Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Röportaj

Yeniçağ çocuk kitaplarına eleştirel bakış: Olumlama mı, dayatma mı?

newage04Aslında benden önce kızım eline aldı kitapları: “Haydi, oku bana!” Okuyacakken durakladım: “Annem benim için en uygun annedir” diye söze başlıyordu, annesinin karnında konuşan bebek. Şirin, yalın çizgilerle resmedilmiş bu hikayeleri kızımın nasıl algılayacağından emin olamadım. Kendi cümlelerimle anlattım bu yüzden. Sonra bir merak kapladı içimi. Kitapların yazarına, Ebru Demirhan’a ulaştım ve Yeniçağ felsefesini içselleştirmiş bu anne yazara, emeklerinin ürünü olan kitaplarıyla ilgili Alternatif Anne uzmanlarıyla da paylaşmış olduğum tedirginliklerimi ilettim. Büyük bir nezaketle bütün sorularımı cevapladı Ebru Demirhan. New Age bana göre bir inanç sistemi, ona göre bir yaşam tarzı…

Kitaplarınızı “bizden farklı bir nesil olan yeniçağ çocuklarına, sevgiyi hissetmelerine yardımcı olmak için” hazırladığınızı söylüyorsunuz. Peki, bu kitap kim için değildir?
Bu kitaplar herkes içindir. “Çok ihtiyacı olan” ya da “az ihtiyacı olan” şeklinde bir ayırım olabilir ancak. Sevildiğini hisseden bir çocuk belki gücü daha az hissedebilir. O zaman güven kısmının desteklenmesi gerekir. Her birimiz hayat amaçlarımıza yani eksik duygularımıza göre ailelerle eşleşiyoruz. Aileler içinde eksiklerimizin tamamlanmasına ihtiyaç duyuyoruz. Çoğunlukla içten gelen bu sesin fark edilmesi zordur. Eksikleri tamamlanması da paralelinde zorlaşabilir. Kitapların asıl varlık amacı hayat amaçlarımıza kulak verip tüm seçimleri sevgiyle kucaklamaktır.

Kitaplar ebeveynimizi ve kendimizi eksilerimizle artılarımızla, çatışmalarımızla, olduğumuz gibi kabul etmemizi teşvik ediyor. Peki ama “Annem benim için en uygun anne” olumlaması, annesinin temizlik takıntısından usanmış dağınık bir çocuk için ne yapabilir?
Kabul yoksa temizlik takıntısı ve dağınıklık, çatışma üretir. Anlamak ve anlaşılmak için kabule ihtiyacımız var. Temizlik takıntısı dağınıklığı, dağınıklık takıntıları tetikler. Kabul varsa tetikleme ortadan kalkar ve anlayış yavaşça yayılarak çatışmanın yerini alır. “Temizlik takıntılı anne ile eşleşen ruhsal seçimleri” kutlamaktan daha güzel ne olabilir. Hiçbir şey boşu boşuna ve rastgele değildir. Bu birliktelik hangi öğrenme için var, her iki taraf da bunu sorgulamalı. Burada küçük bir çocuğun sorgulamasına takılabilirsiniz. Ruhun yaşı yoktur, bilinçaltının da öyle. Yaşla paralel yaşayan, zihindir.

newage03Çocuk bir gün bir arkadaşına gitse ve arkadaşının annesinin kendi annesinden daha iyi bir anne olduğu hissiyatına kapılsa, bu deneyim özellikle bu kitaptaki yaklaşımla büyütülen çocuğa suçluluk duygusu yüklermiş gibime geldi: “Annemi nasıl böyle harcayabiliyorum, ben ne kötü bir çocuğum!” diye düşünmez mi çocuk?
İlginç bir yaklaşım. Burada görev elbette ebeveyne düşer. Genellikle anne-babalar çocuklarının matematikte iyi olmasını isterler. Ben de ebeveynlerin evrensel matematikte iyi olmalarına niyet ediyorum. Öncelikle anne ve baba sindirmeli ki, hiçbir şey rastgele değil. Mükemmel işleyen bir matematiğin harika parçalarıyız. Ne evliliğin ne de çocukların dünyadaki varlıklarına aracı olmanın sebepsiz olması mümkün değildir. Ebeveyn bu bakışla çocuğunu kabul edip benimsediğinde çocuk ebeveyni çok daha çabuk kabul edecektir. Ayrıca çocukların dünyasındaki “kıyaslamak” ebeveynlerden öğrenilen bir bilgidir. Kıyaslanmayan çocuk kıyaslayamaz.

Her konuşmasında istemeden dahi olsa çocuğunu iğneleyen bir anne ve bundan sürekli incinen bir çocuk düşünelim. Kitaptaki “Annem beni seviyor” olumlaması bu çocuk için ne yapabilir?
Sadece duymasını istiyorum. Aklın “olumsuz fikir üretmesini” engellemek için çocuklara uykuda dinletilmesini tavsiye ediyorum. “Okunursa bir sorun olur mu?” Diyenler için ise, hayır, tam tersine “Annem beni sevmiyor” cümlesini aklından silmesine yardım edecektir. Hele ki annenin kitabı çocuğuna okurken kalbini yumuşatmak için çok sebebi olacaktır. Ve çocuk böylece şefkati almaya başlayacaktır.

Kitaplara, işitme ve görme engellilere yönelik bir DVD eşlik ediyor. Acaba Yeniçağ çocukları daha ziyade zihinsel engel, üstün yetenek ya da hiperaktivite gibi özellikler taşıyan çocuklar mı?
Böyle net bir bilgi yok. Sol elini ve dolayısıyla sağ beynini daha çok kullanan çocuklar geldiği net bir bilgi. Fakat mental ve fiziksel engellerde artış beklenmiyor.

Okullarda yerinde oturup öğretmeni dinlemeyen her çocuğa kolaylıkla “çıkıntı” muamelesi yapıldığını, onların kâh “dikkati dağınık”, kâh “tembel”, kâh “ilgisiz” olmakla suçlandığını üzülerek görüyoruz. Herkesi aynılaştırmaya çalışan bu sistemde bu çocukları okul düzenine uydurmaya çalışmak, hatta bu uğurda psikoterapi ilaçları kullandırmak yerine onları “yeniçağ çocukları” olarak görmek, acaba onları yanlış tedavilerden korur mu? Bir de tabii, öğretmeni bu konuda nasıl ikna edeceğiz?
Bu harika soru için teşekkürler. Adı üstünde bunlar “Yeniçağ Çocukları”. Yani değişen bir enerjinin ürünleri. Onlara eskilere davranıldığı gibi davranılırsa ilişkiler içsel ve dışsal çatışmalara doğru itilir. Özgüveni yüksek, ifadeleri net, yerinde durmayı sevmeyen bu çocukları eğitirken onlar gibi düşünüp sistemi yenilemek gerekir. Dünya tarihine baktığımızda bu tip enerjiler okul hayatlarında zorlanıp yetişkin olduklarında kendi sistemlerini kurmayı başaran kişiler üretmiştir. Yine böyle olacak. Eğitmenler onların gözüyle bakamıyor. Tanımadıkları, bilmedikleri ve yaşamadıkları bir durumla karşı karşıyalar. Hemen anlamalarını bekleyemeyiz. Gözlemci ve yenilenen olmalılar. Her sene çocukların enerjileri değişiyor ama öğretmenler aynı. Çocukların hareketine aileler ve okul yaşamı ortaklaşa alan tanımalı. Bastırılan bu enerjiler kendini zamanla farklı şekilde ifade eder ve emin olun bundan kimse hoşlanmaz.

newage05Bana “İndigo”, “Kristal” gibi isimler verilen çocukların belli dönemlerde doğan çocuklar olduğu söylenmişti. Bu şekilde düşünülürse ileride herkesin Yeniçağ insanı olacağını düşünmek doğru olur mu? Yani herkesin sol elini yani sağ beynini kullanmasını bekleyebilir miyiz?
Tüm enerjiler her zaman doğmaya devam edecek. Sadece dönemlere göre sayıları ve yoğunlukları azalıyor. İndigo Çocuklar 1980’lerde tek tük vardı, 1990’larda artmaya başladı ve 2000’lerde yerini Kristal Çocuklara bıraktı. Hala indigo çocuklar oranı azalmakla birlikte doğmaya devam ediyor. Kristal Çocuklar da hala günümüzde doğarak aktif olmaya devam ediyor. 2008’den itibaren aramıza daha fazla katılmaya başlayan Yeniçağ Çocukları gelmeye devam ediyor. Bir süre sonra başka enerjiler aktif olacak. Her bir dönem yeni gelen için hazırlayıcı görevler üstlenmektedir. Böylece değişim ve dönüşüm bayrağı elden ele devredilir. Bir yolculuk ve ilerlemekse konumuz -ki varoluş bu demektir- bayrağın güvenle ve keyifle iletilmesine ihtiyacımız var. Herkes sağ el ve sol beyin olmayabilir ama çoğunlukla öyle olacağımız kesin.

“Kendimi Seviyorum” kitabında ailesinin gözbebeği olan, kızgın da olsa, küskün de olsa her haliyle sevilen bir çocuk portresi çiziliyor. Acaba çocuğumu “kendimi seviyorum”, “kendimi onurlandırıyorum” hatta “beğenin ya da beğenmeyin ben böyleyim” diye düşünmeye teşvik ederek, çağımızın hastalığı olan narsisizmin tohumlarını ekiyor olabilir miyim?
Kendini ve varlığını onurlandıran çocuk anne – babasını ve onların olmasını sağlayan atalarını çok kolay onurlandırır. Evrensel matematikle bağ kurmalarını sağlayan bir ritüeldir onurlandırmak. “Beğenin ya da beğenmeyin ben böyleyim” noktasına gelmesi söz konusu olamaz. Ondan önce annenin negatif, babanın negatif yönleri sunuldu ona. O zaman anne ve baba da bunu söyleyebilir. Merak etmeyin, ruhları daha çok öğrenmiş çocuklarımız bu ayırımın farkında olacaktır. Onlar bizden fazlasını görebiliyorlar.

“Annemi seviyorum” başlıklı kitapta annesini her haliyle kabul eden bir çocuk var: Kızgın da olsa, yorgun, kuralcı ya da beğenmeyen bir anne de olsa seviyor onu. Çocuklar gerçekten annelerini her halleriyle kabulleniyorlar, değil mi?
Evet, anne her haliyle kabul edilir. Anneler çocukları için her şeydir.

“Babamı seviyorum” kitabı “Babam benim için en uygun babadır” diye açılıyor. Peki ya, baba alkolik ve şiddete meyilli bir adamsa?
Yine de o çocuk için en uygun baba ki, eşleşme gerçekleşmiş. Bu, var oluşun en gerçek prensibi. İhtiyacın olana çekilirsin. Baba alkolik, şiddet uygulayan olabilir. Sevgi dolu, koruyucu olabilir. Biri diğerinden daha kıymetli değil. Her şey olabilir. Dünyada her türlü insan var. Dünya hayatı öğrenmek içindir.

Küçük bir çocuk ebeveynine “Bana dayak attın, bu yaptığın çocuk istismarına girer!” diyemez. Ama çocuklar anne babalarına öfke besleyebilir. Bu kitabı okuyan bir çocuk, annesine karşı koşulsuz sevgi duyumsayamadığı için suçluluk duyar mı?
Ebeveynlere yaptıkları ve yapmadıkları için öfke besleyen çok sayıda çocuk var. Tersi de oldukça etken. Yaptıkları ve yapmadıkları için çocuklarına öfke besleyen ebeveynler oldukça fazla. Öfke derinse hep suçlayacaktır. Bir gün suçluluk hissederse taşlar yerinden oynamış, bir farkındalık gelmiş demektir. Cevap olarak olabilir ve olursa endişelenecek bir şey yok, su yolunu bulur diyorum.

newage01“Sevgimiz güvenle birleşiyor” sayfasına takıldım kaldım. Burada anne ve iki çocuğu arasında bir şekil var, sevginin enerjisi mi resmedilmiş? Soyut düşünemeyen bir çocuk bu resmi nasıl yorumlar?
Aslında soyut düşünemeyen çocuklar için somutlaştırılmış olabilmek için sevgiyi renklerle anlatmaya çalıştık. Hepsi olmamakla birlikte çocuklar yetişkinlere göre daha soyuttur. Gelen yorumlara bakarsak bu konuda sorun yok. Belki gelmeyen yorumlara kulak vermek gerek.

“Büyüklerimi onurlandırıyorum, saygımı sunuyorum” sayfasında büyüklerinin önünde “namaste” gibi bir hareket yapan bir kız var. Türk kültüründen değilmiş gibi geldi bana bu hareket…
Onurlandırma hareketi ile namaste birbirinden farklıdır. Çizimde basitleştirmek için çöp adam tarzı kullandığımız için kollar gövde ile ayrılabilsin diye biraz açık çizildi. Bu size hareketin aslını yansıtmamış olabilir. Onurlandırmaktan kasıt başın gövde ile atasının önünde eğilmesidir. Bu onurlandırmayı anne, baba ve ata olan herkes hak eder. Namaste daha çok selamlama ve teşekkür ifadesidir. Beyliklerden itibaren Türk kültürünün kullandığı ise onurlandırmadır.

Kitaplarda “melek” olmuş anne ve babalara da gönderme var. Anne babasını kaybetmiş çocuklar için de bir kitap olması çok duygulandırıcı…
Anne ve babasını ölümle kaybetmiş çocukların kalbine dokunmak, işitme engellinin kalbine dokunmak gibi kıymetli. Hele ki çocuğun “Annem / babam beni sevmeye devam ediyor” cümlesini sindirdiği zaman yaşayacağı rahatlığı düşünmek çok daha huzur verici. Bu kitaplar “tüm” çocuklar için yazıldı…

beim ailemYeniçağ akımı bir inanç sistemi olarak karşımıza çıkıyor. Bir takım ritüelleri olduğunu da göz önüne alırsak, bu yaklaşımı bir nev-i yeni din olarak düşünebilir miyiz?
Yeni bir din ifadesini doğru bulmuyorum. Yeni bir yaşam tarzı olduğu konusunda anlaşabiliriz. Din üretmek insanın işi değildir. Allah’ın işini Allah’a bırakmaktan yanayım. Her yeniliği, dönüşümü “Yeni bir din” bakışı ile yani inanç altyapısı ile sorgulamak endişenin ifadesi olabilir. İnançların değişmesinden hoşlanmayız. İnsanı ayakta tutan, omurgaya dik durma gücünü veren inançlardır. Yeniçağ yepyeni enerjileri ile geliyor. Kuran’ı Kerim’de İslamiyet’in son din olduğu yazar. Buna itibar etmeliyiz. Kimse yeni bir din ortaya atacak güçte ve sabırda değil.

 

 

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız