Gülüş'ün Köşesi

Sevgili anne, “mış gibi” yapma, sen de önemlisin!

Toplumsal baskıları fark edip karşı durmak da sağlıklı çocuk yetiştirmek için bir gereklilik.

Her şey çocuk için” sözü dilimizde yer etmiş. İlk bakışta mantıklı geliyor tabii: Kendini koruyamayan dünyalar tatlısı, ailesinin her şeyi olan çocuğumuzu ön planda tutmak… Ne yazık ki bu söylem, terazinin diğer ucuna “kurban olma” gerekliliğini koyduğu için aileyi ve toplumu ağır ağır zehirlemekte…

Anne kendi uykusundan vazgeçerek çocuğunu sallayarak başlıyor anneliğe. Kendi açlığını göz ardı edip bebeğine süt veriyor, mama hazırlıyor. “Tuvalete bile gidecek zamanım olmadı” sözünü mutlaka duymuşsunuzdur. Bu aslında ciddi bir çığlıktır çünkü temel ihtiyaçlarımız karşılanamaz olduğunda sinir sistemimiz olumsuz etkilenir ve sağlıklı düşünemez oluruz. O zaman da yakın çevremiz –çocuğumuz!- için tehlikeli hale geliriz…

Kültürel baskı yabana atılacak bir şey değil. Ne kadar size dokunmadığını zannetseniz de, çok farklı bir baskı –mesela çocuğunuzu bakıcıya emanet edip çalışmanız yönünde bir baskı- deneyimlemediğiniz sürece onu fazla hissetmezsiniz. Oysa “iyi anne” olma derdinde olmanız bile baskının bir işaretidir.

Bizim kültürümüzde toplumsal baskı annelerden, yapabileceklerinden çok daha daha fazlasını istiyor. Bu da onları “mış gibi” davranmak mecburiyetinde bırakıyor. Buna “öğrenilmiş ikiyüzlülük” de diyebiliriz.

Gözlemlediğim kadarıyla çoğumuz samimi bir yaşantının tadını çıkaramıyoruz. Çocuğumuza dahi samimi davranamıyor, onu samimi bir genç olarak yetiştiremiyor ve, daha da ileri gideyim, samimi olduğumuzda neye benzediğimizi, neler söyleyebileceğimizi bile bilmiyoruz! Tam da bu sebepten söylenenlerle yapılanlar bir olmuyor. Mesela bu sebepten eğitim sistemimizin içi boş kalıyor, ihraç etmeye çalıştığımız sistemlerin de (Montessori gibi) içini dolduramıyor, aksine boşaltıyoruz. Çünkü “mış gibi”den başka nasıl yapılır, deneyimlemiyoruz.

Önce çocuk” söylemi, terazinin öteki ucuna kutsal bir anne imajı koymayı gerektirir: Annelik kutsal olacak, anne kutsal hissedecek ki çocuğuna köle olmayı kabul etsin. Kutsal-mış gibi davranılan anne, başka hayalleri olsa bile zamanının tümünü seve seve-ymiş gibi çocuğuna adayacak. Üzerindeki sabırlı olma baskısı, bebeğe uyku eğitimi verme baskısından çok daha büyük olduğundan (eğer böyle bir baskı var ise), bebek uyku ritmini aileye dayatacak. Uykusuz ve yarım performansla hayatına devam eden anne kırılgan, gergin bir kadına dönüşecek ama iyi-ymiş gibi davranacak. Çocuğu, zamanla annesinin mış gibi tavrını gözlemleyerek içselleştirecek, o da mış gibi davranmaya başlayacak. Kendi isteklerini hissetmeyi, ifade etmeyi ayıp olarak kodlayınca, düşünüyor-muş gibi, biliyor-muş gibi, istiyor-muş gibi, çalışıyor-muş gibi yaparak yaşayıp gidecek o da…
Belki de her şey, “her şeyden önce çocuk geliyor”muş gibi yapmakla başlıyor… Kendine vakit ayırmak ayıplanırmış gibi yapmakla…

Tabii, bizler de bizleri yetiştirenlerin kurbanlarıyız. Ama duruma uyananlar bizler isek, o zaman çarkı geriye itmesi gerekenler de bizleriz!

Yorgunken oyun oynamaya zorlanıyorsanız, kime ve neye örnek olduğunuzu bir an düşünün. Tuvalete girmeniz gerekirken çocuğunuzun isteklerine cevap veriyorsanız, basit bir öncelik hesabı yapın. Kayınvalidenizin işlerinize karışmasını istemiyorsanız, isteklerinizi açık bir dille ifade edin.
Şunu fark etmelisiniz: Bu toplum biz annelerden aşırı bir beklenti içinde. Çocuğu ön planda tutarak, tutuyormuş gibi göstererek bu talebe olumlu karşılık vermiş ve sağlığımızı geri plana itmiş oluyoruz.

Bu maskeyi atmanın bir yolu bence yardım istemektir. Örneğin babayla görev paylaşımı yapmak. Örneğin kendine vakit ayırmak için anlayış ve destek aramak…

Sevgili anne, kandırma kendini, sen önemlisin! Çocuğunu önemsiyorsan, oksijen maskesini önce kendine takmalısın! Ruh sağlığın, beden sağlığın önce sana, sonra çocuğuna lazım.
Şimdi bana söyle: Kocanla mutlu musun, ya da yalnız yaşıyorsan, eksiklerin neler? Düzenli spor yapıyor musun? Uykunu alıyor musun? Bunlar, çocuğunun sağlığı için çok çok önemli…

Önceliklerini yoluna koy ve göreceksin ki o zaman çocuğunu kendi başarın gibi göstermeyeceksin. Şımarıklık yaptığında kapalı kapılar arkasında canına okumayacaksın. Onu istismar ederek kazanç sağlamaya çalışmayacaksın. Nihayet büyüdüğünde ona yüklenip, “senin için saçımı süpürge ettim” demeyeceksin. O evlenip gittiği gün yalnız kalmayacaksın. Çünkü hayallerinin peşinden koşmayı bırakmayacaksın…

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız