Eğitim Kategorisiz

Pasifiğin kıyısında terbiye sınırları

Siz çocuğunuzu hangi saygı ve terbiye anlayışına göre büyütüyorsunuz?

elifABD’de yaşamaya başladığımızdan beri en çok şaşırdığım ve uyum sağlamakta zorlandığım şey aslında iş ve okul hayatında yaşadığım ast-üst ilişkisi oldu. Burada da heryerde olduğu gibi hiyeraşik bir düzen var ama hiçkimse üstünden korkmuyor ya da amirinin önünde bizim anladığımız şekilde el pençe divan durmuyor; amirin de öyle bir beklentisi yok zaten! Aynı şekilde üniversitede hocadan korkmak gibi bir durum yok, hocanın karşısında yemek içmek gibi aslında insanca olan ama her nedense Türkiye’de pek yapamadığımız her şeyi yapabiliyorsunuz.

Herkesin karşısındakine ünvanı, makamı, görevi ne olursa olsun saygı duyması ve insanca muamele etmesi harika. Öte yandan bir iş toplantısında yanımdaki iş arkadaşım reçelli çöreğini yedikten sonra parmaklarını tek tek şapırdatarak yalamaya başladığını gördüğümde gözlerimi devirmeden yapamadım! Ama karşımızdaki müdürümüzün yüz ifadesinde herhangi bir değişiklik yoktu. Tek rahatsız olan da ben gibiydim… Örnekler sayısız; müdürün karşısında ayağını uzatarak oturanlar, eğitimlerde koltuklarda neredeyse yatar pozisyonda dinleyenler, kendisinden bir şey istendiğinde hiç sıkılmadan neden yapamayacağını söyleyebilenler…

Kimi burada yıllar değil bir ömür dahi kalsam 30 yıl içime işlemiş “terbiye” sınırlarımın dışında kaldığından asla yapamayacağım ama kimi de yine içime işlemiş “aşırı nezaket” gereği aslında istemeden de olsa yapmak zorunda kaldığım ama burada “birey”selliğin doruklarında gezenlerden örnek alarak  yapmaya alışmam gereken hareketler….

Hayattaki her konuda olduğu gibi bu saygı – terbiye mevzusu da çift yönlü. Terbiyeli yetiştirilen bizler halka açık ortamlarda sesimizin tonunu ayarlayarak konuşuruz, ama işte bu terbiyeli tutum kendimizi ifade etmemiz gereken yerlerde “ezik büzük” kalmamıza o sesimizi bir türlü ayarlayamamıza neden olur. Ama kendini ifade etme becerileri küçücük yaşlardan gelişmiş Amerikalı arkadaşlarımız – eğitim seviyesi ile ters orantılı olarak – otobüslerde bar bar bağırır ve kimse bir şey diyemez. Ayağını karşı koltuğa uzatır, siz oturacaksanız onun anlamasını beklemeyeceksiniz kibar kibar. Yoksa hep ayakta kalırsınız. Sesinizi duyuracaksınız, oturmak istediğinizi söyleyeceksiniz. O zaman o ayaklar iniyor… Ama neden taa en baştan koltukta normal oturulmuyor, işte onu anlayamadım.

Kısacası, saygı – terbiye konusu burada biraz karışık. Bazı konularda bu kadarı özgürlük değil terbiyesizlik diyorum ama bazı noktalarda insanların birbirine gerçek anlamda nasıl saygılı olduğuna tanıklık ediyorum. İşte beğendiğim bazı örnekler:

  1. Kimse kimsenin eşyasına  izinsiz dokunmaz. Yani bizler de izinsiz kimsenin eşyasını karıştırmayız ama bunlar işi ileri götürmüş. Sormadan arkadaşınızın çantasını alıp bir başka yere bile koyamıyorsunuz.
  2. Kimse bir başkasının çocuğunu nasıl yetiştirdiğine karışmaz. Yoldan geçen hiçbir teyze “aaa ne kadar ince giydirmişsin bu havada çocuğu yazık üşüyecek” gibi üstüne vazife olmayan laflar etmez. En yakın arkdaşlarınz bile sizi eleştirmez, yargılamaz. Sadece dinler ve sorarsanız fikrini söyler.
  3. Kimse başkasının sözünü kesmez. Bizimki gibi herkesin birbirinin ağzından laf kaptığı bir kültürden gelip burada neye uğradığını şaşırmamak imkansız. Karşınızdakinin lafı bitmeden sakın konuşmaya başlamayın, aynı şekilde o da sizi saatlerce dinleyebilir!

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 22 Şubat 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan

ALTERNATİF ANNE YAZARI | Eğitime gönül veren, eğitim konularında okumak ve yazmaktan büyük zevk alan Elif Kalkan doktorasını Okul Öncesi Eğitimi alanında tamamladı. Türkiye’de ve ABD’de anaokullarında uzun yıllar öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İşini çok seviyor ancak 9 ve 4 yaşlarındaki oğullarıyla geçirdiği zamanlar onun için herşeyden değerli…

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • İkisinin ortasını mu bulmak gerek ne 🙂 Gaz çıkaranlara bile ses çıkmayan bir toplumun içinde de yaşamak kolay olmasa gerek 🙂 Bence ne kendimiz onlara uyabiliriz, ne de onları kendimize uydurabiliriz. Genetik, ırksal faktörler de vardır eminim bu işin içinde.. En iyisi sentezlemek gibi duruyor..