Eleştiri Yetişkin Psikolojisi

Tarih anneleri affetmeyecek!

Annelerin, bebeklerine hamile kaldıkları andan itibaren zengin besin içeriğine sahip gıdalar alınması, toksik içeriklerden uzak durulması, mümkünse doğal besinler tercih edilmesi önemlidir.
Uzmanlar, bunları söylerler.

Stresten uzak durulması gerektiğini vurgulayan ruh sağlığı profesyonelleri, bunun nasıl yapılabileceği ile ilgili öneriler sunarlar.  Envai çeşit hormonun pik yaptığı hamile kadın bedeninde, stres büyük risk faktörüdür. Bedenindeki değişime adapte olması gereken anne adayı, süreçle barışmalı ve gerek iş yerinde gerek evinde rutini de aksatmadan devam ettirmelidir.
Anne adayını “rahatlatmaya” yönelik faktörler birer birer listelerde yer alırlar:

  • sucluanne02Protein alındı mı?
  • Balık, omega-3?
  • Ceviz, bal?
  • Kalsiyum, ya kalsiyum? Yoğurt?
  • Yürüyüş, evet evet yürümeliyim.
  • Yoksa pilates mi yapsam?
  • Yoga daha iyi olmalı.
  • En iyisi Ebru Şallı videosu izleyeyim Youtube’dan.

Hayatımız, “olmamız gerekenleri” anlamak ve “olmak” için mücadele etmekle geçer. Şimdi de, neslin devamı için gereken “anne”yi olmalıyızdır ve elbette ki “mükemmel anne” olmalıyızdır. Bunun için de listedekileri yapMALIyızdır!

  • Sütümüz yaramalıdır.
  • Çocuğumuz, sağlıklı beslenmenin göstergesi olarak yumul yumul olmalıdır.
  • Üstü başı tertemiz, evimiz mis gibi, pasta böreğimiz lezzetli, yüzümüz mütebessim olmalıdır.
  • Etrafımızdaki herkes, olmamız gerektiği gibi olduğumuz için bizi alkışlamalıdır.

Anne adayına uzmanlık taslamaksızın söz söyleyen birini bulmak zor olacaktır.
Uyku ve beslenme gibi en temel, en “hayati” konularda uzman isimlerin önerilerini dikkate almayan anne adayı, söylenenleri yapmazsa ne olur?

sucluanne03İnsanlık tarihinin yüz karası anneler

Zaten insanoğlu var olduğu günden beri bebekler ve çocuklar, yeterince emmedikleri, ek gıdaya geçip zaten ona başından beri “yetmeyen anne sütü”nü bırakmadıkları, onlar için blendırlardan geçirilerek yapılan ciğerli sebze pürelerini yemedikleri, uyumadıkları, giyinmedikleri için ölmemişler midir? Tarih bu acı gerçeği belgeleyen nice olayla dolu değil midir? Çocuğuna “yeterince” iyi anne olmayan, “mükemmel” olamayan gaddar annelerin zulümleri masum pek çok yavrunun hayatına son verilmemiş midir?

Şiddetli bir Ağustos soğuğunda bebeğini yeterince kalın giydirmeyen annelerin soğuktan donan bebekleri, terlediğinde sırtına havlu konmayan erkek çocuklarının maç sonrasındaki toplu ölümleri, hatta düştüğünde hızla yerden kaldırılmayan küçük çocukların paramparça olan dizlerinin resimleriyle dolu değil midir tarihimiz?

Modern dönem tarihinde ise çok daha utanç verici tablolarla karşı karşıyayız. Bebeği doğduğu andan itibaren bilişsel gelişimi için Einstein CD’leri dinletilmeyen bebekler, yeterince aktivite yapılmayan ve en az 3 kursa gitmeyen çocuklar, terk edildikleri ilgisizlik ortamında çürümeye mahkûm bırakılmışlardır.

Bu zalim anneleri ne insanlık, ne tarih asla affetmeyecektir!

Anneyle bebeğinin dili

Anne adayının farkına varması gereken en önemli şey, reçetelerin genel geçerliği ile ilgili sınırlar olmalıdır. Olması gerekenler onun kişiliğine, yaşam tarzına uyuyorsa, bunları yapmak için harcayacağı çaba onda bir kaygı nedeni olmuyorsa ne âlâ! Ama ya bütün bu olması gerekenlerin altında eziliyor ve dünyaya gelmesine vesile olduğu yavrucuğu bu kaygılardan ötürü göremiyorsa?

Evet, göremeyebilir! Bir anne, bebeğinin ondan ne istediğini, ona ne söylediğini bilemeyebilir. Çünkü her anne-bebek ikilisinin arasında sadece onların bildiği, onlara has bir dil vardır. Bu dilin kelimeleri yoktur, bir başkasının anlaması ise imkânsızdır. Duyguların, ihtiyaçların ve en çok da sonsuz bir aşkın oluşturduğu bu dile yapılan pek çok yersiz müdahalenin, ilerleyen yıllarda nelere mal olabileceğinin farkında olsaydık, bu kadar çok yorum yapar mıydık?

Bir anne adayının bebeği için yapacağı en önemli hazırlık, “bebek odası dizayn etmek, en cici elbiseleri almak” değil, kendisini tanımak ve kaygısını artıran unsurları farketmektir.

Annenin, en olmazsa olmaz vasfı “gözlem gücü”dür kanaatimce. Gözlem sürecinin sağlıklı gelişebilmesi ise, annenin odaklanabilmesi ile mümkün olur. İşte bu nedenle, bir anne adayının bebeği için yapacağı en önemli hazırlık, “bebek odası dizayn etmek, en cici elbiseleri almak” değil, kendisini tanımak ve kaygısını artıran unsurları farketmektir. Beyindeki kaygı (muhatabı belirsiz korku) süreçlerini incelediğimizde, kaygı sistemi harekete geçtiğinde muhakeme ile ilgili beyin bölgelerinin (prefrontal korteks)  aktivasyonunun azaldığını, sempatik sinir sisteminin aktive olduğunu görürüz.

sucluanne04Sürekli ağlayan bebeğimiz, kaygılıdır. Çünkü anne, nedenini bilmediği bir kaygı yumağınının içine, çevresindeki pek çok kişi tarafından büyük bir keyifle itilmiştir!

Bu, bebek için bir “güvenlik” tehdidi demektir. Ve o, anne-bebeğe has dil bunu çoktan bebeğe iletmiştir. Nedeninin bilmediğimiz bir şekilde sürekli ağlayan bebeğimiz, kaygılıdır. Çünkü anne, nedenini bilmediği bir kaygı yumağınının içine, çevresindeki pek çok kişi tarafından büyük bir keyifle itilmiştir!

Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin!

Sevgili anne adayı, okumanın, araştırmanın, öğrenmenin bir sonu yok. Büyüklerin nasihatleri, geleneğimizdeki uygulamalar da son derece değerli. Bütün bunlar, tıpkı, herkesin çarşıdan pazardan aynı ürünleri bile alsa, ortaya farklı yemekler çıkarması gibidir.

Sen, sahip olduklarının farkına varıp, bunlar üzerine tefekkür ettiğinde, seni anne olarak seçen minik meleğin için “en mükemmel olan” olduğunun farkına varacaksın.  Çünkü mükemmellik, kemâle ermek iledir. Çünkü ancak eksik olanlar kemâle erebilirler. Çünkü herkes eksiktir, kusurlu yanlarla doludur. Bu hayatta tamam olmak yoktur. Var olan şey, senin gerçekliğin. Ve bebeğinin beklediği şey de sensin.  Olması gerekenlerin gölgesinden, “olduğun gibi”nin güneşine geç lütfen.

Ve onun berrak aynasında kendini, eşinle ilişkini, hayatla ilişkini görmeye çalış. Sadece bakmanı ve onu görmeni isteyen bir çift göz, sana “mükemmelik” diyarının kapısını aralayacak…

 

 

Psk. R. Berin Tuncel

Lisans eğitimimi 2006 yılında tamamladım. Annelik süreciyle birlikte iç dünyama yöneldim. Montessori Felsefesi eğitimleri aldım. Dr. Maria Montessori’nin “annenin yapması gereken eşlik etmektir” düşüncesini benimsedim. Bu süreç beni psiko-analiz ile tanıştırdı. Batılı psikoloji kuramlarının annelik psikolojisini anlamak ve anlatmakta yetersiz olduğunu hissederek, Nefs Psikolojisi ekolünün kurucusu Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter ile öğrenim analizine başladım.

Öğrenim analizine paralel olarak 2012 yılında Üsküdar Üniversitesinde Klinik Psikoloji master programına başlayarak 2014 yılında mezun oldum. Master tezimi nöropsikoloji alanında yazarak beyin-davranış ilişkisi alanında yetkinlik kazandım ve insanın zihin-beden-ruh bütünselliğine yoğunlaştım.

Mustafa Merter ile başladığım öğrenim analizini 2015 yılında tamamlayarak bu alanda yetkili terapist ve rüya analisti oldum. Nefs Psikolojisi eğitimim sırasında grup terapi ve sanat terapisi eğitimleri aldım. Bu alanda uygulama yapma yetkinliği kazandım.

Son dönemde Annelik ve Nefs Psikolojisi üzerine temellenen kitabımı yazıyorum. Aynı zamanda Kadınlık Psikolojisi alanına da yoğunlaşıyor, 2015 Haziran ayından bu yana Aysha kadın dergisinde köşe yazarlığı yapıyorum.

İki çocuk annesi olarak, her çocukla bir de annenin doğduğuna inanıyor ve kadınları güçlerinin asıl kaynağı olan iç dünyalarına, sezgisel fıtratlarını keşfetmeye davet ediyorum.

9 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • BU YAZIDAKİ 2 PARAGRAF CİDDİ OLARAK MI YAZILDI YOKSA GİZLİ BİR ALAY MI VAR ANLAYAMADIM? ZİRA ŞİDDETLİ AĞUSTOS SOĞU NEDİR? AĞUSTOS BİR YAZ AYI DEĞİL MİDİR?
    AYRICA BEBEĞİNE DOĞDUĞU ANDAN İTİBAREN EİNSTEİN CD DİNLETMEMEK??? YADA EN AZ 3 KURSA GÖNDERMEMEK Mİ CANİLİK ANLAYMADIM???? YAZARIN BUNU BİR YERDEN ALINTI YAPTIĞINI DÜŞÜNÜYORUM. YOKSA ÜLKEMİZ KOŞULLARINDA PEK ÇOĞUMUZ BU CANİLİĞE MARUZ KALARAK BÜYÜSEK DE, SOKAKLARDA OYNADIĞIMIZ OYUNLAR FALAN HİÇ DE FENA SAYILMAZDI. ANNEMİZİ YADA BABAMIZI DA BİZİ EN AZ 3 KURSA GÖNDERMEDİ DİYE CANİ OLARAK GÖRMEDİK 🙂 AYRICA ÜLKEMİZ EKONOMİK KOŞULLARINDA GENEL KİTLEYİ DÜŞÜNÜRSEK ÇOK DA MÜMKÜN GİBİ GÖRÜNMÜYOR BENCE.

    Şiddetli bir Ağustos soğuğunda bebeğini yeterince kalın giydirmeyen annelerin soğuktan donan bebekleri, terlediğinde sırtına havlu konmayan erkek çocuklarının maç sonrasındaki toplu ölümleri, hatta düştüğünde hızla yerden kaldırılmayan küçük çocukların paramparça olan dizlerinin resimleriyle dolu değil midir tarihimiz?

    Modern dönem tarihinde ise çok daha utanç verici tablolarla karşı karşıyayız. Bebeği doğduğu andan itibaren bilişsel gelişimi için Einstein CD’leri dinletilmeyen bebekler, yeterince aktivite yapılmayan ve en az 3 kursa gitmeyen çocuklar, terk edildikleri ilgisizlik ortamında çürümeye mahkûm bırakılmışlardır.

  • Hahahaha gulumsetti ne kelime, valla guldurdu. Bizim evde bu tip annelere karga anne denir.. niyeyse, kargalarin sucu neyse?

  • Esra Hanım,
    Çok teşekkürler.

    Hale Hanım,
    Gülerken düşündürmek amaçlı ironi yaptığım doğrudur 🙂

    Yonca Hanım,
    Çok teşekkürler katkınız için, kahkahanız bol olsun. 🙂

  • cok guzel ve yetmeyen, tam gaz giderken devamini aradigim bir yazi 🙂 bu arada Hale hanimin yazdiklari sakaciktan miydi? oyle umuyorum:)

    • merhaba Neşe hanım, şaka yada espri değildi aslında. yazar kendisi de söylemiş gülerken düşündürmek istedim demiş. belki ben anlayamadım sizin anladıklarınızı 🙂 bilemiyorum şimdi. yapılan ironi beni pek tatmin etmedi o kadar. herkes her yazıyı beğenecek katılacak diye bir durum yok, zira ben beğenmedim diye başkası da beğenmeyecek diye bir durumda yok. o nedenle fikirlerim gerçekten öyle olduğu için yazmıştım. şaka yapmadım :)hepinize sevgiler.

  • Neşe Hanım, çok teşekkürler. Böyle güzel geribildirimler aldıkça, yazarız inşallah. Hale Hanım’ın espri yaptığını düşünmüştüm ben de elbette.