Eleştiri Tatil

Türkiye’den Çıldırtan Tatil Manzaraları

İngiltere’de yaşıyor oluşumuz, güneşe hasret olmamıza neden oluyor. Kurumsal hayata veda edip  “sadece anne” yaşantısına geçtiğimden bu yana yazları toplamda 6 hafta olan okul tatilinin büyük bir çoğunu Türkiye’de geçiriyoruz. Bunun bir kısmına eşim de katılıyor. Büyük aileyle bir araya geldiğimiz tatilimizin çoğunu çocuklar denizden ve güneşten yeterince faydalansın diye Ege’de ailemin yazlığında geçiriyoruz. Bu sene eşimin çok küçük bir kısmına katıldığı yaz tatilini onun paylaşımı olmadan, annemle babamın verdiği tam desteğe rağmen, bir tür enerji patlaması yaşayan 9.5 yaşında büyük kızım ve yürümek nedir bilmeyen hoplaya hoplaya koşan 26 aylık küçük kızımın peşinde koşturarak geçirdim. Kardeşi olmadan önce senelerce tek çocuk olarak tatil yapmaya alışmış, tatilden ne beklediğini net bir şekilde bilen ve bunları bir liste halinde önüme sunan büyük kızım ve sürekli ablasını izleyen ve cüssesine bakmadan onun yaptıklarını yapmaya çalışan küçük kızımın hızını yakalamaya çalışırken, bir de baktım ki, yaz bitmiş!

Zaman hızla akıp giderken canımı sıkan bir dizi şey oldu. Artık daha tahammülsüz oluşumdan mı, İngiltere’de fazlasıyla kurallı bir dünyada yaşıyor oluşumdan mı yoksa Türkiye’de genel olarak kuralsızlığın daha da artmış olmasından mı bilmiyorum, özellikle kamuya açık alanlarda market, plaj, havuz ve oyun parkı gibi yerlerde beni çileden çıkaran ve müdahele etmeden duramadığım bir sürü durum içinde buldum kendimi. Daha önceleri bu tür durumlarda “üç günlük tatilin tadını kaçırmayayım” diyip sessiz kalırdım  ama bu defa yapamadım işte. Bunlardan birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir keresinde, ana plaja yakın merkezi bir oyun parkında iki çocuğumu oynatıyordum. Büyük kızım artık tehlikeye karşı kendini koruyabilir yaşta olduğu için genelde onu uzaktan gözlerimle kontrol ederim, o gün de öyle yaptım. Oysa küçük kızımın tehlike farkındalığı henüz yok, o yüzden onu bir an için gözümden ayırmamak için oyun parkında hep onun yanındaydım. İyi ki de öyle yapmışım, parkın ciddi bir düzene ihtiyacı vardı çünkü. İlk işim ellerinde uzun sopalarla veya sıra önceliği gözetmeksizin ite kaka kaydıraktan kayan çocukları uyarmak oldu. Böylelikle kaydıraktan yavaş yavaş kayarak keyfini çıkaran kızıma ve onun gibi küçüklere bu şansı tanımış oldum. Ama parktaki tek sıkıntı bu değildi.  Parkta bir-iki çocuğun oyunu, bildiğimiz çocuk oyunlarına benzemiyordu. Kaydıraktan art arda, üst üste kayıyorlar ve etrafta başka çocuk olup olmadığına bakmaksızın salıncakları çok hızlı bir şekilde savuruyorlardı. Gözlerindeki bakış ve hareketlerindeki hız sanki o küçük bedenlere  koca insan girmiş düşüncesi yaratıyordu. Yanlarında bir büyük yoktu ve gayet kalabalık olan oyun parkındaki anne babaların hiçbirinden de çocuklara en ufak bir uyarı gelmiyordu. Ben onları önce  “çok hızlı oynuyorsunuz, küçük çocuklar var, bu şekilde oynayacaksanız parkın başka bir bölümüne gidin” diyerek kaydıraktan uzaklaştırdım. Sonra bir baktım ki salıncakları ele geçirmişler, kendileri sallanmıyor ama salıncakları çok hızlı bir şekilde hatta döndüre döndüre bir atıp bir yakalıyorlar. Uzaktan görsem de bu durumu, küçük kızımı gözden kaçırmamak için çokta dikkatli izleyemedim onları ta ki kızım son hızla salıncaklara doğru koşana kadar. O hızla havada uçuşan salıncaklara doğru koşan 26 aylık kızımı yakalamaya çalışırken bir yandan kayan ayağıma rağmen toparlanmaya çalışıyor, bir yandan da bağırıyordum “Durun! Durun!” diye. Şans eseri salıncak kızımın kafasına çarpmadan yakaladım ve etraftaki beni garipser anne baba bakışlarına rağmen her lafıma karşılık veren cin gözlü iki çocuğu belki de hiç alışık olmadıkları bir azarlama türüyle oradan uzaklaştırmayı başardım.

Evet, sesim yüksek perdedendi belki, ama sözlerim onları rencide edici değildi, davranışlarını düzeltmeye yönelikti aynı kendi çocuklarımla konuştuğum gibi. “Bu parkta yalnız değilsin, başkaları da var” ve “bu şekilde salıncakları sallamaya devam edersen birine zarar verebilirsin” şeklinde olan konuşmam en son “10’a kadar sayıyorum eğer salıncağı böyle sallamayı bırakmazsan …” ile sonlandı.  İşe yaramıştı çocuklar sakin bir şekilde parkın başka bir köşesinde oynamaya başlamışlardı. Aynı anda boşalan salıncaklardan birine çocuğunu oturtan bir anne “bunlarda hiç söz dinlemiyor canım” diye söyleniyordu, oysa öncesinde olaya hiç müdahele etmeden kenarda izlemeyi tercih etmişti.

02İkinci olay ise yine yazlığa yakın bir termal tesiste oldu. Annemle babam o tesise üye, bizde her sene haftada bir iki kere oraya günübirlik gidiyoruz. Büyük kızım orayı çok seviyor çünkü bir sürü farklı büyüklükte havuzu var, çocuklar için eğlenceli bir yer. Yine bu sene ailece gittik oraya sıcak bir yaz gününde. Her zaman yaptığımız gibi çocuk havuzundaki yerimizi almak üzere oraya doğru yürürken bir baktık ki yeni bir havuz yapılmış, su kaydıraklı bir havuz üstelik! Kızım çok heyecanlandı, ben de ona yerleştikten sonra geleceğimize dair söz verdim. Eşyalarımızı şezlonglarımızı, şemsiyelerimizi ayarladıktan sonra küçük kızımı da yanımıza alarak kaydıraklı havuza doğru gittik. Havuza açılan iki sulu kaydırak var; biri kıvrımlı diğerı ise düz. Kaydırakların tepesine çıkan merdiven ve kaydırakların başı oldukça kalabalık görünüyordu. Oraya küçük kızımla çıkamayacağım ortadaydı, büyük kızım yalnız oraya çıkacaktı o yüzden onunla kuralları gözden geçirmemiz gerekiyordu. Kaydırakların yanında yer alan hem İngilizce hem de Türkçe kurallar listesini okuduk. Listede en önemli kurallar şöyleydi “kaydıraktan kaymanız söylenene kadar kaymayın; havuza düştüken sonra hızla ilerleyin; susuz kaydıraktan kaymayın; kaydıraktan yukarı doğru yürümeyin“. Kızıma yukarıya çıktığında birisinin ona ne zaman kayabileceği konusunda bilgi vereceğini söyleyerek yukarı gönderdim. Onu nereden izleyeceğimi ve birbirimizi bulamazsak nerede buluşacağımızı da ekledim. Küçük kızımla ablasıyla anlaştığımız yere gittik, uzaktan kızımı izlemeye başladım. Uzaktan gördüğüm, yukarıda hiçbir görevli olmadığı, havuza düşenler oradan uzaklaşmadan yeni insanların kaymaya başladığı, çocuklarla birlikte koca insanların da “ho hoyt” diyerek kaydığıydı. Kızımda da endişeli bakışları görünce o tarafa doğru gittim ve ondanda yukarıda kimsenin olmadığını öğrendim. Sonra bir de baktım ki 14-15 yaındaki çocuklar kaydırakta aşağıdan yukarı doğru yürüyor ve kaymaya çalışan çocuklarla çarpışıyor!

Onların beni duyabileceği yakınlığa gidip onları uyardım. Kucağımda küçük kızım, güneş tepemizde kaynarken ben bir yandan bağıra çağıra o çocukları birer ikişer kaydırakta yürümekten alıkoymaya çalışıyor bir yandan da kızımı kaydıraktan geri çağırmaya çalışırken daha ilginç bir şey oldu ve o çocuklardan biri “teyze, kaydırakta su yok” dedi. İşte bu bardağı taşıran son damla oldu. O kadar insan susuz susuz kaydıraktan kayıyor bu teknik sorunu gidermek için bir teknisyen yok, insanlar kucak kucağa düşüyor, hiçbir kurala uyulmuyor, her an bir sakatlanma olabilir bu durumu gözetleyen düzenleyen bir kişi yok. Ben bu şekilde kaygıyla ve kızgınlıkla oradan oraya dolanıp durur bir haldeyken güneşlenmekten veya eşlerinin sırtlarını yağlamaktan başlarını kaldıran birkaç baba ayaklandı ve neler olduğuna dair biraz endişe kırıntıları göstermeye başladı. Ben de kızımı havuzdan çıkardıktan sonra ilgilenen babalara yönetime şikayete gidiyor olduğumu, onların da şikayet etmesi gereltiğini söyledim. O hızla yönetime giderek şikayetimi dile getirdim, Kaydıraklarda su olmadığını, hiçbir görevlinin olmadığını, her an bir sakatlık olabileceğini söyledim. Görüştüğüm kişi “konuyla ilgileceğini” söyledi. Hayal kırıklığına uğrayan kızıma “bir saat sonra gelip bakarız” dedim ve oradan ayrıldık.

Bir saat sonra geldiğimizde havuzun etrafı şeritle çevrilmiş, havuz boşaltılmış ve teknisyenler çalışıyordu. Durumu bu şekilde gördüğümde olay beni daha da ürküttü, eğer ben şikayet etmesem o havuz o haliyle bugünü bitirecek belki de birilerinin canı çok fena yanacaktı.

Her iki durumda da canım sıkılmış, sinirim bozulmuş ama bir aksiyona geçmiş ve sorunu yaratan olaya son vermiştim. İşlemeyen veya yanlış işleyen bir şeye karşı bir eylemde bulunmuştum ama benim dışımda hiçkimse bu davranışı göstermemişti. Yukarıda da belirttiğim şekilde artık genel olarak daha tahammülsüz oluşum mu,  İngiltere’de fazlasıyla kurallı bir dünyada yaşıyor oluşum mu yoksa Türkiye’de genel olarak kuralsızlığın daha da artmış olması mı? Bilmiyorum hangisi bu tür müdahelelerde bulunmuş olmamın nedeni. Bildiğim tek şey bu yaz deneyimlediğim olayların Türkiye’deki toplum yaşamındaki belki de en büyük eksiklikleri fark etmemi sağlamış olması: Kuralsızlık, duyarsızlık ve birey olarak insiyatif alma eksikliği.

Oysa yaşamın her alanında olduğu gibi bu tür konularda da bireysel gücümüzü kullanmalı ve devletin veya sistemin eksik veya yetersiz olduğu yerlerde -bireylerin ve sivil toplumun etkisini azımsamadan- eyleme geçmeliyiz diye düşünüyorum. Oyun parklarında, sınıflarda, sokaklarda, insanların olduğu her yerde insanca ve sağlıkla yaşama hakkımızı hep birlikte korumalı ve çocuklarımızı da bu doğrultuda yetiştirmeliyiz. Herşeyi sistemden beklememeli, bizlerde sistemde yapıcı etkilerde bulunmalıyız ki o sistem bizim arzu ve hayal ettiğimiz şekilde işlesin. Oturduğumuz yerden konuşarak, değişimi ve gelişimi başkalarından bekleyerek bir yere varamayız. Bu yaz tatilinin toplumsal eleştrisi ve çıkarımı da bu.

Tuba Tayfun Kayalarlı

ALTERNATİF ANNE YAZARI | ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olan Tuba, Lancaster Üniversitesi'nde Diplomasi Master'ı yaptıktan sonra diplomat olması beklenirken kendisini finans dünyasında buldu, Annelik ve sonrasında Londra'ya yerleşme ile iş yaşamına ara verdi. Tekrar döndüğünde ise kurumsal hayatın artık kendisine uygun olmadığına karar verdi. Yeni bir başlangıç yaparak kendi bloğunu oluşturdu. O zamandan bu yana yeni düşünceler, farklı kültürler ve alternatif hayatlara ilişkin görüş ve düşüncelerini bloğunda paylaşıyor.
http://www.sadeceanneyim.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız