Avukat Boşanmak

Boşanıyoruz! Peki ya velayet?

Boşanma ve Çocuk/ların Velayeti Sorunu   

Boşanma aşamasına gelindiğinde en çok konuşulan ve kadınlar açısından da en fazla kaygı yaratan konulardan biridir velayet konusu. Erkek taraf da bunu bildiğinden genellikle boşanmak istemiyorsa kadını çocuğun velayetini almakla tehdit etmektedir. Her iki taraf boşanmak istese dahi velayet ne yazık ki çoğunlukla ebeveynlerin en fazla zorluk yaşadığı konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hakim Velayet Konusundaki Değerlendirmesini Ne Şekilde Yapmaktadır?

Velayet kamu düzenini ilişkin bir konu olduğundan velayet ve diğer ebeveynin çocuk ile görüş günlerinin nasıl olacağı konusunda taraflar anlaşsa dahi hakimin bu anlaşmayı kabul etmeyerek farklı şekilde karar verme hakkı bulunmaktadır.

Hakimler genelde, velayet konusunda taraflar karar vermişse bu karara müdahale etmemektedir, ancak velayeti alacak olan tarafın çocuğa iyi bakamayacağını ve velayetin bu kişide olmasının çocuğun menfaatine açık aykırılık yaratacağını düşünürse velayeti anlaşmaya aykırı olarak diğer tarafa da verebilmektedir. Ancak bu, çok ender karşılaşılan bir durumdur.

Tarafların velayet konusunda anlaşamaması halinde ise bu konuda kararı boşanma davasına bakan mahkeme hakimi vermektedir. Çocuğun velayetinin kime verileceği konusunda toplumda yaygın bilinen yanlışlar bulunmaktadır. Örneğin anne çalışmıyorsa ve geliri yok ise çocuğunun velayetini alamayacağı düşünülmektedir. Oysa ki mahkeme hakimi çocuğun menfaati için kimin yanında kalması gerektiğine karar verirken sadece buna bakmamaktadır. Eğer anne çalışmıyorsa ve babanın gelir durumu iyi ise babanın çocuğa ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde nafaka ödemesine karar vererek velayeti anneye verebilmektedir.

Uygulamada büyük çoğunlukla küçük çocukların velayeti anneye verilmektedir. Ancak bunun bazı istisnaları da bulunmaktadır. Eğer tarafların şartları ve çocuk ile ilişkileri değerlendirildiğinde çocuğun babaya verilmesinin çocuğun menfaati için daha iyi olacağı düşünülüyorsa bu durumda velayet, babaya da verilebilir.

Çocuğun menfaati açısından değerlendirme yapılırken mahkeme hakimi tek başına karar vermemektedir. Mahkemelerde görevli psikolog ve pedagoglar bulunmaktadır ve mahkeme hakimleri velayet konusunda değerlendirme yaparken mutlaka bu uzman görüşlerine başvurmaktadır. Boşanma davası açıldığında hakim, tarafları mahkemede görevli uzmana yönlendirmektedir. Taraflar ve çocuk (çok küçük değilse) ayrı ayrı giderek uzman ile görüşme yapmaktadırlar. Bu görüşme sonucunda da uzman, taraflardan ve çocuktan aldığı bilgileri dikkate alarak çocuğun menfaati doğrultusunda değerlendirmesini yapar ve gerekçeleri ile birlikte raporunu yazarak mahkeme hakimine sunar. Ardından da mahkeme hakimi, uzman görüşü doğrultusunda velayet konusundaki kararını verir.

Velayet hakkını Al-a-mayan Ebeveynin Çocukla Görüşmesi

Taraflar, velayet ve diğer tarafın çocukla kişisel ilişkisinin nasıl olacağı konusunda anlaşsalar dahi mahkeme hakimi bu anlaşma hükümleri ile bağlı değildir ve özellikle kişisel ilişki kısmına sıkça müdahale etmektedir. Örneğin velayeti almayan tarafın çocuğu istediği zaman görebileceğine ilişkin bir anlaşma hükmünü ya da çocuğun haftanın 3 günü babada, 4 günü annede kalmasına ilişkin bir anlaşmayı mahkeme hakimi kabul etmemektedir. Burada hakimler çocukların devamlı yer değiştirmesinin çocuğun menfaati için iyi olmayacağını düşündüklerinden çocuğun velayeti kime verildi ise onun evinde kurulu bir düzeni olmasını istemekte, diğer tarafa da haftanın 1. Ve 3. Hafta sonları çocuğunu görme imkanı tanımaktadırlar. Elbette ki mahkeme kararı bu şekilde olsa da taraflar aralarında anlaşıp fiiliyatta farklı bir uygulama geliştirebilirler.

Çocuğun velayetinin anneye verildiği durumlarda ayda sadece 4 gün baba ile kişisel ilişki kurulması çocuğun baba ile düzgün bir ilişki kurması açısından yeterli değildir. Bu nedenle de her iki tarafın çocuğun psikolojisini düşünerek aralarındaki geçimsizliği bir tarafa bırakmaları ve diğer taraf ile yeterli görüşme organize etmeleri çok önemlidir. Ayrıca mahkemeler diğer taraf ile görüşmeyi ayda 4 gün ile sınırlasalar da sömestre tatillerinde bir hafta, yaz tatillerinde ise 1 ay diğer tarafın yanında kalmasına karar vermektedirler. Ancak çocuklar ayda 4 gün babayı görüp baba ile yeterli yakınlık kuramadıklarından yaz döneminde 1 ay onun yanında kalmak bazen çocuk için işkence haline gelebilmektedir.

Bu nedenle de her iki tarafın çocuklarını düşünerek kendi hırslarından ve intikam duygularından arınmalarını ve çocuklarını bu amaç için kullanmamalarını şiddetle öneririm. Bu çocuklar bizim çocuklarımız ve bu nedenle onların psikolojilerini bozduğumuz zaman bunun acısını en çok anne-babalar olarak bizler çekmekteyiz.

Şunu da hiçbir zaman unutmamalıyız ki; çocukların psikolojik sıkıntılar yaşaması ya da ergenlik dönemlerinde kötü alışkanlıklara yönelmesinin sebebi boşanmalar değil, bu sürecin ve sonrasının iyi yönetilememiş olmasıdır.

Av. Nazan Şenol Dokudan

 

 

 

 

Av. Nazan Şenol Dokudan

Av. Nazan Şenol Dokudan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2001 yılında mezun olmuş ve Yeditepe Üniversitesinde İngilizce yüksek lisans yapmıştır. Uzmanlık alanları; Miras Hukuku, Aile Hukuku, İş Hukuku, Fikri Haklar Hukuku, Ticaret Hukuku ve Sözleşmeler Hukuku olup yerli ve yabancı kişilere ve şirketlere kurucusu olduğu Dokudan Hukuk Bürosu’nda hizmet vermektedir. Av. Nazan Şenol Dokudan, evli ve bir çocuk annesidir.
www.dokudanhukuk.com
nazan@dokudanhukuk.com

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Nafaka konusuna göre daha vicdani bir yaklaşım gördüm.
    Evet velayetin belirlenmesinde esas olması gereken teorideki gibi “çocuğun menfaati” iken, uygulama “çocuk küçük anneye ver” şeklindedir. Maalesef bu yüzden çocuklar babaya karşı silah haline geliyor, Daha fazla Rant ve Sömürü aracı olarak kullanılıyor.
    Daha sağlıklı bir bir toplum ve aile yapısı için çocukların RANT ve SÖMÜRÜ aracı olmaktan çıkarılması gerekir. Kültürümüzde ve İnançlarımızda çocuk bakması için anneye verildiğinde masrafları baba tarafından karşılanır ancak “bu durumda bile” Velayet yine de Babaya aittir. Mevcut yasalar kültürümüzle ve Inançlarımızla uyum içinde olmadığı için de sorunlar yaşanmaktadır.