Alternatif Anne Ödülleri Bebek Çocuk Editörün Seçtikleri Kategorisiz

Parkın 7 Hali: Hayaller ve Gerçekler

Burası masum bir oyun yeri değil...

parkDikkat edin; yemek, yazı ya da tüketime konu herhangi bir şey, “sayılı” olunca göz korkutmaz, hatta cazip hale gelir, daha kolay tüketilir. Ortaya kalamar geldiğinde ya da masadaki tuzlu fıstık azaldığında, insanları tatlı bir stres sarar ve “sayılı” şey kibar bir rekabetle hızla tüketilir. Önce kişi başına düşen kalamar hesaplanır. Kendi hakkın bitince, yanındakinin nazlanmasından kalamarı senin kadar sevmediği sonucuna varır, bir tane daha alırsın. Masanın yarısı senin gibi olsa, kalamar zaten soğuyamadan biter. Bitince de herkes bir rahatlama haliyle arkasına yaslanır, muhabbet rayına döner.

Yazılarda da aynı durum söz konusudur. “Bir şey” başlığındansa, “Bir şeyle ilgili 8 şey” daha çok merak uyandırır. İnsan demek ki “Çok değilmiş, 8 taneymiş, acaba neymiş, benim aklıma 8 tane gelmedi, en iyisi okuyayım” diye düşünüyor. O yüzden bu yazı da “sayılı”. Çok değil, 7 tane!

Konumuza gelelim. Konumuz, hafta içi günlerde çocuk oyun parklarında yaşanan fırtınalı çatışmalar.

Hafta içi olması sebebiyle, parkta okul/kreş çocukları bulunmaz; park tamamen 1-3 yaş “çocuklarına” aittir. (Bu arada TDK’ya sesleniyorum! Lütfen “Toddler” kelimesine Türkçe bir karşılık bulun. Bunlar çocuk değil, henüz medenileşmediler. Bebek de değiller, kafaları zehir gibi çalışıyor. Ne zaman cin, ne zaman şuursuz olduğu kestirilmesi gereken, fiziki yeterliliği risk algısının çok ötesinde, özel enerji isteyen bir grup bunlar. Zengin Türkçemiz bunu lütfen atlamasın.) Bu çocuklar birbirleriyle ilgili olsalar da, birlikte oynayacak kadar büyümemişlerdir. Birbirlerinin elinde gördüklerini çekiştirir, çığlık atar, yerlerde tepinirler. Diğerinin elindeki her zaman daha çekici ve kıymetlidir.

Ben hep oğlum parkta koştururken kitap okuyacağımı, oğlumun arada yanıma gelip bana bir öpücük vereceğini, ben de onun salıncağa koşuşunu gülümseyerek takip ettikten sonra kitabıma geri döneceğimi hayal ederdim. Pek öyle olmadı.

Bu yazı çocukların değil, 30-65 yaşına gelmiş koskocaman insanların (anne/bakıcı/büyükannelerinin) çatışmasıyla ilgili. “Toddler” dediğinizin göbek adı çatışmadır zaten, bu da normaldir; ama koskocaman insanların çocuklardan beter çatışması normal değildir.

İşte parklarda sıkça rastlayabileceğimiz insan tipleri:

Tip 1: Kurbanlıklar

Bunlar çoğunlukla Türk bakıcılardır. Çocukları kurban olarak severler. Kurban olma arzularını yüksek sesle dile getirmek için sabahtan akşama kadar baktıkları çocukları parka getirmeyi beklerler. Bu arzuya da etraftan onay beklediklerinden olsa gerek, spotlar kendi üzerindeymişçesine salınırlar.

Tip 2: Pedagoglar

Bu grup da çoğunlukla Türk bakıcılardır. Parkların önemli bir işgücü piyasası olduğunun bilincinde olan Türk bakıcılar, senin çocuğunla olan iletişimini takip edip gerektiğinde en yüksek sesleriyle müdahale eder, sana ışık tutarlar. “Ayşe seninle konuşabilir miyiz? Böyle yapmaman lazım Ayşe”. Uzmanlık alanları paylaşmayı öğretmektir. Ben kendisine sorsam “Sen çöpünü bana verir misin, çok ihtiyacım var”, acaba ne cevap verir?

Tip 3: Ölümüne karşılaştırma, ölümüne rekabet  

Bildiği yerden sorar. “Seninki brokoli yiyor mu, benimki çok seviyor”, “Seninkinin boyu kaç, benimki 1027 cm”, “Seninki kaç kilo, benimki bu ay tam 6 kilo aldı”. Sakinleşmesi için, kendisininkinden daha uzun/daha tombik/daha iyi konuşan/daha iyi sebze yiyen/daha vs. bir yavruyla karşılaşması gerekir.

Tip 4: Benimki üstün insan, seninki artık neyse

Bunlar genellikle büyükannelerdir. Yanlış anlaşılma olmasın, ben 33 yaşımdaki halimle, 2 yaşındaki oğlumla akşamı edebildiğimde pilim bitmiş oluyor. Ben bu büyükannelerin karşısında saygıyla eğiliyorum. Ancak bu muazzam emeğin bir yan etkisi olsa gerek, bu grup kendi çocuğunu o kadar sever/beğenir/tek geçer ki, kendisininki salıncağa binmek isterken, salıncaktan inmek istemeyen çocuğa ya da kendisininkinin elinden küreği almak isteyen çocuğa yaratık gözüyle bakar. Yanlışlıkla seninkinin burnu aksa, cüzzamdan kaçarmışçasına arkasına bakmaz. Hatta bakıcısını/annesini gözü keserse (mesela Türkçesi iyi olmayan bir yabancı bakıcı) çocuğu bizzat fırçalar. Sonra da kendisininkini kolundan çekip götürür (“O çocuk kaka, salıncaktan inmiyor, gel biz gidelim”).

Tip 5: Dedikoducular

Bunlar çoğunlukla evde sıkılıp diğer bakıcılarla sosyalleşmek isteyen Türk bakıcılardır. Türk insanının gruplaşma ve diğerini ötekileştirme yeteneğinin mikro örneğidir. Aynı saatte buluşulur, çocuklar ortalıkta fazla gezinmeyecek şekilde kuma oturtulur ki rahat dedikodu yapılsın. İşin acısı, bazen 2 yaşındaki çocuk bile yaş ortalaması 50 olan bu ekibin dedikodusundan nasibini alır. Biraz hareketli bir çocuğunuz varsa, sizinki “Aaa arkadaş var” diye kuma yöneldiğinde, kumdaki ekibin fısıltısı azalarak biter ve herkes kendi çocuğunu “Haydi biz salıncakta sallanalım” “Haydi top oynayalım” diye çekiştirir. Sonuçta bir kaydırak, bir de salıncaktan oluşan parkın, 2 yaşlarındaki bir avuç çocuğa nasıl dar edildiğine şaşarsınız. Birlikte yaşama arzusu/kültürünün nasıl oluşmadığını çok iyi anlar, üzülür, sinirlenir ve sonuçta yılarsınız.

Tip 6: Sessizler

Bunlar genellikle yabancı (çoğunlukla Uzak Doğulu) bakıcılardır. Kendi kültürleri ya da dil becerileri bu ortama ayak uydurmaya yetmez. Ortalama ses seviyesinin çok altında, gülümseyerek kendi çocuklarıyla ilgilenirler.

Tip 7: Babalar

Hafta sonu tek tük görülseler de, hafta içi çok çok nadir görülürler. Sudan çıkmış balık gibi kalırlar. Ne çocuklara, ne de ortama müdahale etmek isterler. Çocuklar tekme tokat dövüşürlerse ancak müdahale ederler, onda da ne yapacaklarını bilemezler. Neyse ki pedagog grubundan bir ermiş bunların elinden tutar. Kendi çocuğu öbürünün elinden kovayı alamayıp çığlık attığında utanırlar. Diğer babalara “Seninki kaç saat uyuyor” diye sormazlar. “Çocuğuma “babacım” diye hitap ederken kendi benliğini algılamasına zarar veriyor muyumdur?” sorusu akıllarına gelmez. Dedikodu yapmazlar. Babalık blogları yoktur. Erkek buluşmalarında çocuklarını ya da ilişkilerini konuşmazlar. Oturup da “Parkın halleri” diye bir yazıyı da yazmazlar. Kendi işlerine huzurlu bir şekilde bakarlar.

Zeynep Domaniç

Anne. Eş. Evlat. Kardeş. Hem de en şanslılarından.

1983 doğumlu. Mülkiye ve ODTÜ’de iktisat okudu. Bir kamu kurumundaki iş hayatına şimdilik ara verdi, evde oğluna bakıyor.

Okul zamanlarındaki not paylaşma hesabı, okuduğu kitaplardan derlediği notları www.folikasitannesi.com sitesinde paylaşıyor. Kendince folik asit jenerasyonunun folik asit annesi.

Keyfi genel olarak yerinde.

www.folikasitannesi.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız