Eğitim Gülüş'ün Köşesi Kategorisiz

Ya ödevle savaşan, ebeveynin kendiyse?

Doğurdum, emzirdim, uyuttum, büyüttüm, kreşe de alıştırdım, bitti! derken çığ gibi büyümeye hazır duran ödev derdinden ne kadar bihabermişiz!

Ödev konusunda okkalı bir kitap okumak, ödev yapma atölyelerine gitmek isterdim. Çünkü hazırlıklı yakalandığımda soruna sorun demeyenlerdenim. Ama hazırlıksız yakalanırsam, eteklerim kolayca tutuşabilir!

Bebek macerasına anneler olarak az çok hazırlıklı bir şekilde başlıyoruz. Peki, çocuğumuzun ilkokul dönemine nasıl başlıyoruz? “Doğurdum, emzirdim, uyuttum, büyüttüm, kreşe de alıştırdım, bitti!” Ah, bizi bekleyen ve çığ gibi büyümeye hazır duran ödev derdinden ne kadar bihabermişiz!

İlkokulun birinci senesinde oğlumun öğretmenine sordum: “Biz ebeveynler ne kadar zaman çocukla birlikte ödev yapmalıyız?” Cevap, “İkinci senenin yarısına kadar” idi. Bakınız ne kadar net ve hoş bir cevap. Gel gör ki ikinci yıl değişen öğretmenle birlikte, ebeveynlere verilen beyanat da değişti: “Her ihtiyaç duyduğunda çocuğunuza yardım edeceksiniz!”. “Niyeymiş o?” “Çünkü açık konuşalım, bir çocuk ebeveynine yaranmak için ödev yapar!”

Şimdi ben kafası allak bullak olmuş bir ebeveynim. Çocuğum, her ne kadar elinden geleni yapıyor olsa da, sadece 7 yaşında olan ve ilgisi kolayca dağılabilen bir velet. Ve acı gerçek şu ki, ikimiz de ödev yapmak istemiyoruz!

Dünyadaki eğitim sistemlerine kabaca baktığımızda, eğitim başarısının ödev yüküyle ilgili olmadığını görüyoruz. The Economist Dergisi’nin dünyanın en başarılı eğitim sistemi olarak gösterdiği Fin Eğitim Sistemi’nde hiç ödev yok! Ayrıca ders saatleri kısa ve çocuklar 7 yaşından önce ilkokula başlamıyorlar. Dünyanın en mutsuz ergenlerinin bulunduğu Güney Kore’de ise yüklü ödevlerin yanı sıra öğrencilerin %90’ı okul dışında özel ders almakta. Bu iki ülke, birbirinden ne kadar farklı olurlarsa olsunlar dünyanın en başarılı iki eğitim sistemine imza atmışlar! Başarıysa, ikisi de başarı!

Ama başarı mutlulukla da ölçülüyorsa, o zaman ödev yükünün az olduğu ülkeler öne çıkıyor. Fransa’da da son günlerde ilk ve orta eğitimde ödevin kaldırılması söz konusu.

The New Yorker’da çıkan bir makale, eğitim sistemlerinin yapılandırılırken neyin hedeflendiğini iyi düşünmek gerektiğini gösteriyor: Ödevin yokluğu daha eşitlikçi yönetimlerin tercihi iken, ödevin varlığı da güçlü olanın kazanması istenen yönetimlerin tercihi. Neden derseniz, dışarıdan alınan yardım çoğunlukla ebeveynin imkânlarına bağlı.

Şimdi, benim canım oğlum, bu ödevi sarımsaklasak da mı yapsak, sarımsaklamasak da mı yapsak?

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 19 Aralık 2012 tarihinde yayımlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

3 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Valla su gun su gundur annemin bir kere oturup da benimle odev yaptigini hatirlamam. Her zaman 'daha neler' dedigini hatirlarim. Sonuc itibariyla gayet sorumlulugunu bilen, kendi isimi kendim goren, bir sorun oldugunda sucu baskasinda degil once kendimde arayan biri oldum. Ha, annem benimle otursaydi daha mi iyi olurdu, herhalde esas soru o. Oglum daha 3, yani bu sorulara birkac senemiz var daha ama bu her gece odevini takip eden, yaptin mi oglum, beraber yapalim mi oglum falan diyen annelerden olmayi dusunmuyorum acikcasi. Vakti gelince bir daha sorun bana tabi, o ayri.

  • Alman ekolü işte 😀 Alman ekolünde yetişmiş bir kız olarak hiç annenin sevgisini hissetmediğini düşünüyor musun, yani ödevlerine yardım etmedi, giyinmene yardım etmedi diye, esas bence bizim milletin merak ettiği bu! 😀

  • Hayir, kesinlikle bu sebepten dolayi kendimi sevilmemis hissetmedim. O zamanlar dahi anneleri surekli odevlerine karisan arkadaslarim varsa onlara uzuntu ile baktigimi, acidigimi hatirliyorum. Ama dedigim gibi, iyisi kotusu nedir arastirma yapmadim ve benim oglum o yasa gelince ben nasil olacagim onu da bilemiyorum. Pek cok acidan anne ve babamdan cok farkli yonlere gidiyorum cunku. Vakti gelince tekrar konusalim!