Teknoloji

Teknoloji orucuna yardım: Holter takmak

Bundan beş gün önce tam teşekküllü bir hastanede kalp kontrolünden geçtim ve doktorum bir takım testler, tetkikler istedi. Bunlardan biri de holter takılması idi. Hastanın belirli bir zaman -ge¬nellikle 24 saat- içerisindeki kalp ritmini kaydetmeye yarayan, taşınabilir elektrokar¬diyografi (EKG) cihazına deniyor holter bu arada. Elektrot¬ denilen küçük metal diskleri göğsüme, karın bölgeme doğru taktılar ve üzerime de bir file geçirip kazağımı giydirdiler ve ”haydi bakalım 24 saat sonra görüşürüz” dediler. Evet cihaz tam bir gün üzerinizde kalıyor ve bu süre zarfında kablosuz her şeyi kullanmak ve yakınında olmak yasak. Bunlar ne midir? Cep telefonu, internet, kablosuz ev telefonları, ıpad, bilgisayar…Yani benim hayatım.  Aman allahım, nasıl geçer bunlarsız 24 saat? Eskiden internet mi vardı, bilgisayar daha ne zaman girdi hayatımıza da bu kadar bağımlı oldun, telefon olmasa ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. Ben de bunları zaman zaman söyler, hatta atıp tutarım ama iş hiç bu kadar ciddiye binmemişti. Resmen teknoloji orucuna başlamıştım.

Hastaneden çıktım ve kendime bir plan yapmaya çalıştım. Sinemaya gideyim dedim ilk olarak, hemen cep telefonuma sarıldım. Internetten film seansları ve salonlarına bakmak için: YASAK. Avrupa yakasında spor malzemeleri satan büyük depoya gitmeye niyet ettim ama vakit erken, önce eczacı arkadaşım Nevra’ya uğrayım dedim, ama müsait mi diye sormak gerek, telefon YASAK. Arabamın rutin muayenesi için mail atmam gerek bilgisayar internet YASAK. Yaptığım röportajı çözeyim dedim Ipad YASAK. Elim kolum bağlanmıştı, yapacak bir şey bulmaya çalışıyordum ama hep teknoloji sarmıştı dört bir yanımı.

Eve geldim, uyudum. Önce beynimi boşalttım. Geçen hafta satın aldığım iki filmi izledim, rahat rahat hiç bölünmeden. Kitaplarımı düzelttim, çekmecelerimizi düzenledim. Daha önce hiç denemediğim birkaç yemek tarifi denedim ve akşama harika bir sofra hazırladım. El yazısı ile mektup yazdım uzaktaki dostlarıma. Akşam kızım, eşim geldi. Oturup harika bir oyun oynadık beraber, kızımla oyuncaklarını toparladık onun okul dedikodularını dinleyerek. Yeni salonumuz için sehpa ve lamba modelleri araştırdım aldığım dergilerde. Gece olmuştu bile, ben vakit nasıl geçecek derken. Vakit geçmiş hem de dolu dolu geçmişti. Yatağa girdiğimde kafam o kadar rahat o kadar zindeydi ki, sanki sabah yeni uyanıyormuşum gibi.

Ve ertesi sabah…Taptaze, dinç, mutlu uyandım resmen. Teknoloji orucum beni çok rahatlatmıştı. Kendi irademle bir türlü yapamadığım bu oruç, sağlık için bana zorla yaptırılmıştı. Çok da iyi gelmişti. Holter sonucum ne çıkacak bilmiyorum ama ben ayda bir gün oruç tutmaya karar verdim. Size de bu orucu tavsiye ederim.

Bu arada bir sır vereyim mi size? Arada bir göz ucuyla evde açık olan internete sadece ceee dedim, orucum bozulduysa günahı boynuma. Sonuçları alınca  haber veririm size bu kaçamağın sonucunu.

Banu Özkan Tozluyurt

İktisat Fakültesinde okudu ama sayılarla arası hiç iyi olmadı. Konuşmayı seviyordu, eğitimci oldu, çok sayıda şirkete eğitim verip danışmanlık yapıyor. Dinlemeyi çok seviyordu, kişisel gelişim uzmanı oldu, koçluk yapıyor. Ama en çok yazmayı seviyordu, önce blogger oldu; seyahate, yemeğe, hobiye, çocuğa kısacası yaşama dair herşeyi yedi yıldır yazıyor.Sonra yazar oldu 'HAYAT ÇOCUKLA GÜZEL' adlı kitabı yazdı, kızıyla yaptıkları aktiviteleri hikaye şeklinde anlatan. Sosyal medya tutkunu,çok okur çok yazar çok konuşur ama en çok da dinler. Ailesi en kıymetlileridir.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız