Çocuk Psikolojisi Dünyadan Esintiler Spor

Riskli oyunların evrimsel faydası

Kontrollü alanda riskli oyunların en önemli faydası duygusal dengedir!

ChildDangerPsycholog Today adlı dergide Boston College öğretim üyelerinden Peter Gray tarafından kaleme alınmış olan yazının bir kısmından daha önce bahsetmiştim.

Yazının devamında riskli oyunun evrimsel faydasından bahseden Gray günümüz toplumlarında, özellikle büyük şehirlerde, ebeveyn tedirginliğinin çocuğu kısıtlı oyun tercihlerine yöneltmesi ve bu sebeple insan yavrusunun kontrollü ortamda (oyun içinde) riskleri yeterince deneyimleyememesinin duygusal dengesizlik yarattığını söylüyor. Bununla ilgili yapılan hayvan deneylerini referans göstererek yavru eğer kritik dönemde –sözü edilen bu dönem belirli bir konuda öğrenmenin gerçekleşmesi için en verimli çağı işaret etmekte- korku ve öfkeyi yeterince deneyimleyemezse yetişkin çağında bu duyguları yönetemediği yönünde sonuçlanmış. Eğer çocuk devamlı pespembe panjurlu hayatı içinde yaşıyorsa, ebeveynleri ile devamlı yapılandırılmış aktiviteden aktiviteye koşuyorsa, serbest oyun zamanında akranları ile korku ve öfke içeren oyunlar oynamıyorsa –tabii ki burada bahsedilen sınırsız tehlike ve şiddet değil- yetişkin hayatında öfkelendiğinde ne yapacağını bilememe ve bu durumla baş etmekte zorlanma olasılığı daha yüksektir.

Kendimi düşündüğümde Ankara’da ilkokul 4. sınıfta 1,5 km kadar mesafedeki okuluma bir ana caddeyi geçerek yürüyerek, arkadaşlarımla gidip gelirdim. 5. Sınıfa ise başka bir okula devam ediyordum ve Etlik-Kızılay arası otobüs veya dolmuş kullanarak okuldan eve dönerdim (sabahları babam bırakırdı). Yani günümüzde 10 yaşlarında bir çocuk için çok ütopik gelse de oldukça bağımsız hareket edebiliyordum. Bunu yazdığımda 20 yaşında bir üniversite öğrencisi dolmuşta dolmuş şoförü tarafından katledilmemişti. Bu konuyla ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz.

dangerous_gamesPeter Gray ise çocukların riskli oyun oynamalarında trajik-ironik bir durumdan bahsediyor. Olduğu gibi aktarıyorum sizler için:

Burada ironik olmakla beraber trajik bir durum da söz konusu. Biz görünüşte riskli oyunlardan mahrum bırakarak onları tehlikeden koruduğumuzu düşünürken aslında süreç içinde bazı zihinsel kırılmalara açık hale getiriyoruz. Doğası gereği çocuklar riskli ve duygusal olarak onları gıcıklayan oyunlar oynayarak duygusal esneklik yeteneklerini pekiştirirler. Uzun vadede, onların riskli oyunlar oynamasını engelleyerek onları korumaktan çok tehlikeye açık hale getirmekteyiz. Ve tabii ki eğlenceden de mahrum bırakıyoruz.

Oyun, tabii ki güvenli olmalı ancak mutlaka özgürce oynanmalı, kesinlikle kuralları yetişkinler tarafından konulmamalı, yönetilmemeli ve güdülmemelidir.

Çocuklar riskli oyunlar için yüksek bir motivasyona sahip olmakla beraber kapasitelerinin tamamen farkındadırlar. Asla fiziksel ve duygusal olarak alabileceklerine inanamadıkları riskleri almazlar. Çocuklarımız bizim onlar hakkında bildiğimizden fazlasını bilirler ve neye hazır olduklarını en iyi onlar kestirebilirler. Eğer bir yetişkin onları henüz almaya hazır olmadıkları bir riski almaya zorlar veya aşırı teşvik ederse bu onlarda heyecan değil travma yaratabilir. Çocuklar arasında, aynı yaşta, boyda, kiloda ve güçte bile olsalar (aynı biz yetişkinler arasında olduğu gibi) büyük farklar vardır. Biri için heyecan verici olan diğerinde hasara sebep olabilir. İşte bu nedenledir ki beden eğitimi öğretmeni spor salonunda ipe tırmanın dediğinde bazıları bundan çok hoşnut olurken bazıları travma deneyimler ve utanç yaşar. Bu durum onlara tırmanmayı ve yüksekte olma deneyimi yaşatmak yerine sonsuza dek bu tür maceralardan kaçınmalarına neden olur. Çocuklar kendileri için tam doğru dozda korkuyu nasıl ayarlayacaklarını bilirler, ve tam da bu bilgiyi kullanarak kendi oyunlarını yönetmelidirler. Parantez açıp şunu belirtmek isterim ki çocukların görece olarak küçük bir yüzdesi kendi yeteneklerini olduğundan fazla görebilirler ve tekrarlayan kendileri için aşırı riskli oyunlar neticesinde incinebilirler. Bu çocuklar için sınırlamalar öğrenmelerine yardımcı olabilir.

Çarpıcı olan bir başka gerçek ise çocuklar bir yetişkin tarafından yönlendirildikleri sporlar esnasında kendilerinin özgürce seçtiği ve kendi yönetimlerindeki oyunlara nazaran daha fazla yaralanıyorlar. Bunun temel sebebi sporun doğasında bulunan yetişkin teşviki ve rekabetçiliğinin çocukları hem kendilerini hem de başkalarını incitecek risk almaya yöneltmesidir, oysa serbest oyunda bunu tercih etmezler. Yanı sıra çocuklar bu tür sporlarda uzmanlaşmak için teşvik edilirler bu da kasların ve eklemlerin aşırı çalıştırılmasına sebep olur. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin yayınladığı son verilere göre her yıl 14 yaş altı çocukların en az 3,5 milyonu spor yaralanmaları sonucunda tıbbi tedavi alıyor. Bu spor yapan her 7 çocuktan biri anlamına gelmekte. Çocuklar için spor hekimliği gün geçtikçe büyük bir iş kolu olmaktadır. Bu tamamen genç top atıcıları daha sert atmaları için teşvik eden ve böylece dirseklerini zorlamalarına sebep olan, genç futbolcuları daha hızlı kafa vurmaları için teşvik ederek beyin sarsıntısı geçirmelerine sebep olan, genç yüzücüleri daha ağır antrenmanlara zorlayarak omuzlarını operasyona gereksinim duyacak derecede zorlayan yetişkinler sayesindedir. Eğlenmek amacıyla oynayan çocuklar nadiren uzmanlaşırlar (çünkü oyunlarında çeşitlilik esastır) ve canları yandığında kendiliklerinden dururlar ve oyun oynama şekillerini değiştirirler. Aynı zamanda bu sadece eğlence olduğu için oyun arkadaşlarını incitmemeye de özen gösterirler. Oysa kazanma hırsı ile sarılmış olan ve belki de çocuklarının spor ile burs alma ümidinde olan yetişkinler doğanın hasarı önleme sistemine karşı çalışırlar.

Sonuç olarak biz yetişkinler çok tehlikeli olduğuna inandığımız kendilerine ait olan, kendilerinin seçtiği heyecan verici– ki aslında bizim düşündüğümüz kadar tehlikeli olmayan ve hatta tehlikelerine nazaran faydaları ağır basan– oyunlardan onları korurken çocuklarımız rekabetçi ve yaralanma tehlikesi oldukça yüksek spor dallarına yönlendirmekteyiz. Ebeveyn olarak önceliklerimiz gözden geçirmemiz gerekiyor gibi.

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 5 Mart 2015 tarihinde yayımlanmıştır.

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız