Kategorisiz Yetişkin Psikolojisi

Prenses savaşları!

Dört yaşındaki kızım okula başladıktan sonra, önce kıyafetlerin üzerine tül eteğini geçirmeye başladı, sonra her sabah elbise giymek için tutturdu, en son olarak da bir “dönen, uzun, pembe prenses elbisesi” almam için günün her saati tekrarlanan bir psikolojik baskıya maruz kalmaya başladım. Bir psikiyatrist olarak bu yaşlarda kız olduğunu ortaya koyan oyunlar oynamasını, bana öykünmesini bekliyordum. Ama prenses masallarındaki aciz genç kızlara özenmesinin tüylerimi diken diken ettiğini itiraf etmeliyim.

Ne yaptım? Önce direndim. “Hayır” demek çocuğun irade gücünü geliştiriyor ya, oyalama ve hayır deme taktiğini denedim. Bana mısın demedi. Sonra sinirlenmeye başladım, bu durum onun inadını daha da artırdı. Prenses elbisesine benzettiği şık tüllü bir elbiseyi üzerinden çıkartmamak için, parka gitmeyi, yemek yemeyi bile reddetmeye başladı. Evimiz her dakika kıyafet yüzünden ağlanıp kavga edilen bir yere dönüşmeye başlayınca okumaya ve sormaya karar verdim.

Önce güvendiğim annelere sordum: Tüm kızların benzer bir dönem yaşadığını ve inatlaşmayınca 5-6 yaş civarında hafiflediğini duymak içime su serpti. Sonra, Barbie ve Prenses çizgi filmlerinde kadının resmedilişi ile ilgili kitap bölümleri yazmış, Doğuş Üniversitesi öğretim üyesi arkadaşım Dikmen Yakalı-Çamoğlu’na danıştım. Prenses maceraları veya prenses elbiselerini tamamen yasaklamanın kolay olmadığını, ama gerekirse bu maceraları izler ya da okurken inceden inceden “prensle evlenmek dışında bir hayali olmayan genç kız” kavramını eleştirmenin bu dönemin hasarsız anlatılmasına yardımcı olabileceğini söyledi. En son olarak çocuk psikiyatristi arkadaşım Gürkan Odabaşıoğlu, kıyafetlerin bu dönemde kişiliğini ve kız kimliğini ortaya koymanın bir aracı olduğunu ve mevsimle uyumsuz, cinsellik vurgulu ya da yüksek topuklular gibi vücuduna zararlı olmadığı sürece giysilerle ilgili çatışmamayı, ama yaşa uygun giyindiğinde bunu takdir ettiğimizi göstermeyi önerdi.

Ama tüm bunlardan önce, kendimi sorgulayıp neden mesela yemek seçimi değil elbise konusunun benim için bu kadar önemli olduğunu anlamaya çalıştım. Hayatım boyunca, güçlü bir kadın olmak için çabaladım ve çıtkırıldım, bağımlı, aşırı süslü kızları küçümsedim. Şimdi, kendi kızımın süslere ve o zavallı kahramanlara özenmesi, benim bir anne olarak başarısız olduğumun ve en hoşlanmadığım tipte bir evlat yetiştirdiğim anlamına geldiğinin kanıtı gibi geliyordu. Bu inancımı bir kenara atınca, kızımın karşısında soğukkanlı kalmam kolaylaştı.

Savaşlarımız hala tam olarak bitmiş değil. Ama şimdi ikimiz de daha sakiniz. Bir kez daha öğrendim ki, kendimi “beceriksiz anne” olarak etiketlediğim veya ileriye dönük felaket senaryoları yazdığım zaman doğal gelişim evreleri bile korku filmi gibi algılanabiliyor, bu da çocuğun daha fazla inatlaşmasına neden oluyor. O yüzden önerim, felaketleştirmeden önce paylaşmak, danışmak ve “Bunun benim için anlamı ne?” sorusunu sormaktan vazgeçmemek.

Uzm Dr. Defne Eraslan

ALTERNATİF ANNE UZMANI | Erişkin Psikiyatristi, Bilişsel Davranışçı Terapist. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu, yine Ege Üniversitesinden Psikiyatri Uzmanı ünvanı aldı. Üniversite öğrencileri ile çalıştı, bir süre ilaç sektöründe yöneticilik yaptı. Acıbadem Üniversitesinde Yardımcı Doçentlik yaptıktan sonra şimdi kendi ofisinde çalışıyor, part time öğretim üyeliğine devam ediyor. İki çocuk annesi.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Merhaba Defne Hanim,

    Davranışlarımızı duygularımızın, duygularımızı ise düşüncelerimizin yönlendirdiğini gösteren hayatımızın icinden cok tanıdık bir ornek vermissiniz. Sade, net ve anlaşılır yazıniz icin teşekkür ederiz.