Beslenme Çocuk Ekolojik Yaşam Kategorisiz Yemek

Yesin de ne yerse yesin

Çocuğunuzun her gün yediği okul yemeğini siz hiç denediniz mi? Yazarımız denedi, her anlamda denedi. Bir annenin okul yemeğiyle imtihanı:

child-520732_1280Bir annenin imtihanı gibidir yemek yemeyi sevmeyen bebeğin ek gıdaya geçişi. Altıncı ayında yoğurtla başlayan mücadele yerini sebzeli çorbaya bırakınca annenin gerilimi günden güne artar.

Bunu yaşamayanlar bilmezler tabi. Biz öyleydik. Yemeyi sevmeyen ve 2 yaşına kadar yediği üç şeyden ikisini mutlaka kusan bebek reflüsü olan oğluma sabah beş kere yumurta haşladığımı bilirim. Gerçekten çok zordu. Şimdi beş yaşında ve ‘yesin de ne yerse yesin’ bizde ‘yesin de yeter ki biz yedirelim’e dönüştü. Belki bu da kötü ama ne yerse yesin daha kötü gibi geliyor bana.

Yaklaşık üç yıldır araştırdığım bütün anaokullarını zaman ayırarak gezdim. Gezmekle kalmadım gün boyu zaman geçirdim. Çocuğum gün boyu o okulda nasıl zaman geçirir, ne yer ne içer diye düşüneceğime bunu, yerinde kendim görmek istedim ve üç yıl onu herhangi bir okula yazdıramadım. Aylık 1800TL’ye öğrenci kabul eden bir okul müdürüne doğal ve sağlıklı beslenme teklifim “Maalesef hoca hanım benim en düşük kalemim beslenme fakat kiram çok” cevabıyla karşılandı.

Bir okulda çocuklar için en önemli olan iki durum bedensel ve ruhsal gelişimse demektir ki çoğu okulda bu iki ayaktan biri sakat. Bunu geçenlerde bir okulda utanmayarak yemeklerinden yiyerek tasdikledim. İçinde yağ olmayan kavrulmuş şehriyeli bir pirinç pilavı ve listede adı Beykoz kebabı olarak geçen sebzeli, tatsız, tuzsuz, et olmayan bir şey, evet bir şey, ama Beykoz kebabı değildi. Bunu görünce ve yiyince aklıma Ağrı’da öğretmenlik yaparken yaşadıklarım geldi aklıma. Ağrı’nın Hamur ilçesinde taşımalı eğitim yapan bir okulda çalışıyordum. Köyden gelen çocukların öğlen okulda beslenme yapmaları gerekiyordu ve beslenmeyi Milli Eğitim anlaşma yaptığı yemek şirketleri ile karşılıyordu fakat sadece öyle görünüyordu. Pastırmalı ekmek yerine içinde yarım yumurta dahi olmayan ekmek gelirdi ve ben her nöbetimde bunu yazardım deftere ama hiçbir şey olmazdı. Milli Eğitim o yemek şirketiyle anlaşmalıydı, yemekleri onlar getirecekti.

Anaokullarında da durum çok farklı değil aslında. child-eating-881200_640Anne ve babalar yemek listesini görünce rahatlıyorlar ama çocuklarının ne yediklerini çok da bilmiyorlar. Sıcacık yemeği plastik köpük tabakta veren okul da gördüm, listeyle uyuşmayan bir şekilde besleyen okul da. Hatta geçenlerde pilavı yediğim okulda bekleme salonunda bir veli ile bu konuyu konuşurken “Vallahi takmıyorum yesin de ne yerse yesin” dedi. Ben sebzelerin ilaçlı olduğundan bahsedecektim ki vazgeçtim. Çünkü o anne öğlen yemeğinde pilav, Beykoz kebabı, revani ve ikindi kahvaltısında mozaik pasta yemesine razıydı. Ona neydi ki çocuğunun gün içinde iki kere unlu, şekerli bir şeyle beslenmesinden. Yesin tosuncuk olsundu.

Gittiğim okulların müdürleri bu yazıyı görürse cevap  vermek isteyebilirler. “Evet başımızın etini yedi. Biz size karşılıksız bu ürünleri getirelim ama çocuklar sağlıklı beslensin” dedi ama kabul etmedik diye. Şaka tabi ki. Sinir olacakları kesin. Ben bir veli adayı olarak gerçekten bunu çok istedim ama hiçbir okuldan bu konuda olumlu bir yanıt alamadım. Tüm okular diyerek genelleme yapmak istemiyorum ama  çoğu haftada bir büyük marketlerden markalı diyerek en kötü kutu sütleri, margarinleri, tavukları, makarnaları dayıyor çocuklara. Anne babalar “Ne yapayım artık o kadarına müdahale edemiyorum” diyerek durumdan vazgeçmiş durumda zaten, fakat bence böyle değil.

Önce en kıymetli yavrumu size teslim edeceğim ardından bir ton para vereceğim ve karşılığında ne yiyeceğine siz karar vereceksiniz. Yok bana göre değil. Bunu kabullenmeyerek okula göndermedim oğlumu. Zaten ona bakmak için zamanım da vardı. Ona birilerine göre zarar verdim ama durum düşündüğünüz gibi değil. Bolca park, atölye, etkinlikler çözdü bu işi. Ben de anaokuluna gitmeyip o yaşlarımı sokakta geçirmiş biri olarak bunun çok da sorun yaratacağını düşünmedim açıkçası. Şimdi ne mi yapıyorum? Bir devlet okulunun anaokuluna yazdırdım. Öğlen kahvaltı yapacaklar evden koyacağım. İçinde 17 katkı maddesinin olduğu ve Tarım Bakanı’nın bile hasta yapar dediği undan yemesinin önüne bir şekilde geçeceğim. Ha belki ben böyle korurken başka şeyler olacak ama onun önüne ben geçemem. Ben yapabileceklerimi yapıyorum, gerisini bilemiyorum tabi ki.

Bana sürekli “Ya sen bu çocuğu daha ne kadar sağlıklı beslemeye çalışacaksın?” diyenlere de bir sözüm var. Ne olduğu belirsiz, sürekli hormon ve antibiyotik verilen hayvanların etinden sütünden, ilaçlı sebzelerden, katkılı gıdalardan ne zaman kurtulup sağlıklı besleneceksiniz?

Meftun Kocakaya

Anne olunca kuşlara ağaçlara boceklere annelere babalara bir daha baktım. Bakınca bunca zaman göremediğim ne çok şey olduğunu farkettim. Farketmek beni içimdeki benle tanıştırdı ve anne olmadan önce yaptığım ve ara verdiğim yazı çizi işlerine geri döndüm. İyi ki de döndüm. Kendimle bir kez daha tanıştım içimi aydınlattım.
Anne olmanın benim için bir mucize olduğunu düşünüp düşünüp mutlu oldum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız