Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik

Unutmayın bu bir savaş değil, bakış!!

Büyük çabalarla büyütmeye çalıştığımız evladımızın, ikili terbiye sistemi içerisinde bocalamasını ister miyiz?

Çocukları büyütürken yaşadığım en büyük avantaj onları “tek elden”, kendi sistematiğimle büyütmek oldu. Zaman ilerledikçe görüyorum ki, bu durumun bana ve çocuklara katkısı inanılmaz.
Bu bağlamda anneanne-babaanne-dede faktörünün çocuk eğitimini etki altına alması ya da bazen sekteye uğratması tehlikesi ile hiç karşılaşmamış olmam da, üç çocuğu bir anda büyütmemin en büyük yardımcısı oldu.

Ah şu koca çınarlar!

Biliyorum ki, anneanne- babaanne ile birlikte çocuk büyütmek ekstra bir efor nedeni. Etkileri hep olumsuz mu? Elbette ki  hayır:  Bizden daha tecrübeli ellerin çocuğumuzun dünyasına dokunur olması takdire şayan. Onların sevgisi, çocuk için büyük bir ihtiyaç. Ama şişenin öbür ucunda, anlayış bekleyen bir ebeveyn ve torununu kendi bildiği gibi büyütmek isteyen bir “koca çınar” var.  İşte bu atmosferi olabildiğince faydalı bir şekle büründürmek, işin en can alıcı kaidesi…

İnsanoğlu, hep bardağın dolu tarafını görmek istiyor. Yaşadığımız sıkıntıları göz önünde bulundurup, bu dengenin zorluğundan bahsediyor, bıraksak günlerce bu konuyu konuşabilecek potansiyeli barındırıyoruz. Etrafımı gözlemlediğimde en bariz problemin, sanılanın aksine anneanne-babaanne-dededen değil de ebeveynden kaynaklandığını görüyorum. Nasıl yani, hiç olur mu öyle şey? Olur, olur bal gibi olur.

Yıllarca büyük çabalarla büyütmeye çalıştığımız evladımızın ikili terbiye sistemi içerisinde bocalamasını ister miyiz?

Karşı tarafı suçlama içgüdüsü birinci mesele. Peki ya bizim suçumuz ne? Yeterli çabayı göstermiyoruz. Karşı tarafı suçlamak yerine kendi doğrularımızı onlara anlatma ve onları kendi isteklerimiz doğrultusunda yönlendirme hususunda gevşek davranıyoruz. Ebeveyn olarak en birincil sorumluluklarımızı başkalarına yükleyerek, onların çocuğun hayatında olması gerekenden fazlaca aktif rol almasını sağlıyoruz. Halbuki bu karmaşada yükü üzerimizden atmak yerine yüklenirsek, çocuğumuzun hayatına fazlaca müdahale etmek isteyenleri iyilikle bertaraf edebiliriz. “Ne yapayım olmuyor, annem kırmak istemiyorum, şımartsın biraz babaannesi ne olacak” türünden bahanelerle, kendi kararlı tutumumuzu sergilemekten kaçınıyor, en faydalı yoldan değil de en kolay yoldan gitmeyi tercih ediyoruz.. Yıllarca büyük çabalarla büyütmeye çalıştığımız evladımızın bu bahanelerin altında dağılmasını, ikili terbiye sistemi içerisinde bocalamasını ister miyiz?

Görev büyük, zaman dar!

Bu dar zamanda çok işler başarmak için, yılmadan çaba göstermek, kararlı duruşumuzu sürdürmek ve büyüklerimize kabul ettirebildiğimiz doğrularımızı kâr sayarak yürümek gerekiyor. Pes etmek, karşımızdakini kıracağımızı düşünerek vazgeçmek bize yakışmıyor doğrusu!

Doğru yöntemlerle bir süre sonra karşınızdakinin de sizi anlayacağını ve onun da bir gün pes edebileceğini unutmayın.

  • Çocuğunuzla ilgili kararları net bir şekilde karşınızdakine anlatın. Anlamadığını düşünüyorsanız biraz ara verip tekrar dillendirin. Onun bir anne ya da baba  iken karşılaştığı sorunlardan dem vurarak, empati yapmasını sağlayabilirsiniz. Bu konuları her zaman, yalnız kaldığınızda konuşursanız daha çok dikkate alınırsınız. Baktınız ki olmuyor, bu konuda anlatabildiklerinizi anlattıktan sonra gerekli konum ve mesafeyi alarak hareket etmeniz, karşınızdakinin bir kez daha düşünmesine zaman tanıyacaktır.
  • Pes eden taraf olmayın! Çocuklarınızın iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edebilmeleri ve hayat dengelerini kurabilmeleri için bu girdabın içinden çıkmaları şart. Çocuğunuzun gözündeki ebeveyn profilini düşünün.  Ona zarar gelmesi, aranızdaki ilişkiyi direk etkileyeceğinden, kararlı, sabırlı ve mantıklı duruşunuz, çocuklarınızda size dair daha net çerçeveler oluşturacak, babaanne-anneanne-dede üçgeninde sizin yerinizi tanımlamasına ve kabullenmesine yardımcı olacaktır.

Unutmayın: Bu bir savaş değil, bakış!

Etiketler

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için "daha iyisi ne olabilir" e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar... STK faaliyetleri içerisinde... 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız