Ebeveynlik Editörün Seçtikleri Kategorisiz Röportaj

Unschooling – bir ailenin tecrübeleri

Tek solukla okuyacağınız bir röportaj:

unschoolingGeçen hafta sizlere Stefan’ın unschooling’in ne olduğunu çok iyi açıklayan cevabını paylaşmıştım. Bunu kaçırdıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Zira Stefan ve eşi Ceyhan’la yaptığım röportajın soru ve cevaplarına bu temel bilgiye sahip olmadan pek anlam vermeniz mümkün olmayacak. Gelelim röportajımıza:

Unschooling’in ne olduğunu harika bir şekilde açıklamıştın. Kulağa o kadar hoş geliyor ki biraz ütopik kalıyor sanki. Okulsuz eğitime başladığından beri “iyi ki bunu yaptık” dediğin anlar nelerdir?

Stefan: Aslında iyi ki bunu yaptık demediğimiz bir gün bile olmuyor. Sabah kalktığımız an itibariyle başlıyor. Çocukları zaten gitmek istemedikleri bir yere göndermek için sabahın köründe kalkmak zorunda kalmıyoruz. Acele etmeden birlikte kahvaltımızı ederken günümüzü konuşup plan yapıyoruz. Çocuklar çok daha dengeliler. Birbirimizle çok daha fazla konuştuğumuzu fark ettik, hepimiz de çok daha mutlu ve huzurluyuz.

Çift anadilli, yabancı dil bilen, birçok diploma sahibi üniversite mezunu biri olarak bu karar kolay olmamıştır. Çocukların eğitimini veremeyeceğinden korkmuyor musun? Çocukların her ilgi alanında yeterli olmayabilirsin ileride.

Ceyhan: Bu kararı almak biraz zaman aldı, ama zor olmadı. Neticede karar almak arkasında durmak demek. Belli bir noktaya kadar geldikten sonra bazı şeylerin geri dönüşü yok gibi geliyor bana. Bizimle okulsuzluk hakkında konuşan bir çok kişinin söylemleri birbirine çok benziyor, örneğin;

“Aslında ben de yapmayı çok isterim, bence harika bir şey de, işimi bırakamam, eşimle hemfikir değiliz, çocuğumla bütün gün ilgilenemem” gibi gerekçeleri sıkça duyuyoruz. Bu gerekçelerin altında aslında kişinin bu konuyla yeterli ve derin bir şekilde ilgilenmemiş olması yatıyor, isteyen bir yolunu bulur!

Hayır, çocuklarıma bir şey öğretemeyeceğimden korkmuyorum, çünkü onlara bir şey öğretmeye çalışmak gibi bir kaygım yok. Biz sadece potansiyellerini ortaya çıkartmalarına destek olan kişileriz. Çocuklara canın ne yapmak istiyor nelerden keyif alıyorsun veya bu ara ilgilendiğin bir şey var mı diye soruyoruz. Potansiyellerini ortaya çıkarmaları, yeteneklerini keşfetmeleri ve eğlenmeleri için imkanlarımızın el verdiği kadar destek oluyoruz.

Ben kendime ve çocuklarıma güveniyorum. Öğrenmek içgüdüsel bir eylem. Çocuklar bebeklikten itibaren her şeyi kendi kendilerine öğreniyorlar tıpkı yürümeyi konuşmayı öğrendikleri gibi, biz yeter ki onlara o alanı ve zamanı verelim. İnsanın öğrenme isteği aslında “Eğitim ve Öğretim” adı altında yaptığımız müdahaleler olmadığı zaman hayat boyu devam edebilir.

 

Bir örnek verelim; ileride çocuğun kimyaya merak sararsa bunun bilgi merakını nasıl gidereceksin?

Stefan: Çocuğumun herhangi bir konuda daha fazla öğrenme isteği olduğunda okul ne yapıyor ki?

Ders süreleri 45 dakika. Bir öğrenci belki 10 kere parmak kaldırdı ve sadece 1 kere soru sorabildi  veya konuştu. Veya daha fazla soru sormaya çekindi, çünkü arkadaşları onunla alay edebilir öğretmeni çok soru sorduğu için sinirlenip konuyu az önce anlattım neyi anlamadın diyebilir, ders süresi yetmeyebilir. Sınıf ortalamasının 25-30 çocuk olan bir sınıfta kaç tane çocuğun “merak” ettiği konu yeterli derecede işleniyor ki? Neticede takip edilmesi ve tamamlanması gereken bir müfredat var. Meraklı ve öğrenmeye istekli fakat sorularını soramadan uzun bir okul gününün sonunda eve geldiğinde hiçbir getirisi olmadığı çoktan kanıtlanmış bir yığın ödev yapmak zorunda kalan bu meraklı çocuktan geriye ne kalıyor?

Çocuğum yarın öbür gün eğer kimya ile ilgilenecek olursa, öncelikle ona istediği kadar zaman tanıyacağım, ihtiyaç duyacağı her türlü imkanı sunacağım. Bu internet olur, kitap olur evdeki herhangi bir şey olur. Aklına bir şey gelmezse bana da sorabilir. Benim bilmediğim bir şey olduğunda ki bu sıkça oluyor o zaman birlikte araştırıyoruz, bu da ona örnek teşkil ediyor.

Çocuğumuz henüz doğmadan önce kendi kendime bir karar almıştım, sorduğu sorulara asla, “bunun için çok küçüksün” ya da “bunu büyüdüğünde anlatırım” demeyecektim. Ben sorulara sorulduğu zaman cevap vermeye çalışıyorum, tabi ki onların anlayacağı şekilde cevap vermek her zaman kolay olmuyor. Özellikle “tanrı kim” ya da “bebekler annelerinin karnına nasıl giriyorlar” gibi zor yerlerden gelen soruları yanıtlamak beni de zaman zaman aşan konular. Özellikle bunu 5 yaşında bir çocuk sorduğunda.

Okul tüm bu sorulara nasıl cevap veriyor? Ya çok yetersiz cevaplıyordur ya da henüz yaşı küçük olduğu için bir kaç yıl daha beklemesi gerektiği söyleniyordur.

 

İleride diplomasız kalıp üniversite eğitimini gerektiren bir meslek edinmek istediklerinde çocukların zorlanacaklarını düşünüyor musun? Bir nevi onlara açık olan imkanlarını şimdiden kısıtlama getirmiş olmuyor musun?

Stefan: Hayır tam tersine bence farklı bir yol izleyerek daha fazla imkandan yararlanacaklarını düşünüyorum. İtiraf etmeliyim ki Alman vatandaş olarak çocuklarımız ileride yurt dışında daha fazla eğitim imkanı bulabilecekler, eğer isterlerse. O zamana kadar da zaten Türkiye’den büyük bir ihtimalle taşınmış oluruz. ABD’de dünyanın en iyi üniversiteleri arasında yer alan Havard, MIT ve Columbia Üniversiteleri bile şimdiden örgün eğitim siteminin dışında farklı bir eğitim yolunu izlemiş öğrencilerle çalışmak istiyorlar. Bunu istemelerinin iyi bir nedeni olmalı öyle değil mi? Neticede ileride üniversiteye gitmenin bir çok alternatif yolu var ve bu imkanlar daha da gelişecek ve değişecektir.

Almanya’da üniversiteye gidebilmek için olgunluk sınavına (Abitur) istediğiniz zaman girebiliyorsunuz. Bu sınava hazırlanmak için de iki yıllık bir süre yeterli bunun için çocukluğun on yılı okulda harcanmak zorunda değil.

 

Oğlun 1.sınıftan terk. Okuma yazma ve matematiğin biraz da olsa ilerlemesi için neler yapıyorsun?

Ceyhan: Şu anda okumaya karşı hiçbir ilgi duymuyor. Ama gün geçtikçe çok daha fazla yapmak istediği veya bilmek istediği şeyler oluyor. Dolaysıyla bir gün merakını giderme isteği o kadar büyüyecek ki kendi kendine daha fazla okuması da kaçınılmaz olacaktır. Biz ona hala kitap okuyoruz, böylece yeni hikayeler dinlemenin ve kitap okumanın ne kadar keyifli olduğunu öğrenmesini teşvik ediyoruz. Bu arada 7 yaşında olan hiçbir çocuk okumak zorunda değil, tabi eğer okula gitmiyor ve okumak “öğretilmiyorsa”.

 

Çocukları, geleneksel anlamda okuldaki eğitimi konularında tamamen özgür ve kendi akışlarında bırakmak zor olmadı mı? Tamam, oynayarak çok şey öğreniyorlar ama okuma yazma ve dört işlem matematik çok temel konular. Çocuğun öğrenmek istemiyorum derse analfabet kalacağından endişen var mı?

Ceyhan: Öncelikle okuma yazma oranının neden düşük olduğuna bir bakmak lazım. Çoğunlukla ailevi ve sosyal zorluklar, ilgisiz veya sorunlu ebeveynler, erken yaşta okumaya zorlama, uzun süreli hastalıklar gibi sayısız nedenlerden dolayı okul döneminde okuma yazma doğru düzgün öğrenilmiyor. Çocuklarda veya gençlerde özellikle okuma ile ilgili yaşadıkları olumsuz deneyimler, cezalandırmalar küçük düşürülmeler veya dışlanmalar demotive olmalarına neden oluyor. Kitap, dergi veya gazete okumanın günlük hayatın bir parçası olduğunu aile ortamında deneyimleyen çocuklar mutlaka okumayı öğreniyorlar. Çocukların ikisi de okuma yazma biliyorlar ama okula gitmemiş olsalardı er veya geç yine de öğrenirlerdi.

Biz kızımıza Almanca okumayı öğretmediğimiz halde o Almanca okuyabiliyor. Sanırım ben ona Almanca kitap okuduğum ve onunla Almanca konuştuğum için her şey kendi doğallığında gelişti ve kendi kendine okudu.

Matematik dersi aslında bana hiç gerçekçi gelmiyor, çünkü hayat derslerden ibaret değildir. Matematik günlük hayatın sorunları ve problemlerinin dışında kullanılmaya kalkıldığında bir yerde işlevselliğini yitiriyor. Sadece hayatın içinde var olursa bir anlamı oluyor. Çocukların çoğu ya matematik dersinden çok korkuyorlar ya da dersi hiç sevmiyorlar. Ancak matematik çocukların deneyimleyebilecekleri ve anlamlandırabilecekleri bir sürecin parçası olmalıdır. Bunu yapabilmenin bir çok yolu var. Okuldan sonra kimler trigonometri, logaritma veya korelasyon katsayı hesabı yapabiliyor ki? Hem ayrıca bu işlemleri kafasından yapan ve elle yazan birinin hesaplamalarının doğruluğuna kim inanır ki? Bu tarz hesaplamaların varlığından haberdar olmak yeterli bence, öğrenmek isteyen bir kaç saat içinde öğrenir. Bu tarz işlemleri yapabilmek için hesap makinesi de kullanabiliriz.

Okul hayatımıza geriye dönüp baktığımız zaman öğretilen matematik dersinden aklımızda ne kadar bilgi kalmış hiç düşündünüz mü? Bu ders için yaşamınızın değerli zaman’ı boşuna heba olmuş.

 

Biraz da senden bir anne olarak bahsedelim. Çocuklar her gün keyifli bir havada olmayabilirler. Bazı günler kavgalı, mızmız ya da kıskançlık modunda olurlar. O günler kendim için konuşursam oğullarım okula gitmek üzere kapıdan çıktıklarında derin bir iç çektiğim günler olur.Tüm gün çocuklarla birlikte olmak yorucu değil mi? Peki sen yokken çocuklara kim bakıyor?

Ceyhan: Kesinlikle bizim evimizde de her şey her zaman güllük gülistanlık değil, öyle örnek aile falan da değiliz. Bizde de her şeyin yolunda gitmediği günler oluyor, olmaz olur mu 🙂

Bizim de birbirimizle anlaşamadığımız zamanlar çok oluyor, biz de çocuklarımızdan onlar da bizden sıkılıyorlar. Okula gittikleri dönemde özellikle hafta sonları Pazartesi gününü iple çekerdik. ama insan her şeye alışıyor. Şimdi 7/24 birlikteyiz, biz bir aileyiz ve bununla da yaşamayı hep birlikte öğreniyoruz.

Kolay değil tabi insanın kendine ait bir alan ve zaman yaratabilmesi. Maalesef bize yardım edecek kimsemiz yok ailelerimiz uzakta oturuyorlar. Bakıcı veya yardımcı birini de istemiyoruz açıkçası. Stefanın evden çalışıyor olması bizim için yıllardır büyük bir avantaj. Gelirimiz mütevazi ve normal bir yaşam sürdürmemiz için yeterli bu nedenle şu an için çalışmam gerekmiyor.

 

Çocuklarının sosyalleşmeleri ve arkadaş edinmeleri açısından neler yapıyorsunuz?

Stefan: Bu çok önemli bir soru. Çünkü okulsuzluğun en büyük sorununun çocukların sosyalleşemedikleri olduğu iddia ediliyor. Buna karşılık olarak şunu sormak isterim. Biz normalde nasıl sosyalleşiyoruz?

Bir çok kontağımız tamamen tesadüf eseri gelişiyor. Eş, dost, arkadaş ve çevremizi kendimiz seçmiyor muyuz? Kiminle görüşüp kiminle görüşmek istemediğimize yine kendimiz karar veriyoruz öyle değil mi? Çok hoşlanmadığımız insanlarla bir arada olmamaya özen gösteriyoruz. Çeşitli derneklere veya etkinliklere katılıp tanıdıklarımızın tanıdıklarıyla tanışıyoruz. Yeni çevrelerden tercihen uzak da duruyoruz.

Tüm bu süreçler biz yetişkinlere son derece normal geliyor. Çocuğun sosyalleşmesi neden daha farklı olsun ki? Okuldaki sınıf arkadaşlarını kendileri seçemiyorlar. Bazen senelerce sevmedikleri bu insanlara maruz kalıyorlar. Çoğu zaman nahoş durumlarla karşı karşıya kalıyorlar, örneğin mobbing, dışlanmak, küçük düşürülmek veya akran zorbalığı gibi. Bahsedilen sosyalleşmek bu mu? Okuldan sonraki hayata böyle mi hazırlanıyor çocuklar? Çocuklar bunlara maruz kalmak zorundalar mı? Okul gerçekten sosyal hayatın deneyimlendiği bir yer mi? Okul sistematik olarak sürekli çocukların susmasını ve konuşmamasını sağlamaya çalışmaktan başka ne yapıyor? İnteraktif sosyal bir alan ve tartışma zemini yok. Okullar günlük akışı organize etmek uğruna çocukların birbirleriyle sağlıklı bir iletişim kurmak için ihtiyaç duydukları ortamları minimize ediyorlar. Çocukların birlikte olabilecekleri zamanlar teneffüslerle sınırlı kalıyor, bu mu sosyalleşmek?

Bir çok insan, çocukların ileride de tıpkı okuldaki gibi iş hayatında da sevmediği insanlarla anlaşmak zorunda kalacaklarını söylüyorlar. O zaman bu bakış açısını sahip olan insanlara söyleyebileceğim tek şey var o da okul sisteminin kurbanları oldukları. Hiyerarşilere boyun eğmeyi, sevmedikleri insanlara tahammül etmeyi öğrenmişler. Belki de bu oyunda kimin kazanan kimin kaybeden olduğunu bir durup düşünmeleri gerekir. Pazartesi gününü sevmiyor ve Cuma gününü iple çekiyorsan, yanlış iştesin demektir!!! 

Soruna geri dönecek olursak, çocuklarımızın elbette arkadaşları var. Hem de çok farklı yaş gruplarından. Aralarında sohbet ettikleri yetişkinler de var.

 

Peki, sizin için? Size yüklü bir masraf açıyor gibi. Atölye ve kurslar pahalı çünkü…

Stefan: Atölye ve kurs ücretleri İstanbul ile karşılaştırıldığında gayet makuller. Bodrum’da her şey çok daha uygun. İstanbul’da ayrıca özel okullara ödediğimiz astronomik ücretler vardı. Kiramız da çok yüksekti. Genel olarak burada daha az para harcıyor daha rahat bir hayat yaşıyoruz.

 

Çocukların unschooling’dan mutlu mu? Aradıkları bir şey yok mu?

Ceyhan: Bence çok çok mutlular. Bu konu hakkında sık sık konuşuyoruz. Çocukların geri bildirimleri çok pozitif. Şu anda kesinlikle okula gitmek istemiyorlar muhtemelen okula gitmeyi bir ceza gibi algılarlar. Ama okula gitmek isterlerse her an gidebilirler tabi, ancak gidebilecekleri tek okul devlet okulu olur. İkisini de çok iyi tanıyorum bir hafta sonra gelip “okula gitmekten vazgeçtik biz” derler eminim.

 

Sizin bir gününüzü nasıl hayal etmeliyiz? Belli bir plan programınız var mı?

Ceyhan: Daha önce bahsettiğim aktivitelere ek olarak özel bir program izlemiyoruz. Yapılacak hep bir şey oluyor nasılsa. Genelde dışarıda doğadayız, yürüyüşler yapıyor çevremizi keşfediyoruz. Asıl istediğimiz sık sık yurt dışında gitmek ve uzun yolculuklar yapmak tabi maddi imkanlar el verdiğince. Stefan işini internet olan her yerde laptopundan takip edebiliyor aslında aylarca yurt dışında kalabiliriz. Bu da bir sonraki adım. Daha önce hiç bu kadar özgür hissetmemiştik kendimizi bu fikre alıştırmak da biraz zaman alacak.

 

Waldorf gibi sistemler senin için bir alternatif değil mi?

Ceyhan: Alternatif eğitim modellerinin çoğunu derinlemesine olmasa da tanıyoruz. Daha önce de bahsettiğim gibi iki çocuğumuz da Montessori Çocukevi’ne gittiler. Anaokullarında Waldorf eğitmeni veren çok yakın arkadaşlarımız da var. Şartlarımız farklı olsaydı ve şu an bulduğumuz yerde olmasaydık belki de alternatif okullardan birini seçerdik. Ancak Türkiye’deki sorunlardan bir tanesi de hali hazırda bir ortaokulun ve hatta ilkokulun dahi bulunmaması (İlkokul projeleri üzerinde çalışılıyor). Devlet okulunu tercih etmektense yurt dışına giderdik. Kızımızın veli toplantılarında bize tabiri yerindeyse “arıza veli ” olarak bakıldı hep. Örneğin ödevlerin gereksizliğine değindiğimizde öğretmenler bizim duruşumuza anlayışla yaklaşırken, biz okulun çok daha hümanist bir felsefe izlemesi gerektiğini milliyetçiliği körüklemesini doğru bulmadığımızı belirtirken diğer veliler dediklerimizden hiçbir şey anlamıyorlardı.

 

Peki hayalindeki okul nasıl bir yer?

Stefan: Benim bugüne kadar sadece iki eğitim sistemini yakından tanıma fırsatım oldu, biri Türk diğeri de Alman eğitim sistemi. Türk eğitim sistemi hakkında maalesef olumlu hiçbir beyan da bulunamayacağım. Türkiye’deki eğitim sistemi tamamen başarısızlığa uğramıştır, Türkiye’nin sosyolojik açıdan geleceğinin çok vahim olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin kuruluşundan bu yana eğitim sistemi ile ilgili plansız, programsız ve vizyonsuz denemeler yapıldı durdu. Bugüne değin başa geçen her hükumet eğitim sitemine çok büyük zararlar verdi, özellikle de şu an yönetimde olan hükumet. Sağlıklı bir sivil toplumun inşa edilebilmesi fikri maalesef uzun bir süre onarılamaz bir şekilde tahrip edildi.

Şu an da Türkiye’de birbirinden çok farklı olan üç ayrı sosyal gruplaşma ile karşı karşıyayız. Piramidin en tepesinde ekonomik açıdan kaygısız, çocuklarını en pahalı özel okullara göndererek “elit” bir gençlik yetiştirdiğini düşünen bir aile tipi var, orta segmente çocuklara sınavlara kadar ezbere yani “bulemi – öğrenmeye” dayalı eğitim veren devlet okullarını tercih eden geniş kitle yer alıyor. En son olarak da çocuklarını dini eğitime yönlendiren ve İmam-Hatip okullarına gönderen taban var, bu tarz kurumların Evrensel İnsan Haklarına tamamen aykırı olduğunu düşünüyorum buna daha fazla eklenecek bir söz de bulamıyorum.

Bir çok kimse bilmez ama, Alman eğitim sistemini hukuki açıdan dünyadaki en sert eğitim sistemine sahip. Nazi döneminden beri geçerli olan yasalar var. Avrupa’daki pek çok ülkede eğitim hakkı var, Almanya’da okula gitmek zorunluluğu. Yani eğitim zorunlu olarak sadece devlet kurumlarında verilmekte. Evde okul eğitimi alamazsınız.

Bunun büyük para cezaları var, hatta devlet çocuğunuz elinizden bile alabilir. Öbür taraftan Almanya sosyal bir devlet yapısına sahip ve alternatif sistemlerini de destekliyor. Ekonomik açıdan bakıldığında aslında her aile çocuğunu bir Reform-Okuluna gönderebilir. Çünkü okula ödenen ek ücret ailenin gelir durumuna göre hesaplanıyor. Çok kazanan çok, az kazanan az okula katkı payı ödüyor.

Montessori veya Waldorf eğitimi veren bir çok devlet okulları da var. Serbest öğrenmeye dayalı reform okulları da mevcut. Ancak tüm bu okulların ortak sorunu hepsininde eninde sonunda notlar ve diplomalar veriyor olmaları. Bu tür okullarda da kimse kötü not almak istemez, veliler de çocuklar da baskıya maruz kalıyorlar. Çünkü reform okullarında çocuklar kötü not alırlarsa bu tarz okulların dahi pedagojik yaklaşımının yetersiz olduğu düşünebilir ve başarılarına gölge düşebilir.

Benim hayalimdeki okula gelince; çocuklarım canları isteyince okula gidebilmeliler, tatil bitiyor tekrar okula gidebiliyoruz diye sevinebilmeliler. Böyle bir okulun ne kadar tatile ihtiyacı olur o da ayrı bir konu? Çocuklar ihtiyaç duyduklarında yanlarında olan ve soru sorulduğunda onlara cevap verebilen arkadaşça yoldaşlık edecek yetişkinler isterler. Çocuğun merkeze alındığı öğretmenlere sırf statülerinden dolayı sahte bir saygı beslenmediği aksine kimlik/ kişilik/ emek/ katkılarından dolayı saygı duyulan, en çok da çocuklara sonsuz sevgi ve saygı beslenen bir yer hayal ediyorum. Derslere ve notlara ihtiyacımız hiç yok. Çocukları yaş gruplarına göre sınıflandırmaya da. Küçüklerin büyük çocuklardan da öğrenecekleri çok şey var. Ve en önemlisi ebeveynler de bunun bir parçası olabilmeliler. Onun dışında çokça sanat, hareket ve doğa isterim zaten hayatta öğreneceğimiz her şey bu üç dinamik ile doğrudan bağlantılı.

Son olarak bir şey daha belirtmeden geçmek istemiyorum, çünkü bir çok okur acımasızca eleştiride bulunacaktır eminim. Olayın hukuki yönüne özellikle değinmek istemedim. Yabancı vatandaş olarak hukuki bir yaptırıma maruz kalacağımızı pek zannetmiyorum ama bu hiçbir şey ifade de etmeyecektir. Biz çünkü her ihtimale karşı çocuklarımızı yurt dışındaki bir okula  kayıtlarını yaptırdık, teorik olarak internetten derslere katılabilirler. İstesek yarın ülkeden gidebiliriz. Devlet bizim gibilerle uğraşacağına sokaklarda tüm gün mendil satmak zorunda kalan çocuklarla ilgilenmeli, çocuk işçiliği ile mücadele etmelidir.

Unschooling bizim yaşam biçimimiz. Bir çok ebeveyn için bu çok ütopik ve hatta arogan bir tavır gibi gelebilir. Biliyorum ki bir çok ebeveyn çocukları için böyle bir imkanı sağlayamamakta. Çoğu ebeveyn çocuklarını okula gönderebilmek için çok çalışmak zorunda ve bir çok zorluğa rağmen iş sahibi olmaktan dolayı kendilerini şanslı hissetmekteler. Bir çok çocuk için ailevi sorunlar, çocuk işçiliği, sosyo-kültürel ve ekonomik şartlar, ülkemizde çok erken yaşta evliliğe zorlanmak vb. sebeplerden dolayı okula gidebilmek büyük bir şans ve hatta bir çıkış yoludur. Bunların da farkındayız.

Ancak öbür tarafdan baktığımız zaman Almanya, Fransa, A.B.D, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde çocuklar neredeyse 200 yıldan beri okula gidiyorlar. Bu kadar çok eğitimden nasibini almış bir dünyada, insanların birbirleriyle ve doğayla barış ve huzur içinde yaşamalarını beklememiz kadar doğal ne olabilir ki? Oysa bunun tam tersini yaşıyoruz. Dünya’nın her yerinde savaş, açlık, adaletsizlik, eşitsizlik ve çevre kirliliği gibi bizi bugün olduğu gibi gelecekte de bekleyen bir çok sorunla karşı karşıyayız. Bunları çocuklarıma nasıl izah edeceğimi bilmiyorum çünkü bunu hiçbir yerde öğrenmedim, ne ailem bana bunu öğretti ne de okul!

Regina Röttgen

Regina Röttgen

1989 yılında tatile geldiği Türkiye'nin insanına ve doğasına aşık oldu ve henüz 19 yaşında olmasına rağmen bir daha ülkesine dönmedi. B.Ü.'de Felsefe ve İngilizce dili ve edebiyatı okuyup felsefede yüksek lisans yaptıktan sonra yerli ve yabancı yayınlar için çalıştı ve evcil hayvan dergisi yayımladı. Çocuklar için güvenlik eğitimi kursları ve düşünme atölyeleri düzenledi.

15 yıldan fazla İstanbul'un merkezi semtlerinde oturduktan sonra işini aslında her yerde yapabileceğine karar verdi ve büyük şehri terk etti. Eşiyle, iki oğlu, sayıları sürekli artan tavuklar, 2 kedi ve bir köpek sürüsü ile birlikte şuanda Bodrum yakınlarında bir köyde yaşıyor. Yabancı yayınlar için annelik ve evcil hayvan hakkına yazıyor.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Türkiyede zorunlu eğitim var bu bir. Ikincisi kulağa hoş geliyor ama yine de ütopik geliyor bana. Türkiye şartlarında uygulansa bile ilerde onu çok keskin durmuyor. Suanki sistemi doğru bilmediğim gibi bu yönteme de cok sıcak bakamıyorum. Bence farklı yöntemlere direk geçiş yerine varolan sistemde radikal değişiklikler yapmak bana daha mantıklı geliyor. Ama ilginç ve zor bir süreç gerçekten de.

Alternatif Yazarlar

Gülüş Türkmen
Gülüş Türkmen
Aslı Demirörs Ağtaş
Aslı Demirörs Ağtaş
Gözde Erserçe Özateşler
Gözde Erserçe Özateşler
Deniz Sütlü Özgül
Deniz Sütlü Özgül
Ayşegül Uysal
Ayşegül Uysal
Özdemir Hiçdurmaz
Özdemir Hiçdurmaz
Özge Çakıcı Songür
Özge Çakıcı Songür
Tuba Tayfun Kayalarlı
Tuba Tayfun Kayalarlı
Meftun Kocakaya
Meftun Kocakaya
Zeynep Domaniç
Zeynep Domaniç
Tümünü Gör

Güvenilir Uzmanlar

Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Psk. R. Berin Tuncel
Psk. R. Berin Tuncel
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm.Ped. Belgin Temur
Uzm.Ped. Belgin Temur
Tümünü Gör