Eleştiri Kategorisiz

Yas var, sessizlik lütfen!

Sanat etkinlikleri aynı zamanda toplumsal olayların paylaşımı için bir araçtır.

artpsychSanat halk için mi? Sanat için mi?

Buna cevap verebilecek ya da bu tartışmada fikir yürütebilecek bir otorite değilim. Hatta bırakın otorite olmayı bu konuda tek kelam etmem saygısızlık olur sanatı üretebilenlere.

İzleyen/dinleyen hedef kitlede bir kafa sayısı olarak benim için sanat, duygular içindir. Alelade bir okur/izleyici/dinleyici olarak sanat benim için kontrolsüz duygularımı doğru kanalize edebilen, bazen “işte tam da bunu demek istemiştim, ne güzel dizmiş o sözcükleri” dediğim bir şiir, bir roman, bir şarkıyken, bazen “bu kadar kolay mı bunu çizmek” deyip, sonra boş kağıda yaptığım karalamayla baş başa kaldığım resimdir.

Yazılanı okurken, söyleneni dinlerken, çizilene bakarken kendi duygularımı odaklayabilmeme, kendimi ifade edebilmeme olanak sağlayan bir araçtır sanat. Kısmen ve hatta nadiren “eğlence” dir. Eğlence belki lunaparka gitmektir ya da monopoly oynamak olabilir ama bir tiyatroyu izlemek eğlence değildir bence. Bazen gülmekten karnıma ağrılar girdiği doğrudur ya da bir şarkıyı dinlerken gözyaşlarımı durduramadığım. Bunlar eğlenmekten değil, üzerine azıcık gittiğimde kendimin de fark ettiği duygularıma dokunan kelimelerdendir. Zaten psikoterapide katarsis* bu şekilde çıkmaz mı, çok gülmekle çok ağlamak arasında çok da fark yoktur mutlaka yaşanmış bir anıya, yoğunlaşmış ama bilincimizle farkında olmadığımız bir duyguya dokununca tutar gülme veya ağlama krizleri.

Yazının bu kısmını defterime not aldım, sonra günlük işlere dalmışım ve bir saat sonra öğrendim Paris’te yaşananları. Henüz durumu idrak etmeye çalışırken bir haber okudum. Alman piyanist Davide Martello Paris’te 80 kişinin hayatını kaybettiği yerde bisikleti ile taşıdığı piyanosu ile bir performans sergilemişti. Yazdığım koca paragraf tam da bunu anlatmak içindi. Bazen hepimizin canını yakan büyük trajediler yaşanıyor ve sanki son zamanlarda biraz daha fazla, ama tam da bu sebeple sanata günlük hayatın içinde daha fazla ihtiyacımız var. Zira fark etmesek de ölümlerden çok uzakta bile olsak üzüntüsünü, korkusunu ve endişesini bir çoğumuz hissederiz. Nasıl mı? Her televizyon açtığınızda, herhangi bir sosyal paylaşım sitesinde dolaşırken sürekli bu haberler göz önünüzdeyken etkilenmediğinizi nasıl iddia edebilirsiniz ki?. Bu hisler bireylere etki ederken, topluluğun genel haleti ruhiyesini etkilememesi mümkün müdür? Dışa vurmadığımız, dile getirmediğimiz her üzüntü ruhumuz için bir darbe (hani şu travma dediklerinden) değil midir? Ve bu hislerden arınabilmek ya da daha doğrusu bu hisleri doğru kanalla dışa vurabilmek  mi toplumu sağaltır? Yoksa hepimizin içinde tutması mı? Sonra daha da öfkeli insanlar topluluğu olmamız değil midir sonucu?

Tabii bu darbeleri yaşayabilir ruhumuz ama acılar paylaşınca azalır, hijyen ortamda akıtılan irin etrafta salgına yol açmayacaktır. Bu durumda beraberce izlenen bir tiyatro ya da bir konser inanın bu duyguları paylaşmanın, gelen darbenin etkilerini gidermenin oldukça hijyenik bir yoludur.

Tam da bu sebeple bu tür trajedilerden sonra konserlerin, oyunların ve benzeri performansların iptal edilmesi benim için yasın ifade edilmesini değil, edilemeyip de içimizi karartması, öfkenin, üzüntünün içimize çöreklenmesi anlamına geliyor. Bir de çocuk oyunlarının iptali/ertelenmesi var ki eğer biz çocuklarımızı inceliklerle, güzelliklerle ve estetikle tanıştırmazsak, bu şiddet karşısında durmalarını nasıl bekleyebiliriz ki?

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız