Editörün Seçtikleri Kategorisiz Yetişkin Psikolojisi

Ramazanı Yaşamak

Çocuklarla Ramazanı yaşamak

ramazanÇocukları dönüştüren evdeki atmosferdir. Onlar, söylediklerimizden daha çok yaptıklarımızdan etkilenirler. Her çocuk uzman bir gözlemcidir. Biz yetişkinlerin,  bilerek veya bilmeyerek yaptığımız her şeyin farkındadırlar. Bu nedenle kimi zaman kendimizi sıkışmış hissederiz, onların objektifinden neredeyse hiçbir detay kaçmaz.

Ramazan ayıyla iftar odaklı sohbetler, alışverişler, reklamlar da çoğaldı. Orucu, yani yeme-içme içermeyen bir eylemi, ancak yeme-içme eylemi ile anlamanın alışkanlık haline dönüştüğü günümüzde, çocuklarımıza bu ayı ve bu ibadeti anlatabilmemiz mümkün mü?

Yazıya başlarken bahsettiğim atmosfer burada devreye giriyor.  Kimi kavram ve değerlerin anlatılması, anlaşılması sözlü ifadelerin ötesinde bir dille mümkün çünkü.  Ramazana dair çocuklarımızda gelişmesini umduğumuz bir farkındalık varsa bu ancak bizde başladığında mümkün olacaktır.

Çocuklarımıza orucu anlatalım. Diyelim ki, mesela, oruç aç kalmak değildir. İnsanın bedeninin ve zihninin beslenmeye odaklanmaksızın bir süre dinlenmesidir. İlk günlerde ne kadar zor gelirse gelsin, zamanla düşüncelerin berraklaştığı, bedenin zindeleştiği hissedilir ve insan, alışkanlıklarının çoğunun ihtiyacının çok daha fazlasından oluştuğunu idrak edince, aydınlanır.

Paylaşmaktan, yardımlaşmanın öneminden de bahsedelim. Vermekten, insanın ancak  vererek çoğaldığından… Ramazan ayının bireysel bir dönüşüm kadar, toplumsal bir dönüşümün de tetikleyicisi olduğundan. İhtiyaç sahiplerinden, komşuluktan, aile olmaktan.  Şüphesiz, bu ay boyunca televizyon programları bunları ve unuttuğumuz pek çok şeyi bize hatırlatacaklar. Oysa bunları konuşmakla yaşamak aynı şey değil.  Ramazan, bizleri kendimize döndürmeyi , iç dünyamıza yolculuk yapmayı, davranışlarımızın kökenindeki temel motivasyonu sorgulamamızı önceleyerek geliyor.

Yazının başında değinmeye çalıştığımız o atmosferi oluşturan şey de iç dünyalarımız. Kimi zaman farkında olduğumuz, kimi zamansa sesini duymadığımız o dünya içine doğuyor çocuklarımız ve gelişip büyüyor. Yahut gelişemiyor.

Eğer biz, oruç tutuyor fakat tüm gün yemek hayali kuruyorsak, çocuğumuza bunun sadece “aç kalmaktan ibaret olmayan” bir ibadet olduğunu anlatmamız onda bir tesir meydana getirmeyecektir. Yardımseverlikten, diğergamlıktan bahsedip, evde kurtulmak istediğimiz en eski, en değersiz eşyalarımızı “veriyorsak” ihtiyaç sahiplerine, onun dünyasında “yardım” bir çeşit ayıklama olarak yankılanacaktır.

Söylediklerimizi yaşamamız kolay değil. Kolay olsaydı herhalde Yaratıcı bizden her yıl oruç tutmamızı istemezdi. İnsan, bazen geri adım atan,bir ileri bir geri giden bir varlık. Bize düşen gayret etmek ve sık sık kendimize dönüp bakmak. Bunu yapabilir hale geldiğimizde bu gayretin bir neticesi olarak çocuklarımızın manevi değerleri konuşmaksızın içselleştirdiklerini görebiliriz. Görebiliriz çünkü “hâl” dönüştürür…

Sadece bir zaman dilimi olmayan, bir ruhu, bir kişiliği, bir şahs-ı manevisi olan güzel ay;  Ramazan. Seni anlayabildiğimiz, yaşayabildiğimiz, yaşatabildiğimiz günler diliyoruz senin sahibinden…


Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 2 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanmıştır.

Psk. R. Berin Tuncel

Lisans eğitimimi 2006 yılında tamamladım. Annelik süreciyle birlikte iç dünyama yöneldim. Montessori Felsefesi eğitimleri aldım. Dr. Maria Montessori’nin “annenin yapması gereken eşlik etmektir” düşüncesini benimsedim. Bu süreç beni psiko-analiz ile tanıştırdı. Batılı psikoloji kuramlarının annelik psikolojisini anlamak ve anlatmakta yetersiz olduğunu hissederek, Nefs Psikolojisi ekolünün kurucusu Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter ile öğrenim analizine başladım.

Öğrenim analizine paralel olarak 2012 yılında Üsküdar Üniversitesinde Klinik Psikoloji master programına başlayarak 2014 yılında mezun oldum. Master tezimi nöropsikoloji alanında yazarak beyin-davranış ilişkisi alanında yetkinlik kazandım ve insanın zihin-beden-ruh bütünselliğine yoğunlaştım.

Mustafa Merter ile başladığım öğrenim analizini 2015 yılında tamamlayarak bu alanda yetkili terapist ve rüya analisti oldum. Nefs Psikolojisi eğitimim sırasında grup terapi ve sanat terapisi eğitimleri aldım. Bu alanda uygulama yapma yetkinliği kazandım.

Son dönemde Annelik ve Nefs Psikolojisi üzerine temellenen kitabımı yazıyorum. Aynı zamanda Kadınlık Psikolojisi alanına da yoğunlaşıyor, 2015 Haziran ayından bu yana Aysha kadın dergisinde köşe yazarlığı yapıyorum.

İki çocuk annesi olarak, her çocukla bir de annenin doğduğuna inanıyor ve kadınları güçlerinin asıl kaynağı olan iç dünyalarına, sezgisel fıtratlarını keşfetmeye davet ediyorum.

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Merhaba Özlem Hanım,
    4 yaş, soyut bir kavramı anlaması için oldukça küçük. Ona bu ibadetin somut ve kültürel yönlerini vurgulayabilirsiniz. Ramazan ayında (zaman kavramı gelişmemiştir ama yine de kullanabilirsiniz -çünkü günlük hayatta bu kavramları hep kullanırız-) bütün gün yemek yemeyiz, anneannen/bababannen de böyle yapıyor, akşam olunca hep beraber yeriz. Bunu seviyoruz, mutlu oluyoruz diyebilirsiniz. Çocuklar bu yaşlarda genelde “neden?” sorularını gerçeği kavramak için sormazlar, bilişşsel kapasiteleri sınırlıdır. İkna edici olmamızı sağlayan şey, çoğunlukla soruya yanıt verme biçimimizdir. Örneğin “bu top neden sarı?” diye sorduğunda, “çünkü mavi değil” diyebilirsiniz. Verdiğimiz cevabın doğru olması önemlidir. Topun mavi olmaması doğrudur, bunun yerine “onu yapanlar sarı rengi seviyorlarmış” da diyebilirsiniz. Muhtemelen “neden sarı rengi seviyorlarmış?” diyecektir. İkna edici, kısa ve net cevaplarla, merak duygusunun tatmin edilmesi gerekir. Bu cevapların bir sonu yoktur, çünkü soru sorma eylemi, bu dönem için bir yaşama biçimidir. Orucu ve ramazanı ve dahi Allah’ı anlatırken de, büyük bir gerçeğin/hakikatin küçük ve somut bölümlerini aktarmaya çalışmanızı öneiririm. Bunda en belirleyici faktör, şüphesiz sizin genel iletişim kurma biçiminiz ve çocuğunuzun algı dünyası olacaktır. Hayırlı ramazanlar.