Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Hamilelik & Doğum

“Tamamen psikolojik” derken?

Kendimizi rahatlatmak ve düşüncemizi koşullandırmak, bütün sorunların çözümü müdür?

Geçenlerde bana hipnozla doğum nedir diye sordular. Anladığım kadarını anlattım: “Korku yoksa eğer doğum sancılı bir deneyim olmaz” düşüncesinden yola çıkarak bir algı çalışması ile annenin kolay bir doğum yaşaması hedefleniyor, dedim. Bunun üzerine şöyle bir tepki geldi: “Zaten ben öğrendim ki aşermek bile tamamen psikolojik bir şeymiş”.

“Yani?”, dedim.
“Tamamen psikolojikmiş işte. Aşermek sadece annenin beyninde olan bir şeymiş”, dedi.

Biliyor musunuz, o kadar çok şeye itiraz edebiliyorum ki, gereksiz yere birileriyle aram kötü oluyor. Bu yüzden o gün de dilimin ucuna gelen “Aşerme, insanın beyninde olmayacak da neresinde olacak?” sorusunu telaffuz etmek yerine gülümsedim, başımı salladım ve sustum.

Ama şu “tamamen psikolojik şeyler”i nasıl değerlendirdiğimiz üzerinde düşünmemiz gerektiğini de iyice anladım…

Yılların baş ağrısı

11-12 yaşımdan beri ayda bir-iki kez başım ağrır. Güneşe ya da herhangi bir ışığa fazla maruz kalırsam ağrı artar. Sanki fıstık, çikolata yediğimde de artıyor gibime gelir. Kamyon gürültüsü, korna, yüksek sesli müzik acıdan inlememe sebep olur, hatta midemi bulandırır. Teyzelerim, babam, ne masajlar yaptılar başıma. Bazı masajlar arttırırdı ağrımı! Annem bu durum için şöyle derdi: “Tamamen psikolojik.”

“Yani?”
“Yani duygularını baskıladığın ya da bir endişe yaşadığın için oluyor.”
“Eee?”
“Kendini rahatlatmayı öğrenirsen başın ağrımayacak, güven bana”

Anneler en iyisini bilir… Sinirlenmesem bile sinirlenmemeye, üzülmesem bile üzülmemeye, gerilmesem bile gerilmemeye çalıştım. Gel gör ki psikolojime söz geçiremedim! Baş ağrısı geldiğinde ben ne kadar sakin/keyifli/korkusuz olursam olayım, geliyordu işte. Büyüdükçe meditasyon, yoga, açık havada yürüyüşler yaptım. Bunlar psikolojime iyi geliyordu ama ağrının da geleceği varsa geliyordu ve hiçbiri onu engelleyemiyordu. Psikoloğa gittim, psikolojimi rahatlattım, yine de ağrıyı durduramadım. Daha doğrusu, ilaç olmadan durduramadım. Ne mutlu bana ki, bir dergide gördüğüm baş ağrısı ilacı, işe yaramıştı.

Sonra bir gün, 31 yaşındayken, annem “tamamen psikolojik” yerine şöyle dedi: “İstanbul’da bir hastanenin Baş Ağrısı Merkezi varmış, bir gidip görünsene?

Oturdum doktorun karşısına, “Benimkini anlamak biraz zor olacak” dedim.
“Neden?” dedi doktor.
“Çünkü korkarım tamamen psikolojik. Acaba çok zor bir çocukluk mu geçirdim? Yoksa annemle babam ayrıldığı için mi böyle oluyor? Okulumu sevmemiştim, belki ondandır. Ama öyle olsaydı, okul bitince baş ağrım da geçmez miydi?”

Doktor, ağrıyı anlatmamı istedi. “Güneşe bakınca…” diye söze başladım, gerisini o getirdi:

“Çikolata yiyince?”
“Evet!”
“Fındık fıstık?”
“Evet ama, nasıl bildiniz?”
“Sese hassasiyet?”
“Kesinlikle!”
“Bazen bulantı da oluyor mu?”
“Aman tanrım, doktor, siz benim psikolojimi okuyorsunuz!”

O gün öğrendim ki doktora küçükken gitseymişim, bu ağrı türünün bildiğiniz migren olduğunu, “çocukluk migreni” olarak başladığını öğrenebilirmişim. Yine daha erken doktora görünseymişim, en az zararla yardımcı olabilen ilaçları daha erken bulup kullanabilirmişim. Migrenimi nelerin tetiklediğini el yordamıyla değil tıp literatüründen öğrenip, baş ağrısı başlar başlamaz önlem alabilir, alamıyorsam da ilaçla migreni başlamadan bitirebilirmişim. Meğer “tamamen psikolojik” düşüncesiyle vakit kaybetmişim.

Aşerme, doğum sancısı tamamen psikolojik şeyler ise…

Şimdi merak ediyorum: Aşermenin “tamamen psikolojik” olduğunu söylerken ne ima ediyoruz ki?
Annenin kendini düşünce gücüyle aşerdirdiğini mi?
Yani, isterse greyfurt istemeyeceğini mi?
Ya doğum sancısı, aslında öyle bir şey yok mu?
Biz mi hayal ediyoruz acıyı?
Mazoşist miyiz biz?

Baş ağrısı, aşerme, doğum sancısı “tamamen psikolojik” ise, bunları bertaraf etmek için düşünce gücü yeterli mi?

İlham verici hypnobirthing videolarını, hipnozla ağrı yok etme seanslarını olduğu kadar başarısızlık örneklerini de incelersek (internette neyi istiyorsak onu buluyoruz, öyle değil mi?), “tamamen psikolojik”in ne olup ne olmadığına dair objektif bir fikrimiz olur:

“Büyük bir güç ve enerji isteyen bir çalışma, yani iddia ettiğinin tam tersi” diyor hipnozla doğumu deneyimleyen bir anne[1]: Anne adayının, acıyı atlatmak için kendisine telkin edilmiş olan düşünce şablonuna bağlı kalması gerekiyor ki, bu da doğum sırasında beyin sinyallerine bir nev-i direnç ile karşı durmayı gerektiriyor.
“Ben bağıra bağıra doğurdum, ama her şeyin kontrol altında olduğunu hep hissettim ve bu yüzden bir daha hipnozla doğuma varım” diyor bir başka anne[2].
Yapılan araştırmalar[3] göstermiş ki pek çok konuda olduğu gibi hipnozla doğumda da, anneye kendini güvende hissedebileceği bir algı çalışması sunuluyor. Sonuçta, anne adayı hangi doğum biçimiyle daha güvende hissediyorsa, onu seçmeli.
Normal doğumu istemiş ama acıdan korkmuş biri olarak ben de, tercihim olan epidüralli normal doğumu olabilecek en iyi şekilde, en az bir hipnozla doğum ya da suda doğum algısı kadar iyi yaşamıştım.

Önemsiz bir şey mi?

Sorun, “tamamen psikolojik” sözünün sorunu basite indirgemesi, ti’ye alması ve insanları kandıran, yanıltan, boş vaatlerle zaman kaybettiren seçeneklere yönlendirmesi.

“Psikolojik”, “ruh bilimsel” demektir. “Ruh” kelimesini “öz” ya da “duygu” olarak ifade edersek (TDK bunları öneriyor[4]) “duyguların açıklamaları üzerinde çalışan bilime dair” anlamını taşıdığını görürüz. O halde psikolojik olaylar, gerçek olmayan ve beynin durduk yerde ürettiği anlamsız şeyler değildir.

Bir ağrının ya da ihtiyacın psikolojik stresle tetikleniyor olması, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez. Telkinle hafiflemesi de öyle.

Benim migrenim, bir başkasının romatizma sorununa benzer.
Bir hamilenin sabun, kireç, sıva ve kömür çiğneme isteği de kapris yaptığına değil, vücudundaki eksiklikleri beyninin bildirmesi üzerine duyumsadığı ihtiyaca işaret eder. Aşermeyi kaprisli karakterine malzeme edebilir, o ayrı[5].
Anne adayı, sancıyı hipnoz sayesinde yenmeye istekli ise bunu yapacak gücü kendisinde bulma şansı yüksektir. Ama doğanın gücüyle karşılaştığında şansını zorlayıp zorlamadığı –yukarıda saydığım örneklerde görüleceği üzere- ortaya çıkacaktır…

Sözün özü, tamamen psikolojik şeylerin tamamen bilimsel açıklamaları var.
Kafanıza göre çözüm üretmeyin, konunun uzmanına danışın ve tabii, karşıt görüşlere kulak tıkamayın.

Yazımı kontrol eden uzman psikiyatrist Defne Eraslan‘a teşekkürlerimle.

[1] http://braveinlove.com/post/660424943/hypnobirthing-what-worked-what-didnt 
[2] http://community.babycentre.co.uk/post/a24070373/hypnobirthing_didnt_work_for_me
[3] http://www.lindageddes.com/142/hypnobirthing-doesnt-reduce-labour-pain
[4] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.56e29be4366615.51191108
[5] http://www.saglikocagim.net/aserme-neden-olur-aserme-psikolojik/

Editörün notu: Migren konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyen, İstanbul Ağrı Merkezinin sayfasına başvurabilir:
http://www.agritr.com/html/migrennedir.html

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız