Eleştiri Kategorisiz

Özgürlük + Açık Fikirlilik + Farklılık = Narsisizm?

3 bölümlük bu yazım, Jean Twenge’nin “Ben Nesli” ve “Arsın Vebası: Narsisizm İlleti” adlı kitaplarından yola çıkarak yazıldı (2/3).
Yazının ilk bölümü: Madem değerliyiz, neden endişeliyiz?

Özgürlük ve açık fikirlilik, çağımıza Ben Nesli tarafından kazandırıldı demek yanlış olmaz. Bireyselliğin kabullenilmesi sayesinde çocuk yapmayan kadınlar artık bencil sayılmıyor. Irk ve cinsiyet farklılıklarının da yeteneklerle ilgisi olmadığı anlaşılmaya başlandı. Öte yandan Ben Nesli ile artan narsisizm bozukluğu, aidiyetsizlik, yalnızlık, değersiz hissetme, kaygı ve öfke duyguları yaratıyor. Twenge’ye göre saldırgan davranışlarla (hatta kitlesel cinayetlerle) narsisizm arasında doğrudan bağlantı kurmak da mümkün.

Britney Spears’ın kocası Kevin Federline, Spears’a sırılsıklam âşık olduğunda eski karısı yedi aylık hamileydi. Federline onu terk edip Britney ile evlendiği. People dergisi yazarı Kristy Nicholas, Federline’in “aşk uğruna” yaptığı bu davranışını “umut verici” olarak nitelendirdi. Acaba yazar bu gelişmeyi “özgürlük” çerçevesinde mi değerlendirmişti?

Bugün “Nasılsın?” diye sorduğunuz bir genç size “Eh, akşamdan kalmayım ama idare ederim” diye cevap verebilir. Yanınızdan gürültülü motosikletiyle geçmesini normal karşılayabilirsiniz. Saygısızlık ve kendine zarar verme, “açık fikirlilik” kavramına dâhil miydi? Peki, 20 numara topuklu ayakkabıları kızlarına satın alan açık fikirli ebeveynler, acaba çocuklarını nasıl bir geleceğe hazırlıyorlar? Ya çocuklarının fiziksel görünümünü “düzeltmek” amacıyla onları bıçak altına yatıran, estetik ameliyatları teşvik eden açık fikirli ebeveynler, acaba çocuklarını bu yöne iterken iyi mi yapıyorlar? “Kendinizi iyi hissetmenin ve doğru insanla karşılaşmanın, bıçak altına yatmaktan daha iyi yolları var” diyor Twenge.

Hepimiz çocuğumuzun güzel bir ismi olsun isteriz. Ama acaba Apple, Suri, Shiloh, Kal-El ve Phinneas, isimlerini yaşamları boyunca memnuniyetle kullanabilecekler mi? Yoksa bu isimler, sıra dışı bir hayal gücü olduğunu ve sürüyü takip etmediğini belgelemek isteyen Gwyneth Paltrow, Tom Cruise, Brad Pitt, Julia Roberts ve Nicholas Cage’in bir cilvesi mi? Vücudunun en beklenmedik bölgelerine piercing ve dövme yaptıranlar, “kendilerini ifade etmeyi” bu şekilde başarabiliyorlar mı? “Farklılık” tutkusu ile şartları zorluyor olabilir miyiz? “Benzersizlik saplantısı genellikle tutarsızdır” diyor Twenge. “Reklamlar herkesin eşsiz hissettireceği için şu ya da bu ürünü alması gerektiğini söylüyor ama popüler olan hiçbir şey artık eşsiz olamıyor…”

Televizyon ne büyük tehlike!
Neil Postman, “Çocukluğun Yokoluşu” adlı kitabında TV programlarının ve filmlerin, gençlerin cinselliği öğrenirken karşılaştığı doğal gelişim sınırını yok ettiğini söylüyor. Televizyon, sadece cinselliği değil, çocukların ne yazık ki hayattaki pek çok sınırı çabucak aşmalarına sebep oluyor. Bu zamansız gelen zorunlu büyüme, onlarda belli psikolojik rahatsızlıklar ve davranış bozuklukları olarak ortaya çıkıyor. Hemen hemen bütün uzmanlar, söz konusu televizyon olduğunda hemfikir oluyorlar: Eğer çocuklarımızın hayatlarında tamamıyla kontrol etmemiz gereken bir şey varsa, o televizyon olabilir…

Devamı yarın…

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız