Değerlendirme Editörün Seçtikleri Güncel Gündem Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik

Sosyolog annenin “Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik” notları

Bir sosyolog anne gözünden Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik...

Ben Merve Dalkıran. 32 yaşındayım. Ege Üniversitesi Sosyoloji mezunuyum. 8 senedir Ankara’da yaşıyorum. Evliyim. 3 yaşında bir kızım var. Işıl ışıl…

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik Konuşmaları yani #siekonuşmaları ‘nın afişini gördüğümde ilgimi çeken ilk kelime ‘sürdürülebilir’ idi. Sürdürmek, sürdürebilmek, devam ettirmek….Zor! Mesela spora başlarsın, kış gelir üşenirsin dışarı çıkmaya… Pazartesi diyetleri mesela, başlar ama asla sonu gelmez!

İnsan iradeli bir varlık olarak dünyaya gelmiştir. Ama bu iradeyi kullanma yetisi cok zordur. Sürdürülebilir iyi ebeveyn olabilmek ise daha zor…

Sayın Gülüş Türkmen, yıllardır yaptığı gözlemler ve çalışmalar sonucu bu yaklaşımı tasarlamış. İyi ki de yapmış. Benim hayatımda harika bir iz bıraktı!

Burada yazdıklarım konuşmalara katılabildiğim 2 gün boyunca aldığım notlar ve şahsi fikirlerimden oluşmaktadır. Paylaşmak istedim.

Çocuk Büyütmek Başkadır, Çocuk Yetiştirmek Başka. 
Duygusal ve Sosyal Açıdan Olgun ve Başarılı Olanlar “YETİŞMİŞ” Bireylerdir. – Doç. Dr. Alev Oğuz Kutlu

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/BusfWpReNs8

Hamile kaldığım andan itibaren hep okudum, araştırdım, gözlemledim. Kararlar verdim “şöyle yapcam böyle yapcam” diye. Kızım dünyaya geldikten sonra okumaya devam ettim. Bildiklerimi pratiğe dökme vakti gelmişti. Birçok arkadaşım “Merve, bu kadar çok okuyorsun, araştırıyorsun, işine yarıyor mu?” diye sordu. Evet, yarıyor. Zaten ben işe yarasın diye ya da çocuğumu kitaplara göre büyütmek için okumuyorum ki. Çocuğumun geçireceği dönemleri bilmek, onu etiketlememek ve ona yardımcı olmak için okuyorum. Mesela ben 2 yaş sendromunu kitaplardan okuyup öğrenmeseydim, kızım 2 yaş dönemindeyken ‘çok yaramaz, çok inat, kendi istediği olsun istiyor’ diyecektim. Ama bu dönemin kendini ifade etme çabası , “ben de bir bireyim, beni de duyun” çağrısı olduğunu öğrendim. Ve Işıl bunları yaşarken hep sabırlı ve pozitif yaklaşmaya çalıştım. Keza tuvalet eğitimi: Eğer okumasaydım ‘Kaka fobisi’ diye bir şey hayatta aklıma gelmezdi. Işıl bunu yaşadığında hiç ısrarcı olmadım, zamanla azalmasını bekledim, ona da bu yönde telkinlerde bulundum. Ve bunu birlikte aştık.

Okuyun. Üşenmeyin, bahane üretmeyin!

Yani, uzatmadan şunu söyleyebilirim: Okuyun, üşenmeyin, bahane üretmeyin! Ben okumaya devam edeceğim. Çocuklar öyle masum, öyle içten varlıklar ki, onların iç dünyalarını öğrendiğinizde, o küçücük beyinlerinde kurduklarını, düşündüklerini anladığınızda her şeyin daha kolay olduğunu göreceksiniz. Neyi ne zaman yaşayacağınızı bilirseniz, emin olun daha sabırlı ve olumlu davranacaksınız. Disiplin kurallarınız da sekteye uğramadan birlikte yola devam edeceksiniz. Bu benim tavsiyem, benim deneyimim! Bilmediklerinizden korkmamak sizin elinizde!

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/0Cwf3MNPUFY

Uzman Psikolog Gülnur Tanyeri Kesgin’in sie konuşmalarında yaptığı, “Hangi gezegene çocuk yetiştiriyorsunuz” konuşması beni çok etkiledi. Konu arkadaşlıktı. Arkadaşların hayatımızdaki önemi. Dikkatle dinledim. “Sürdürülebilir iyi ebeveyn” olmak için çocuğumuza arkadaş edinebilme becerisini kazandırmalıyız ki biz olmadığımızda yanında arkadaşları olsun. Çünkü insanın ‘dinlenme’ ihtiyacı vardır. Kendimden biliyorum: Bazen sadece anlatmak istiyorum ve karşımdaki beni sadece dinlesin. İnsana öyle iyi geliyor ki…

Çocuğumuzu iyi dinleyelim. Konuşurken de çocuğumuzun yaşını da dikkate alalım. Çünkü kurduğunuz cümleyi çocuğunuzun anlayabilme becerisi, çocuğun yaşı ile bağlantılıymış. Yani çocuğunuzun yaşı x 1 dakika. Şöyle ki; çocuğunuz 3 yaşındaysa ona anlatma süreniz 3 dakikadır.

Kendinize arkadaşlar edinin (evet evet, kendinize!)

Bizler anne baba olarak iyi arkadaşlar edinelim, iyi sohbetler edelim ki çocuklarımıza rol model olalım. Çünkü çocuğumuzun lideri biziz. Lider ‘anne ve baba’dır. Çocuklar kendilerine söyleneni yapmakta zorlanırlar; ama yetişkinlerin yaptığını taklit etmede kusursuzdurlar. İyi insan yetiştirebilmek için, önce işe kendimizden başlayalım..

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/nwRJHZobFAo

Sana nasıl yardımcı olabilirim?

Seminerde en çok etkilendiğim konuşma! Çünkü Funda Hanım kendi hayatından çarpıcı bir örnekle başladı konuşmasına. “Çocuğunuzu değil, düşüncenizi etiketleyin” idi konuşmasının başlığı. “Bu çok yaramaz”, “ay ne zeki!”, “cadı seni!”, “tombik oğlum” gibi iyi veya kötü her etiket, çocuğumuzun hayatına ektiğimiz kötü tohumlardır. Çocuk bu etiketi hak ediyor mu yoksa bu bizim kendi fikrimiz mi? Sorun burada başlıyor. Eğer böyle bir davranış içindeyseniz; çocuğunuz sizin ona söylediğiniz kişi olacaktır.

Benim gözlemlediğim, biz toplum olarak etiketlemeye, isim koymaya çok meraklıyız. Çünkü bu işimizi kolaylaştırıyor. Çocuk hasta ya da yorgunsa “huysuz”, meraklı  olsa “yaramaz”, hareketli olsa “hiperaktif” etiketi yapıştırılır. Hâlbuki alttaki sorunlara, yani çocuğu bu noktaya getirenin ne olduğuna bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/4QKUgN9DHEQ

Hele ki dönemsel özellikler kesinlikle kişisel özellikle karıştırılmamalı. 2 yaşında olup inatçı olmayan çocuk görmedim, duymadım. Bu dönemi yaşayan çocuğunuza karşı ve özellikle de onun yanında ‘ah yandın, çok inatçı olacak bu’ demek yerine; dönemsel bir özellik olduğunu bilirse insanlar işimiz çok daha kolay olacaktır.

Çocuklar yaşadıkları olayı anlamlandıramayabilir. Bazen bize de olmuyor mu; sebebini bilemeyiz ama canımız sıkılır. Birden huysuzlaşırız, yalnız kalmak, belki de ağlamak isteriz. Çocuklar neden bunu yaşayamasın ki? Biz bile bazı duygularımızı anlamlandıramazken, çocuğun yaşadığı olayla duyguları arasında bağ kurması çok zordur. Bu nedenle çocuklarımızı etiketlemek yerine; onları anlamaya çalışalım. ‘Ne kadar yaramazsın, huysuzsun’ demek yerine; ‘sana nasıl yardımcı olabilirim?’ derseniz göreceksiniz ki, kapılarını hemen açacaklar. Çünkü çocuklarımız da bizimle birlikte büyüyen, geleceğin yetişkinleridir.

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/yuKsNqI42u8

Kutsallığınızı paylaşmaya var mısınız?

Halil Uzel diyor ki; “Neden saçlarını süpürge eden annedir? Babanın bundan ne çıkarı vardır?” Sevgili anneler, daha sağlıklı çocuk yetiştirmek adına size empoze edilen kutsallığınızı paylaşmaya var mısınız?

Bence de anneler kutsallıklarını fazla abartıyor, kendilerini köleleştiriyor ve saçlarını severek süpürge ediyorlar. Doğru! Toplumca dayatılan, çocuk annenin himayesinde ve sorumluluğundadır anlayışı, annelerin işine gelse de gelmese de babaya rolünü yaşatmamaktadır. Eğer bir baba çocuğunun altını alıyor ya da besliyorsa, ‘annesi ilgilenmiyor ya da beceremiyor demek ki’ yaftasını yemesi kaçınılmaz. Ama maalesef bu böyle. Baba, çocuk kaç yaşına geldiğinde babalık rolünü yerine getirecek? Okula giderken mi,şehir dışına çıkınca mı,evlenince mi,baba olunca mı?

Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren, görevler sorumluluklar ortaktır. Annenin dizi çıkmış pijamaları ile dağılmış saçlarını göre göre, babalar her daim ütülü pantolonlar beklememeli. Hele ilk zamanlar hiç!

Anneliğin kutsallığı, sadece kadına bahşedilen, çocuğu 9 ay karnında taşıması ve doğurmasında başlar. Ama bundan sonra babalar da kutsallıklarını paylaşabilirler. ‘Sen annesisin daha iyi bilirsin, daha güzel yaparsın’ cümleleri bitmelidir. Doğurmak ve emzirmek dışında bir babanın yapamayacağı nedir? Bebek anne ve babanın bebeğidir,annenin değil! Babaya rolünü iade edin!

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/9mx0qxX2IQg

Neden “sevmek-saymak” demiyoruz da, “korumak-saymak” diyoruz?

“Küçüğümü korumak, büyüğümü saymak” diye başlar bizim eğitimimiz; neden “sevmek-saymak” değil de “korumak-saymak”? Peki ebeveynler korumak isterken, çocuğun birey olduğunu unutuyor mu? Direksiyonda çocuk varken navigasyonda anne baba olunca yolun sonu nereye varır?

Sibel Hanım, bunu öyle güzel anlattı ki! Tek isteğimiz, sağlıkla dünyaya gelmesini beklediğimiz bebeğimiz. Doğar ve korunmaya muhtaçtır. İlk aklımıza gelen cümle;’ben bu çocuğu korumalıyım’

Ama çocuk yürümeye başladığı an itibariyle bireyselleşme sürecine adım atar aslında ve ‘ben se bir bireyim, benim de seçimlerim var ‘ der. Karakterini ortaya koyar. Anne bu aşamada talimatları devreye sokup direksiyondaki çocuğa yön vermeye başlarsa işler çığırından çıkar. Tam da bu noktada çocuğa saygı duymamız gerekir! Öyle ki, hocamız gelen danışanların çocuklarına ‘üşüdüğünde ne yaparsın?’ diye sorduğunda bile çocuklar annelerine bakıyorlarmış. Hiç üşümemiş, çocuk!

Korkmak, ağlamak, üzülmek, hayal kırıklığı yaşamak dünyanın en normal duygularıdır. Çocuğumuzun bu duyguları yaşayıp isimlendirmesine izin verelim.

En ciddi sorun, yetişkinlerin çocuğu ısrarla öpmesi. Çocuk istemiyorsa mahremiyetine saygı duymalıyız. Verilen bir örnekte; anaokulunda bir çocuk dikenli kemer yapıyor kendine ve ‘kemeri beni kimse öpmesin diye yaptım’ diyor. Ne acı!

Şahsım adına derin bir nefes aldım. Çünkü bu anlamda pek korumacı davranmadım, kendi tercihleri olması gerektiğinden ve bunu birlikte öğrenmemiz gerektiğinden bu strese hiç girmedim. Çocuktur o, ne anlar kızım kalınca giydir dediler, doymaz o tık ağzına (en katlanamadığım), şimdi banyodan cıktı hasta olacak vs..Ben kulaklarımı tıkadım. Direksiyona yön veren çocuk olmalı. Tabii ki gereken yerde müdahale ediyorum. Ama daha doğduğu anda bile açlık-tokluk hissini bilen el kadar bebek doyduğunda nasıl ağzını memeden/biberondan çekiyorsa, bu büyüdüğünde de devam eder. Hep sorgulardım kendimi ben mi rahatım, millet mi pimpirikli diye:) Fakat Sibel Hanım’ı dinleyince ve birebir konuşunca rahatladım:)

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/nwRJHZobFAo

Kulağa en hoş gelen, dudaklardan en zor çıkan cümleler

‘Özür dilerim’ ve ‘seni seviyorum’. Çocuklarımıza öğretmemiz gerektiği gibi bizler de bu cümleleri söylemenin dayanılmaz hafifliğini ve muhteşem hissini yaşatmalıyız kendimize. Hiçbirimizi mükemmel olmak, herşeyi bilmek, kusursuz davranmak ya da eksiksiz olmak zorunda değiliz. Zaten olmayalım da. Sürekli öğrenmek, gelişmek lazım. Ve ebeveyn olduktan sonra bunu bize en iyi öğreten, evlatlarımız! Biz anneliği babalığı çocuklarımızdan öğreniyoruz. Ve nasıl bireyler olmasını istiyorsak, onlara öyle rol model olmamız gerekiyor. Hata yapmaktan korkmayan ve hata yaptığında özür dileyebilen insanlar olursak, çocuklarımız da huzurlu vicdanlara sahip olacaklardır. Özür dilemek ebeveynlik otoritemize ya da insani değerlerimize hiçbir zarar vermez. Aksine bizleri yüceltir.

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/MqY_PSnlwls

Vitrine koymadıklarınızla sevin kendinizi

İtiraf etmek gerek ki bizim toplumumuzda “elalem” önemli mesele. Onlara paketi sağlam göstermek, çocuklarımızın başarılarını özverimizin sonucu olarak sunmak lazım… Oysa otlar çekerek büyümez. Facebook,  Instagram gibi ortamların gerçeği yansıtmadığını hepimiz biliyoruz. Biz “elalem”i ne kadar önemsersek çocuğumuz da o kadar önemseyerek büyüyecek… Her başarılarını sosyal medyada paylaştığımızda, her anlarını fotoğrafladığımızda onlara nasıl bir mesaj veriyoruz? Aile Danışmanı ve Binbir Çiçek Montessori Okulunun kurucusu Hilal Mutlusoy Öktem bunu çok güzel bir sunumla gözler önüne serdi. Okul öncesi dönemde çocuğu olan ‘romantik anneden’ bahsetti. Bu dönemde, çocuğun yemek yemesi, uyuması, üstünün temiz olması, sağlıklı olmasının annelere yettiğini söyledi. Ama çocuktan beklenilen hiçte basit değil.  Hangimiz her gün aynı oranda yemek yiyor; aynı kalitede uyuyoruz? Peki, bunu  çocuktan niye bekliyoruz?

Eskiden evlerde hiç girilmeyen misafir odalarının köşesinde duran vitrin, şimdi yerini Instagram ve Facebook’a bırakmış durumda. Ama biz vitrine koymadıklarımızla, asıl değerlerimizle sevmeliyiz kendimizi. ‘Süper anne sendromu’na kapılmamalı, dayatılan, yapılandırılmış kalıplara hem kulaklarımızı hem kalbimizi kapatmalıyız.  Otlar nasıl çekiştirerek uzamıyorsa, çocukları da çekiştirmemeliyiz.  Çocuğumuzun başarısı da, başarısızlığı da bizimkiymiş gibi hissediyorsak, iki kere düşünmeliyiz!

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/WvVidHcqO9w

Dur, gitme! En iyi eğitim modeli diye bir şey yok!

Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Profesörü Sayın Özcan Yağcı, hem bir baba hem de bir akademisyen olarak Türkiye’deki eğitim sisteminden bahsetti.

Hiç kitap okumamış,10 çocuk büyüten, 44 üniversite mezunu torunu olan,Türkçe bilmeyen babaannesi üzerinden örnekler verdi ve formülün sevgi ve temas olduğunun altını çizdi. Peki, eğitim sisteminde ‘biz’ kimiz? Mesela o Türkçe bilmeyen, hiç kitap okumayan babaanne ‘biz’ in içinde mi? “Herşey cok güzel olacak” diyen kesim de, “Böyle gelmiş, böyle gider” diyen kesim de ‘biz’in içinde…

Sınıflarda her kesimden gelen öğrenciler mevcut. Ülkeyi terketmekte bir seçenek; bataklıkta gül yetiştirmekte…

Her temas bir iz bırakır. Özcan Yağcı köy enstitüsü öğretmenlerinden bahsederken bıraktıkları önemli izlerden, onların hayata nasıl hazırladığından öyle büyük bir özlem ve heyecanla bahsetti ki; keşke biz de çocuklarımız da o günlerdeki o öğretmenlere dönebilsek diye düşündüm. Bir erkeğin ütü yapması, düğme dikebilmesi toplumda feminen bir davranış olarak görülüyüor; fakat bunlar gayet insanî davranışlardır.

Çocuklarımıza portakalı soyup başucuna koymayı değil; portakal soymayı öğretmeliyiz. Onları hayata hazırlamalıyız. Aldığı notlarla ölçmemeliyiz başarısını. Hayatta başarılı olabilmesi icin, kendi kendine yetmeyi öğretmeliyiz.

‘Sosyolog’ ve ‘anne’ kimliğimin aynı anda hayat bulduğu anlardan biriydi bu konuşmalar. 2004’ten beri okuduğum Sosyoloji kitaplarına, 2014’te hamile kalmamla birlikte Pedagoji kitapları eklendi. Ve 2015 yılında anne olunca teori ve pratik birleşti, “Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik” kavramı hayatımın merkezine oturdu. Tabi o zamanlar bu kavramı bilmiyordum,şimdi çok daha iyi adlandırabiliyorum. Ebeveyn olmak zordur, iyi ebeveyn olabilmek daha zor.. Fakat; iyi ebeveynliği sürdürebilmek en zorudur.

Gülüş Türkmen’e teşekkür ve saygılarımla…

Konuşmayı izlemek için: https://youtu.be/90W8RKOoTK4

KULAĞA KÜPE
SÜRDÜRÜLEBİLİR İYİ EBEVEYNLİK NOTLARI

Kafama kazınan, uygulamaya çalıştığım birkaç cümle not aldım:

✔ Amacımız çocuk büyütmek değil, çocuk yetiştirmek olmalı
✔ Motivasyonla pohpohlamayı karıştırmayalım
✔ Ebeveynlik borsasındaki annelik değerimizi yükseltelim, çocuğumuzun arkadaşı değil, annesi olalım.
✔ Ebeveynlik tutumumuzu çocukluk dönemi ihtiyaçlarımız belirler. Fakat biz kendi çocukluk ihtiyaçlarımıza değil, çocuğumuzun ihtiyacına yönelelim.

Videoyu izlemek için: https://youtu.be/EoUWaLVQ2gA

Çocuk, bizimle büyüyen, geleceğin yetişkinidir.
✔ Çok yaramaz, cadı seni, ay ne zeki gibi iyi veya kötü her etiket çocuğun hayatına ekilen kötü bir tohumdur. Çocuk bu etiketi hak ediyor mu yoksa bu bizim kendi düşüncemiz mi?
✔ Çocuğa gereksiz bilgi yüklemeyelim, okul döneminde zaten hepsini öğrenecek.
✔ Arkadaş değil, lider anne baba olalım.
✔ Çocuğa ne söylediğimizden çok, nasıl söylediğimiz önemlidir. Çocuktan özür dilerken de, hayır derken de net olalım.
✔ Mükemmel olma çabasına girmeyelim, her şeyi bilmemiz mümkün değildir ve bilmediğimizi de çocuğa fark ettirelim.
✔ Sürdürülebilir İyi Ebeveyn olmayı başarmak için çocuğa arkadaş edinme becerisini kazandıralım. Ki, biz olmadığımızda yanında arkadaşları olabilsin.
✔ İnsanın her zaman ‘dinlenme’ ihtiyacı vardır. Biz de çocuğumuzu iyi dinleyelim.
✔ Çocuk kendine söyleneni yapmakta zorlanır; ama yetişkinin yaptığını son derece kusursuz taklit eder.  
✔ İsteklerini erteleyebilen çocuk, empati duygusunu öğrenmeye de başlamıştır.
✔ Hiç hayır denmeyen, sınır konmayan çocuklar, dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zanneder.
✔ Çocuğa anlık çözümler değil, uzun vadeli sınır ve kısıtlamalar koymalıyız.
✔ Zeki erişkin, sorun çözebilen ve empati yapabilen kişidir.

#SİEKONUŞMALARI ‘NIN TÜMÜNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.

Merve Dalkıran
caliskanmervester@gmail.com

Konuk Yazar

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız