Çocuk Psikolojisi Kategorisiz Yetişkin Psikolojisi

Sensiz olursam ölmem

Çocuklarımıza onsuz ölecek kadar sevmenin iyi bir şey olmadığını nasıl öğretmeliyiz?

baby-864137_640“Anne, bensiz olursan sen ölür müsün?” dedi beş yaşındaki kızım.

Şaşkın şaşkın: “Sensiz olmayı hiç istemem kızım” dedim, “Nereden geldi şimdi aklına bu?”.

“Arkadaşım Ayşe’nin annesi ona öyle diyormuş da. Sen de beni ölecek kadar seviyor musun?”.

Biraz duraksayıp düşündüm, sonra “Annesi arkadaşını çok sevdiğini söylemeye çalışmış. Evet,  ben de seni çok seviyorum”.

Kızım “ölecek kadar” değil sadece “çok” sevilmekten dolayı biraz hoşnutsuz, resim yapmaya döndü, sonra konuyu unuttu. Ama ben günlerdir bu diyalogdan yola çıkarak şu soruyu düşünüyorum:  Çocuklarımıza “onsuz ölecek kadar” sevmenin iyi bir şey olmadığını nasıl öğretmeliyiz?

Aklıma şimdiye kadar gördüğüm onsuz öleceğine inanmış insanlar geliyor. Genç kızlar, genç erkekler, ve o kadar genç olmayan diğerleri. Akıllı, başarılı, güzel ama acı çeken insanlar. Ayrıldıkları için hayatlarının bittiğine inanan, bir türlü o kişiyi geride bırakamayan, istenmemeyi kendine yediremeyen “ölecek” veya “öldürecek” kadar seven yüzlerce kişi.

Bu kadar çok kırık kalp ile karşılaşmadan önce, aşklarından daha zor ayrılanlar yeterince sevgi görmemiş insanlardır sanırdım. Bu tek başına doğru olsaydı, kızıma sevgimi belli ederek onu saplantılı ayrılıklardan korumak kolay olurdu. Ne yazık ki, aşırı sevgi gösterileri ve sürekli bir pohpohlama ile de ayrılmaya, istenmemeye dayanamayan kişiler yaratılabiliyor. Eğer “seni sen olduğun için seviyorum, sen benim için değerlisin” mesajını abartıp “sen ne yaparsan yap ben de herkes de seni sever, dünyadaki en değerli kişi sensin” ‘e çevirirseniz, egosu fazlasıyla şişmiş, birilerinin onu sevmeme olasılığını hesaba katmayan, dolayısıyla ayrılık ve reddedilmeye dayanamayan bir genç yaratıyorsunuz. Üzerine “ölesiye sevmek, onsuz yaşayamamak” söylemlerini sık sık dile getirirseniz, vazgeçememe ve vazgeçilmez olmayı normal kabul eden bir erişkine zemin hazırlanmış oluyor.

Umarım bir gün, benim kızım da birisini, kaybetmekten ölesiye korkacak kadar çok sevebilir. O zamana kadar, çok sevmenin harika bir şey olduğunu, ama hiç kimsenin, hatta kendisinin bile, “onsuz kalınırsa ölünecek” kadar vazgeçilmez olmadığını öğretmek için elimden geleni yapacağım.

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 16 Ocak 2013 tarihinde yayımlanmıştır.

Uzm Dr. Defne Eraslan

ALTERNATİF ANNE UZMANI | Erişkin Psikiyatristi, Bilişsel Davranışçı Terapist. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu, yine Ege Üniversitesinden Psikiyatri Uzmanı ünvanı aldı. Üniversite öğrencileri ile çalıştı, bir süre ilaç sektöründe yöneticilik yaptı. Acıbadem Üniversitesinde Yardımcı Doçentlik yaptıktan sonra şimdi kendi ofisinde çalışıyor, part time öğretim üyeliğine devam ediyor. İki çocuk annesi.

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Bu yazıyı okurken işin sadece sevgi boyutuna takılmadım; biraz kendi kültürümüzde, biraz da tüm dünyada olan eğreti “aşk” öğretisine takıldım. Biliyorsunuz diziler, reklamlar, ülkemizde ağlattıkları ölçüde iyiler (bana göre ağlattıkları ölçüde kötüler ya , neyse!). Aşk dediğin ölümüne sevmek olmalı, uğruna mutlaka ölünmeli ya da yaralanmalı yoksa o aşk falan değildir… Ben son 10 yılda okuduklarım sayesinde çocukluğumdan beri beynime sokulan “aşk”ın ya da “evliliğin” bu olmadığını idrak ettim (neyse ki!). Yoksa kocam benim için 10. kattan aşağı atlamazsa beni sevdiğine ikna olmayacaktım… Diyeceğim şu ki, sevme cümlelerimizden başlıyor her şey: “Ölüyorum sana!” insanı çok zor durumda bırakan bir anlayış. Ölme bana!

    • Doğru, ölme bana. Ben de seni seviyorsam, beraber olmak istiyorsak yaşayalım, değil mi? Grçekten başımıza ne geliyorsa abartılı aşk, evlilik anne, baba hayallerinden geliyor zaten. Teşekkür ederim

  • Defne Hanım, benim öğrendiğim şudur ki; bir varlığa ne kadar aşırı sevgi yüklerseniz o kadar yaralanabiliyorsunuz. O nedenle sanırım duygu kontrolü, içimizde ve tutumumuzda denge ve daha az beklenti ile daha sağlıklı ilişkiler kurabiliyoruz…Çocuklara yapılan sevgi gösterilerinde toplum olarak en çok yaptığımız pohpohlama ve sanırım bu nedenle de hayal kırıklığına daha yatkın hırçın bireyler yetişiyor. Değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkürler!