Güncel Kadın Kategorisiz Pedagog Yetişkin Psikolojisi

Üreten anneden tüketen anneye

Uzman pedagogumuz: Üretmek yerine tüketme tehlikesine girmeyin!

calisa-anne-uyku_orig

Çocuk eğitimine dair çok sözün söylendiği günümüzde anneliği ele alan, annelere odaklanan kitapların sayısı oldukça az. Türkiye’nin birçok yerinde düzenlediğim çocuk eğitimi seminerlerinde gördüm ki, çocuğu eğitmekten bahsetmeden önce annede kendine ve anneliğine dair bir farkındalık oluşturmak gerekiyor. İşte bu yazı dizisinin de hedefi bu olacak. Evimizdeki çocukları değil, anneleri konuşup tartışacağız. Bazen ele aldığımız konular tüm insanı, kadını da kapsayacak ama biz hep anneler penceresinden değerlendireceğiz.

Erikson’un Gelişim Kuramı

Erik Erikson psikoloji literatürüne geçmiş önemli bir kuramcı. Onun insanın sekiz gelişim evresini ele alan kuramı oldukça ufuk açıcı. Bu kuramda diyor ki, insan hayatının çeşitli yaşlarında farklı gelişim dönemlerinden geçer. Her dönemde iki uç arasında kalır. O dönemi sağlıklı atlatırsa psikolojisi de sağlıklı olur. Örneğin 0-1 yaş dönemi bir çocuk için güvene karşı güvensizlik dönemidir. Eğer bu dönemde çocuk sabit bir bakım veren tarafından ilgi ile büyütülürse insana güvenmeyi öğrenir. Bu dönemde şefkatli bir bakım verenden yoksun kalan çocuklar ise hayata ve insana karşı güvensizlik geliştirir. 1-3 yaş dönemi ise bağımsızlığa karşı utanç dönemidir. Bu dönemde çocuk bağımsız olmak ve kendi başına hareket etmek ister. Kendi yemeğini yemek, kendi başına yolda yürümek ister. Buna müsaade edilmezse, çok koruyucu davranılırsa çocuk utanç ucuna gider ve utangaç olur. Eriksona göre 25-40 yaş dönemi üretkenliğe karşı durgunluk dönemidir. Kişi bu yaşa geldiğinde artık tüketici konumundan üretici konumuna geçmek, topluma katkı sağlamak ister. 25 yıllık birikimini çeşitli ürünler ortaya koyarak göstermek, evine insanlığa katkı sağlamak ister. Bu yapamadığında kişi durağanlaşır, monotonlaşır ve bir çökkünlük dönemine girer.

Üretim Geçmişten Günümüze Nasıl Değişti?

Erikson’a göre biz 25-40 yaş arasında üretim yapmazsak bir anlamsızlık duygusu içimizi kaplar. Şimdi üretim açısından geçmişin anneleri ile günümüzün annelerini özellikle ev hanımlarını değerlendirelim.

Köy hayatının hüküm sürdüğü geçmişte kadın ve anne üretimin bir parçasıydı. Sütü terayağına, yoğurda dönüştürmek, bahçeye bitkiler ekmek, buğdayı bulgura dönüştürmek, halı dokumak hayatın bir parçasıydı ve o zamanın anneleri üretimin bizzat içindeydi. Bunun onlara verdiği içsel bir mutluluk ve anlam vardı.

Köy hayatından şehir hayatına ilk geçişle birlikte topraktan ve hayvancılıktan büyük oranda uzaklaşıldı. Annelerin önemli bir üretim alanı elinden gitmişti. İlk şehirleşmede anneler üretimlerini el işi yaparak, dantel ve kazak örerek; reçel, turşu ve salça yaparak devam ettirdiler. Evlerine, çocuklarına, evlenenlere bir şeyler kattıkça kendi hayatlarına da anlam katmış oldular.

Üçüncü kuşak anneler apartmanlarda yaşamaya başlamışlardı. Artık teknoloji gelişmiş, örgü, kazak, atkı, salça, reçel ucuzlamıştı ve her yerde bulunur hale gelmişti. Bu nedenle artık örgü ve reçel işini bıraktılar. Üretime dair bir alan daha ellerinden çıkmış oldu. Bu kuşağın anneleri üretim alanlarını büyük oranda pasta, börek, salata alanına kaydırdılar. Komşu ziyaretlerinde tabaklara konan ikram çeşidi çok fazla oranda artış gönderdi. Köy kuşağında mutfakta olanı birlikte yemek vardı. İlk şehre göç edenler çat kapı misafirliğe gider, var olan çaydan çekirdekten nasiplenip evlerine dönerlerdi. Şimdiki misafirliklerde ise ikramların misafirliğin merkezine oturdu. Anneler üretimlerini bu dar alanda gösteriyorlardı çünkü. Günümüzde kimi anneler bu alanda üretimlerine devam ediyorlar. Kimi anneler ise artık bu alanda da üretim yapmıyor ve hazır gıdaya yöneliyorlar. Son alanda annelerin elinden gidiyor artık.

Üretim Hazzından Tüketim Hazzına

Zaman içinde değişen annelerin üretim sistemi temel etkisini anneler üzerinde gösterdi. Üretememenin verdiği sancı günümüz annelerinin en büyük yaralarından biri oldu. Bir çok ev annelerinden şu şikayeti duymak mümkün: “Hayat çok monoton. Her gün kalkıp aynı işleri yapmak ve bunun senelerce gideceğini bilmek çok zor.” Kimi anneler üretmek, topluma katkı sağlamak adına dernek faaliyetlerine, gönüllü işlere adıyorlar kendini, böylece ayakta kalmaya devam ediyorlar. En tehlikeli grupta yer alan anneler ise toplumun dayatması ile tüketim hazzını, üretim hazzının yerine koymuş olan anneler. Tüketimin hazzı o kadar az ve anlamsız ki, kısa sürede yok oluyor ve kişiyi yeniden tüketmeye, daha çok almaya itiyor. Tüketimde haz var ama hayata anlam katma yok. Yani hiçbir zaman üretmenin yerini tutamıyor.

Günümüz anneleri, çocukları ile iyi ilişkiler geliştirirken bir yandan da kendi hayatlarına anlam katmakla yükümlüler. Hayatlarının üretim döneminde üretememenin verdiği kısırlıkla durağanlığa saplanmış bir anne ailesine çocuklarına nasıl faydalı olabilir ki.  Bu nedenle ev annelerini yeniden üretmeye teşvik edecek çalışmalara çok ihtiyacımız var. Reçeli, salçayı, turşuyu yeniden evde yapmaya başlamalı, saksı sebzeciliğini gündeme daha fazla almalı, sosyal projelere ev annelerin katılımını daha fazla önemsemeliyiz belki. Kim için, tabi ki geleceğimizi ellerinde büyüten anneler için.

Mehmet Teber
Uzm.Pedagog

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 26 Nisan 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Uzm.Ped. Mehmet Teber

Evli ve iki çocuk babası olan uzman pedagog Teber, ilk ve orta öğrenimini İzmit’te tamamladı. 2003 yılında Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yaptı. Birçok kurumda pedagog ve psikolojik danışman olarak çalıştı. Pedagoji Derneği Başkanı olan Teber, aynı zamanda eğitim kurumlarına eğitim danışmanlığı yapmaktadır. Teber’in Çocuk Eğitiminde İdeal Anne-Baba, Sınav Terapileri, Profesyonel Öğrenci adıyla yayımlanmış üç kitabı bulunmaktadır. www.mehmetteber.com internet sitesinde de yazılarını paylaşan Teber ile iletişim için: m.teber@yahoo.com email adresini kullanabilirsiniz.

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Son paragraf: … durağanlığa saplanmış bir anne ailesine çocuklarına nasıl faydalı olabilir ki!” Bu ne iddialı bir genelleme. Hissiyatını nesnel gerçek diye yansıtmış bay pedagog! Bu tür yazılar çalışamayan ev hanımlarında suçluluk oluşturan, yetersizlik duyguları yaşatan, derken çocukları üzerine daha boğucu bir anlayışla gitmelerine yol açan sakat beyanlar. Uzmana soru: Niye çocuk dahil hemen her sorun uzman sayısıyla paralel artıyor?

  • Mehmet Teber tam da sevdiğim gibi, bana beni sorgulatan bir yazı yazmış.

    Ben ki üç kuşak önce yaşıyor olsaymışım monotonluk nedir bilmeyecekmişim, şimdi neden anne olunca çocuğuma yapışık yaşama tehlikesi ile karşı karşıyayım? “Ben” dediğime bakmayın, bir çoğumuz için geçerli bir soru bu.

    Bu yazıda pek çok cevap ve bir de öneri var. Öneriyi ben de tartışırım, evet, sanki üretkenlik kadınlar için mutfak işleriyle sınırlıymış gibi bir ifade var. Mesela ben müzik albümleri yaparak, okuyup öğrenerek, kitap yazarak üretkenliğimi kullanan biriyim.

    Mutfakla ilişkimin zayıf (kime göre?) oluşu beni utandırıyor bazen, bazen de kendime karşı suçlu hissettiriyor. Çünkü hiçbir zaman çocuğuma “Ah canım, senin ateşin var, ben şimdi sana şööyle kıvamlı bir tavuk çorbası attırırım, kemikli tavuk suyu kaynatmış buzluğa atmıştım zaten, bir de balkonumda kuruttuğum nane ile nane limon çayı yaparım, bir şeyin kalmaz” diyebilenlerden olmadım (ama olmaya heves ettim). Böyle olmak için gereken zaman ile benim emek verdiğim işlerle geçen zaman örtüşmüyorlar. Ben çocuklarımla sohbet etmek, ödev yaptırırken didişmemek, seçtiğim meslekte dahi kendimi geliştirmek gibi konulara vakit harcıyorum. Bu benim seçimim…

    Ben bu yazıdan “Anneler, kendi hayatlarına anlam katmakla yükümlüler” mesajını aklımda tutmak istiyorum. Yaşamlarımızı çocuğumuz üzerinden değil, çocuğumuzun bir adım ötesinde kurmalıyız, kesinlikle. Devamını da merakla bekleyeceğim.

    • Gülüş sana katılıyorum. Bu yazıdaki ana tema bence her ne şekilde olursa olsun bir şekilde üretken olmak. Üretken olmak sadece para kazanmak demek değil. Çok farklı şekillerde üretken bir insan olabiliriz. Kimi şiirler yazar, kimi yeme yapar, kimi gönüllü işlere girer. Bence ne çalışan annelerin ne de evhanımı annelerin alınacağı bozulacağı, kendini kötü hissedeceği bir durum yok. Çok basitçe günümüz tüketim dünyasının yarattığı tüketmeye odaklı, hayatındaki boşlukları alışveriş yaparak doldurmaya çalışan , sahip olduğu maddi varlıklarla mutlu olduğunu düşünen bireyler eleştirilmiş ve asıl huzurun hayata gerçekten dahil olarak – bir şekilde üretimde bulunarak – mümkün olduğu söylenmiş. Bence Mehmet Teber’in tespitleri gayet güzel.

  • Çok doğru bir yaklaşım bence. Ve odak noktası da hangi şekilde olursa olsun üret, boş durma, paslanma. Ben de 3 çocuklu hayatımda ertelediğim her şeye yeniden start verdim. STK faaliyetleri, yazma-çizme işleri, spor vs. Daha da kafamda bir çok şey var .Hatta ilerde memuriyetten girişimsel sektöre kayma fikrim bile var. Bence anne-kadın her zaman üretimde olmalı, biz ne kadar üretirsek o kadar güzel şeyler oluyor.. Doğal üretimle büyüyen biri olarak gerçekten ben de belli bazı şeyleri kendim üretmek isterim. Belki bunun için de bir zamanlama yapmam gerekebilir.