Yazan: 11 Aralık 2012 Yorumlar Devamı →

Sağlıklı beslenelim derken…

Sağlıklı beslenelim sağlıklı olalım.

Hem uzun yaşayalım hem de yaşatalım derken çoğu zaman ipin ucu kaçar.

İnsan ne yiyeceğini çoluğunu çocuğuna ne yedireceğini şaşırır. Haksız mıyım?

Sağlıklı beslenme adına hergün yeni bir efsane çıkmıyor mu?

Sizin de kafanız karışmıyor mu?

Vallahi ne yalan söyleyeyim bu konularda kafa yormuş, 2005 den bu yana yüzlerce bilimsel makale, kitap vb yayın okumuş bir anne olarak benim bile kafam karışık.

Şimdi diyeceksiniz ki siz diyetisyen misiniz?

Cevabım; HAYIR.

Ancak özel bir çocuk annesi olarak sağlıklı beslenmenin bizim hayatımızda yeri tartışılmaz. Bu nedenle ister istemez çok okumak, araştırmak zorundaydım. Bırakın sebzeyi, meyveyi otların ve baharatların bile ilmini yapmak zorunda kaldım.

O nedenle hafiften tırlatmam normal kabul ediliyor…

İşin latifesi bir yana ‘’Her anne kendi evinin diyetisyenidir’’(Bu benim yazdığım ama dolandırıldığım için basılamayan kitabımın önsüzünden bir alıntıdır.) Şahsiyete buradan selam olsun…

Okuduğum onca yazıdan çıkarttığım :Aslında belki de geçmişe dönmemiz gerektiği…Son yıllarda modernleşme adına  cicili bicili reklamlar ya da izlediğimiz filmler yoluyla  çaktırmadan bize dayatılan ya da özendirilerek beynimize kazınan yeni moda beslenme akımlarına kapılmamızı sağlayan çıkar gruplarının elinde oyuncak olduk. Artık pek çok akıllı annenin yaptığı gibi durup düşünme ve harekete geçme zamanıdır!

 

Doğanın bize armağanı olan ve zehir ya da toksik kimyasalallar  içermeyen her tür gıda sofralarımızda yerini alabilir. Tabii dozunu iyi ayarlamak kaydıyla. Zira evreni ve insanı ayakta tutan ‘’SU’’ bile fazla tüketildiğinde zehir olabilir. Bunu aklımızdan çıkarmayalım.

Beslenme uzmanları haklı olarak dengeli beslenelim uyarısında bulunurlar.

Beslenmenin temel unsurları nedir?

Neyi dengeli tüketmeliyiz?

Beslenirken nelere dikkat etmeliyiz?

Sürekli bahsedilir; beslenme piramidi diye bir kavram vardır. Resmimizde de görüldüğü üzere bunu pekçoğumuz biliriz. Tahıllar,sebze ve meyveler, proteinler ve yağlar.

 

Sağlıklı yaşam için bize önerilen beslenme tarzına göre;

 

  • Karbonhidratları özellikle kepekli gıdaları, baklagilleri ve bitkisel yağları tüm yemeklerde tüketin.
  • Bol bol sebze tüketip, günde 2-3 kez meyve yiyin.
  • Günde 1-3 kez fındık ve ceviz yiyin.
  • Günde 1-2 kere balık, tavuk, yumurta yiyin.
  • Günde 1-2 kez süt ve süt ürünleri tüketin.
  • Kırmızı et, margarin, beyaz ekmek, pilav, makarna ve tatlıları kontrollü tüketin.

Bunları bilmeyenimiz artık pek kalmamıştır. Bu sebeple yeni şeyler söylemek lazım cancağızımız diyenleri duyar gibiyim.

 

Yukarıdaki liste iyi söylüyor güzel söylüyor ama eksik söylüyor. Neden mi? Gelin inceleyelim:

Karbonhidratları özellikle kepekli gıdaları, baklagilleri ve bitkisel yağları tüm yemeklerde tüketelim. Ama tarım ilaçları barındırmayan, glisemik indeksi düşük faydalı karbonhidratları (özelikle baklagilleri) tüketelim.

Bitkisel yağları tüketelim; ama hem aşırıya kaçmadan hem de yüksek ısı altında işlenmemiş bitkisel yağları tüketelim. Hatta mümkünse Omega-3 yağ asidi içeren yağlardan da tüketelim.

Eski dönemlerde insanoğlu yağları naturel olarak tükettiği için Omega-3 yağları Omega-6 ‘ya göre daha çok tüketiyordu. Şimdi ise modernleşmenin bir negatif armağanı olarak bu oran tersine döndü ve inflamasyon dediğimiz; bizi kansere, romatizmal hastalıklara kadar götüren vücudumuzdaki yangının artmasına neden oldu.

Bol bol sebze tüketip, günde 2-3 kez meyve yiyin. Yiyelim ama hep sebze hep sebze de olmaz. Eğer sağlıklı beslenme adına sebzenin, yeşilliğin dozunu kaçırırsanız vücudunuzda kantarın topuzu kaçar,’’Oksalat’’ artışına neden olursunuz. Bu da barsak geçirgenliğinde bozulma ve böbrek taşı olarak size bedelini ödetir.

Günde 1-3 kez fındık ve ceviz yiyin. Omega-3 yağ asidi de içermeleri sebebi ile bilhassa faydalıdır.Ama tüketirken kabuklu satın alıp öyle tüketelim. Zira kabuksuz halleri ile depolandığında böceklenebilecekleri sebebiyle ilaçlanmaktadırlar.Yiyelim sağlıklı olalım derken böcek ilacı da yutmayalım.Kansere ve nörolojik hastalıklara da davetiye çıkarmayalım.

Günde 1-2 kere balık, tavuk, yumurta yiyin. İşte en vahim önerimiz. Yiyelim güzelleşelim derken yediğimizde çarpılabileceğimiz 3 tane besin kaynağı daha. Balığı çok severim. Ne zamandır ağız tadı ile balık yiyeyemez oldum. Günümüzde bırakın bizim denizlerin balıklarını okyanusların balıkları bile temiz değil.

Kurşun, civa gibi ağır metal dediğimiz hem kansorejen hem de nörotoksik maddeler içermekteler. İlla ki tüketeceksek dip balığı olmayan kısa ömürlü küçük balıkları tüketelim. Finlandiya da bile yetkililer ‘’temiz balık kalmadı, tüketecekseniz az yaşayan küçük balıklardan tüketin’’ diye bağrınırken ülkemizde ağız tadı ile nasıl balık yiyeceksek artık bilemem. Karar sizin.

Tavuk desen, hepimizin malumu.Hazır yemlerle besleniyorlar, hatta balık kemiklerinin tozları ile bile yemleniyorlar. Çabuk büyüsünler de cepler para dolsun diye verilen hormonları, antibiyotikleri saymıyorum bile. Nasıl bulacaksak bulacağız, gezerek yemlenen tavuklardan tüketeceğiz. Tabii fabrika artıklarının ya da böcek ilaçlarının boşaltıldığı alanlarda beslenmeyenlerinden bulabilirsek.

Yumurta da tavukdan çıktığına göre ona  hiç değinmiyorum.

Günde 1-2 kez süt ve süt ürünleri tüketin. Sütü tüketebilenler tabiki tüketsin. Ama mümkünse ben almayayım. Sütü Finli ya da Norveçliyseniz kolay sindirirsiniz. Ama Asya kökenliler sütü süt olarak pek tüketemezler. Tüketirlerse intölerans geliştirebilirler, gaz ve barsak geçirgenlik bozukluğu gibi sıkıntılar yaşayabilirler. Sütü süt olarak değil de ayran, yoğurt ya da kefir haliyle tüketelim. Atalarımız bunları keşfettiğine göre vardır bir bildikleri. Öyle değil mi? Yok illa tüketeceğim; sütsüz yapamıyorum diyorsanız keçi sütü tüketebilirsiniz. Hem A2 tip kazein olduğu için sindirebiliriz hem de anne sütüne en yakın süt olduğu için daha rahat tolere ederiz. Şaka bir yana bizler inek sütündeki A1 kazeinini sindirebilecek enzime sahip değiliz. Atalarımızda bir karışıklık yoksa tabiii…

Kırmızı et, margarin, beyaz ekmek, pilav, makarna ve tatlıları kontrollü tüketin. Kırmızı eti kontrollü tüketelim ama hepten de kesmeyelim derim. Zira demirden zengindir. Diğer etler bu açıdan kırmızı etin yerini alamazlar. Ama hormona vb dikkat. Mümkün olsa da temiz otlaklarda yayılan hayvanın etinden yiyiniz diyeceğim. Ama biliyorum ki şehirde bu çok zor.

Beyaz ekmek işlenmiş ve içine beyazlatıcı madde katılmış unlardan üretilebileceği için ve glisemik indeksi yüksek olduğundan kepeği ayrıştırılmamış doğal undan yapılan ekmekleri tüketmeye özen gösterelim. Mümkünse kendimiz yapalım.

Makarna çok yağlı olmadığı ve hergün tüketilmediği sürece çok da zararlı sayılmaz. Ama tatlılar öyle mi?! Ahhh neden lezzetli şeyler insana zararlıdır ki ? Tatlılarınızı rafine edilmiş, doğada kendiliğinden bulunmayan şekerlerle yapmadığınız,

tabak tabak yemediğiniz sürece tüketebilirsiniz. Bunun için de pek çok altenatif geliştirebilirsiniz. Burada tarifini verdiğim tatlıda olduğu gibi kendinize lezzetli tatlılar icat edebilirsiniz. Hatta daha da güzellerini eminim yapabilirsiniz.

Unutmayın son bilimsel araştırmalara göre şeker; kanser ve şeker hastalığı gibi bazı otoimmün sistem bozukluklarının baş şüphelisi olarak töhmet altındadır.

Mümkünse çocuklarımızı şeker ve şekerle beraber yüksek ısıda patlatılmış, çatlatılmış ,işlem görmüş tahıllı, tahılsız bilimum market ürünlerinden uzak tutalım. Beyin gelişimlerini de etkiliyor, hiperaktivite ve dikkat eksikliği sendromunu da tetikliyor;  haberimiz ola.

Geriye ne kaldı?

Biz ne yiyeceğiz şimdi? Haklısınız ama sağlık bu. Şakaya gelmez…

Sevgili okurlar;

Bu yazımın okunma oranına bakacağım. Konu ile ilgileniyorsanız lütfen yorum bırakarak da bunu anlamamızı sağlayın. Baktım ki ilginizi çekiyor; işte o zaman şekerin, kötü yağların ve gıdalarımızın içindeki toksik maddelerin zararlarını, nelere yolaçabileceğini anlatan paylaşımlarım da olacak. Okunmayacaksak niye yazalım değil mi ama?

Hepiniz sağlıcakla ve tok kalın…

Serpilgul Vural

Yazar:

ALTERNATİF ANNE YAZARI | Evli ve iki çocuk annesidir. Eşinin iş hayatı ve büyük oğlunun üniversite eğitimi nedeni ile bir süre yurt dışında yaşadıktan sonra otizmli oğlunun eğitimi için Türkiye’ye döndü. Küçük oğlunun 3 yaşında Otizm teşhisi almasının ardından kendisini planlamadığı bambaşka bir hayatın içinde buldu.Başlangıçta konuşması, basit özbakım becerilerini öğrenmesi bile zor denen oğlu ile verdikleri mücadelede epey yol katettiler. Oğlu önce konuşmayı sonra okuma yazma ve basit matematik işlemlerini ardından da çeşitli müzik aletleri çalmayı öğrendi. Bunca beceriyi hayatlarına katmakla birlikte otizmin klasik sorunu olan iletişimde hala yaşıtlarını yakalayabilmiş değil.Yazar yaklaşık 10 yıldır bilimsel makaleleri yakından takip etmekte olup, gayretli çalışmalarından dolayı eşi kendisine tıp ve özel eğitim alanında fahri doktora ünvanı vermiş bulunmaktadır. Bunca yıllık emeğini bir web sayfasında paylaşma kararı almış ve Alternatif Anne ile tanışmaları da bu vesileyle olmuştur. Kendisi daha sonra hızını alamayıp blogger anneler kervanına da katılmıştır. Yazarlık macerasını halen Alternatif Anne , www.otizmdunyasi.com ve www.ekemis.com ‘da sürdürmeye devam etmektedir. Yazar, otizmlilerin eğitim ve terapilerinin yapıldığı, sosyalleşme olanakları sunan ,bizzat otizmlilerin üretken bireyler olarak da katkıda bulunabildikleri büyük bir vakıf kurma hayali ile yanıp tutuşmaktadır.

"Sağlıklı beslenelim derken…" için gelen yorumlar

Geri izleme | Yorum RSS Beslemesi

  1. Seçil Vural diyor ki:

    Çok beğendim :)

  2. Serpilgül Vural diyor ki:

    Kardeş kontenjanından bir beğeni değildir umarım :)

  3. ipek Kusgoz diyor ki:

    Ben ilgileniyorum şekerin ve diğer saydıklarınızın nelere yol açabileceği ile ilgili yazınızla. Daha dün akşam olan olayı anlatayım size. Oğlum 23 aylık. 2 hafta sonra 2 yaşımızı bitireceğiz. Henüz şekerle tanışmadı yani ben öyle sanıyorum. Evet şüphelerim var bu konuda. Neden mi?. Koltuğun üstünde paketli içi karamelli bir çikolatavari bir parça buldum dün akşam, tesadüfen.İnanın ilk önce tanıyamadım, kayısı ve ceviz bırakmıştım sabah onlar sandım. Aldım çöpe gidiyorum baktım resmen çikolata bu.Geri döndüm salona ,kayınvalideme ben bunu kayısı ya da cevzi sandım ama değil anne, ne bu dedim. ‘Falanca geldi bugün,çantasında varmış Kerem’e vermek istedi. Ben de vermiyorlar öyle şeyler dedim o zaman kendi yedi , O dökmüştür’ dedi.İnandım mı hayır tabii ki, hiç inandırıcı değildi çünkü. İnanmam için ‘vermiyorlar’dan ziyade ‘çocuğa verilmez öyle şeyler Falanca Hanım’ demesi gerekirdi ama nerrrdeee?.Yazın lütfen bildiklerinizi. Ben de çıkış alıp falancanın torunun her şeyi yediğine ve topaç gibi olmasına gıpta eden kayınvalideme okutayım.

    • Serpilgul Vural Serpilgul Vural diyor ki:

      Çok şeker bir yorum diyeceğim ama içinde şeker kelimesi geçiyor hay Allah …
      Bu şeker dedikleri DNA kodlarımıza işlenmiş galiba…Elde olmadan kullanıyoruz her yerlerde…
      Sizin bu anınız beni çoook uzaklara götürdü İpek hanım. :)
      Benzer tecrübeleri çok yaşamıştım zamanında
      En kısa zamanda şekerin zararlarına ilişkin bir yazı yazacağımdan şüpheniz olmasın.
      Sevgiyle ve sağlıkla kalın…
      Aslında bir yazımda var şekerle ilgili ama burada paylaşmam uygun olur mu bilemedim.
      Paylaşıyorum umarım AA bana kızmaz.
      http://ekemisss.blogspot.com/2012/12/sekerim-ama-gorundugum-kadar-masum_4013.html?spref=fb

  4. ipek Kusgoz diyor ki:

    Yalnız olmadığımı bilmek iyi geldi:)
    Bekliyorum Serpil Hanım.Verdiğiniz linkteki yazıyı da okudum bu arada. Bir şey dikkatimi çekti. Sona doğru’ çok fazla şeker tüketmenin zararları’ başlığınız var. Çok fazla tüketmemek sorun değil mi sizce, dozunda yiyorsa yemeli mi, ben mi çok abartıyorum acaba?. Ben istiyorum ki o tadı bilmesin ne gerek var yararlı bir şey değilse yemesin hiç:)

  5. Serpilgul Vural Serpilgul Vural diyor ki:

    Bu arada Şekerle ilgili yazımı da güncelledim. Bu notu da dikkate alalım:)
    Not:Şekersiz hayat düşünülemez elbette.Beynimizin de vücudumuzun da enerji ihtiyacı için şeker gerekli.Ama bunu yaparken aşırıya kaçmamalı,sağlıklı karbonhidratlar,doğal meyveler tüketerek yapmalıyız.
    Hızla kana karışan Gİ ‘I yüksek gıdalardan uzak durmaya çalışalım.
    Canımız çok mu tatlı istedi.Tabiki yiyelim ,mümkünse tarçınla tüketelim. Tarçın insulin salınımını dengede tutmaya yardımcı bir besindir.
    Sevgiler…

Yorum Yaz


üç − 3 =