk, üzerinde baskı hisseder. Bu çok büyük bir sorumluluktur. Çünkü eğer “üstün” biri olduğunuz söyleniyorsa bunun gereklerini yerine getirmek zorundasınızdır. Yani her zaman başarılı olmalısınız ki bu çok da gerçekçi görünmüyor.

Başarısızlığa imkan tanımayan bu tarz sıfatlar çocukta başarısızlık kaygısı yaratır. Kendisine yüklenen bu misyonu ve etiketi taşımak ağır gelebilir. Hata yapma korkusu onu yeni şeyler denemekten alıkoyabilir.

Zeki ve üstün damgası yemiş kişiler için “çalışmak” zekalarına gölge düşürecek bir kavram gibi görünebilmektedir. Genel olarak “Çalışmak aptallar içindir.” yargısı vardır. Oysa ki çalışma olmadan zeki ya da üstün olmak “başarı” getirmemektedir.

william_james_sidisBu konuda en çarpıcı örneklerden biri dünyanın en zeki insanı olan William James Sidis’tir. William James Sidis, ölçülemez seviyede bir IQ’ya sahip. Düşünün ki 6 aylıkken alfabeyi çözmüş, 18 aylıkken gazete okumaya başlamış, 2 yaşında Latinceyi, 3 yaşında Yunancayı öğrenmiş. 4 yaşındayken anatomi üzerine denemeler yazmaya başlamış. 8 yaşına yaklaşırken İngilizce, Latince, Yunanca, Rusça, İbranice, Fransızca ve Almancayı öğrenmiş. İlkokul çağı geldiğinde ise “Vindergood” diye adlandırdığı bir dil geliştirmiş. 11 yaşında Harvard’a girmiş ve orada profesörlere 4 boyutlu objeler hakkında ders vermeye başlamış, Gariptir ki dünyanın en zeki insanı unvanı dışında hiçbir bilinirliği yok. Tabiri caizse bir baltaya sap olamamış dahası 20 yaşındayken sosyalist/komünist eylemlere katıldığı için hapse girmiştir.

Özgür Bolat’a göre Sidis, hiçbir alana odaklanmadığı için akademik başarısını bir yere taşıyamamış ve Einstein ya da Mozart gibi bir alanda çığır açıp adından söz ettirmeyi başaramamıştır.

Görüldüğü gibi etiketler olumlu da olsa olumsuz da olsa çocuğun üzerindeki etkileri benzer oluyor. Harvey Karp’ın da dediği gibi “Etiketler konserveler içindir.”

Bize lazım olan şey çalışmak çalışmak çalışmak…

Batı Berlin Müzik Akademisi araştırmasına göre iyi ve kötü müzisyenleri ayırt eden şey yetenekleri değil alanlarıyla ilgili yaptıkları egzersizlerin çokluğudur. Yani ne kadar çok tekrar ve çalışma yapılırsa o kadar başarılı olunabiliyor.

Kimler başarılı olur? Cevap: Başarılı olmak isteyenler.

Kimler başarılı olmak ister? Cevap: Başarı motivasyonu yüksek olanlar.

Bu motivasyonun kaynağı da önemlidir tabi. Temel motivasyon kaynakları

  • Güç ihtiyacı
  • Anlama ihtiyacı
  • Bağlanma ihtiyacı
  • Başarı ihtiyacı

Güç ihtiyacı dış kaynaklı bir motivasyondan kaynaklanıyorsa despot”

Başarı ihtiyacı dış kaynaklı bir motivasyondan kaynaklanıyorsa narsist”

Güç ihtiyacı iç kaynaklı bir motivasyondan kaynaklanıyorsalider”

Başarı ihtiyacı iç kaynaklı bir motivasyondan kaynaklanıyorsa  “öncü” kişilik yapısı ortaya çıkmaktadır.

 

Gelelim asıl soruya… Yeteneği keşfetmek ve başarılı bireyler yetiştirebilmek için neler yapmalı ya da yapmamalı?

  • Öncelikle öğrenme ve keşfetme ortamı sağlanmalı.
  • Çocuklar oyun ile öğrenmeli. Sanat, spor ve öğrenme oyun için olmalı. Amaç keyif almaktır.  Yargılama yok, rekabet yok. Çocuklar, yarışma ve rekabet ortamına sokulmamalı.
  • Ödül vermek yerine “tutku” geliştirilmeli.
  • Zekasını savunma ihtiyacı duymamalı.
  • İnsanlar yapabildikleri şeyi severler; yaptıkları şeyi değil. Bu yüzden çocukların da yapabilecekleri şeylere yönelmelerine izin verilmeli.
  • Yetenek keşfi için yapılması gereken şey gözlemdir. Çocuğa uygun koşullar ve materyaller sağlandıktan sonra eğilimleri, iyi olduğu alanlar gözlem yapılarak belirlenmeli.
  • Yetenekli olduğu alanlar desteklenmeli.

Kişinin yetenekli olduğu alanda “odaklı çalışma” ve “tekrar” yapması keşfetmeyi ve o alanda derinleşmeyi sağlayacaktır. Zamanla kendinden bir şeyler katarak “özgünleşme” gerçekleşecektir.

Türkiye’de daha çok dış motivasyonla hareket edilmekte. Bilgi keşfedilecek ve içine girdikçe derinleşecek bir şey olarak değil, aktarılacak bir şey olarak görülür. Özgünleşme kültürü yoktur.

Başarı için yüksek öğrenme eğilimi, planlı çalışma, odaklanma, geleceği hayal edebilme ve duygu kontrolü önemlidir. Yüksek otokontrole sahip olanlar hem daha başarılıdır hem de daha mutlu.

Elbette ki yeteneğin keşfi ve başarı çok önemlidir ama daha da önemlisi tüm bunlar mutlu olmayı da sağlıyor mu?

“İnsanı ne mutlu eder?”

“Başarı mutluluk getirir mi?”

“Zeki ya da üstün olmak avantaj mıdır?”

“Yetenekli olunan ve severek yapılan işler zorunluluğa dönüştüğünde kişi nasıl etkilenir?”

happyAma asıl sormamız gereken sorular şunlar olsun:

“Çocuğumun içindeki mutluluk kaynağını keşfetmesini nasıl sağlarım?”

“Duygusal doyuma ulaşabileceği işlere imza atmasına nasıl yardımcı olabilirim?”

Tüm bunlar için öncelikle “başarı” tanımlamamızı sorgulayalım, gerekirse değiştirelim ve çocuklarımızın üzerindeki baskıyı azaltalım.

Pervin Dalgıç

1979 İstanbul doğumluyum. 25 Temmuz 2011 doğumlu Kaan adında bir oğlum var. İstanbul Üniversitesinde “Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği” dalında yüksek lisans yaptım, Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü okudum. Lise ve dershane öğretmenliği yaptım. Kaan’dan sonra benim için önemli olan şeylerin sıralaması değişti. İş hayatı, kariyer ve tüm hobilerimi bir süreliğine rafa kaldırdım. Çünkü Kaan bir daha bebek/çocuk olmayacaktı. Geç anne olmuş olmanın bende oluşturduğu bilinç ile tüm enerjimi oğluma harcıyor ve bilgi birikimimi ona kullanıyorum. “Onca yıl okudum da boş boş evde oturuyorum” şeklinde bir düşünceye kapılmadım. Okuduğum okullar, çalıştığım alanlar bana yeni yeni ufuklar açtı. Doğru bilgiyi yanlıştan ayırt edebilme becerisi kazandırdı. Şimdi tüm bilgi ve birikimimi çocuğum için kullanıyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız