Kategorisiz

Tatilde kuralları gevşetmek

"Tatilde iyice zıvanadan çıkarlar diye de düşünmüyorum. Çünkü biz de zamanında çıkmadık zıvanadan, biliyorum" diyen Ayşegül'e bakalım katılacak mısınız?

Yorucu bir kış döneminden sonra kimilerimiz için kısa, kimilerimiz için uzun bir tatil dönemine girmiş bulunmaktayız. Tatile çıkanlarımız  da var, çıkamayanlarımız da, ama neticede çoğumuzun çocuğu kreşler, okullar tatil olduğu için evde.

Açık alanlar, havuzlar, parklar, bahçeler cıvıl cıvıl çocuklarla dolu. Yaz mevsimi gelince her şeye ara verip, çocukların eğlenmesine odaklanıyoruz ailece. Bütün kış evlere hapsettiğimiz çocuklarımız bunu fazlasıyla hak ediyor. Bol bol açık alanda vakit geçirmelerini, atlayıp zıplamalarını, dondurma yalayarak mutlu olmalarını hiçbir şeye değişmem. Eğlendikleri için mutlu, mutlu oldukları için de daha uyumlu ve anlayışlı oluyorlar. İçlerindeki enerji boşaldıkça, size yansıması da bir o kadar olumlu oluyor.

bucket-1005891_960_720Bu yaz epey dolu bir programımız var. Çocuklar adına mutluyum. Neden mi? Bol bol havuza gidip, güneşlenecek, yüzecek, bol kahkahalı havuz şakalarıyla günlerini geçirecekler. Parklarda dondurma yalayıp, “Anne şunu da alalım, şuna da binelim, şu parka da gidelim” sezonu başlıyor. Ebeveynler daha çok yorulacak belki ama çocuklar daha mutlu olacak.

Fazlasıyla memleket havası alacaklar bu yıl. Hem anne hem baba, memleketinin tadını çıkartacaklar. Akrabalarla vakit geçirip, memleket mangallarında et yiyecek, çekirdek çitleyecekler. Dağ tepe, yürüyüş yapacaklar. Dalından meyve yiyip, soğuk sularından içecekler. Babaannenin ineklerini sevmeye çalışıp, ürkecek, köydeki tavukların peşinden koşacaklar. Fındık bahçesini ilk kez görecekler bu yıl. Karadeniz’in hoyrat suyunda yüzecek, karayemişinden tadıp ağızları büzüşecek. Yayla havası alıp, yayla şenliklerinde horon bile tepecekler belki de. Balık yiyecekler en tazesinden…

Çocukluğumdan hatırladığım yaz tatili manzaraları geçiyor gözlerimin önünden bir film şeridi gibi. Ne kural, ne kaide, ne hastalık, ne tehlike… Deli gibi koşturur, yer, içer, uykusuz geçirirdik günlerimizi.

Kış boyunca beklediğimiz özgürlüktü yaz tatili. Hayallerini kurar, bu kısa zaman dilimine neleri sığdırabiliriz onun hesabını yapardık. Para bile biriktirirdik yaz tatili için. Belki de en güzel kıyafetleri alıp giymek, en pahalı yiyeceklerin tadına tatil rotamız dahilinde bakmak gibi uzun vadeli planlar yapardık. Zaman kısıtlı, kurallar da esnek olunca, bir mücevher gibi saklardık yüreğimizde onu. Her şeyi o geldiğinde yapmak hoşumuza giderdi. Tatilden dönünce anlatacak çok şeyimiz olsun isterdik belki de. Dönüşün ilk günü öğretmenimiz soracaktı ya, işte o an doyumsuz bir an olmalıydı. O kadar temiz ve güzel duyguları biriktirmekti tatili güzel yapan. Dar zamanda çok işler başarmak, şimdiki doyumsuz nesle inat bununla doyuma ulaşmak, ruhumuza ilaç gibiydi. Ve belki de şimdilerde yitirdiğimiz o küçük şeylerle mutlu olabilme yeteneğimiz vardı o zamanlar.

kidsinthegardenO günleri hatırladıkça, kendi çocuklarımın tatil döneminde, “sadece tatil olduğu için ama” hatırlatmasıyla, kuralları gevşettim. Park, bahçe ne bulurlarsa gezdiriyorum. Geceleri biraz daha geç yatmalarına izin veriyorum. Birlikte yatmadığımız  halde, üçümüz koyun koyuna uyuyoruz tatil başladığından beri. Sımsıkı sarılıyor, doyana  kadar içime çekiyorum kokularını. Nasılsa dönüşte kurallarla baş başa kalacaklar yine. Aktiviteleri askıya aldım. En güzel aktivite doğa, deniz, park, bir kup dondurma şu anda onlar için. İstedikleri her şeyi, makul olduğu sürece yapmaya çalışıyorum. Tatilde iyice zıvanadan çıkarlar diye de düşünmüyorum. Çünkü biz de zamanında çıkmadık zıvanadan, biliyorum. Kış boyu kreşte aktiviteye doyacaklar, akşamları odalarında yatacak, dondurma yiyemeyecek, her istediklerinde parka gidemeyecekler, kapalı alanlardaki eğlence merkezlerine mecbur kalacaklar. Bu mecburiyet, tatilde doyuma dönüşsün istedim. Bir tek tatilleri var, ellerinden almayı mı, benim de şu an hayalimde unutmadığım o güzel tatiller gibi hatırlamalarını mı tercih ederim? Elbette ki tercihim ikincisinden yana.

Peki, ya siz? Pedagojiden biraz sıyrılsalar, çocuk gibi çocuk olsalar, en azından tatilde, fena mı olur?

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için “daha iyisi ne olabilir” e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar… STK faaliyetleri içerisinde… 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız