Özel okul – Devlet okulu: İşte yaşadıklarım 1

Seri halinde yazacağım özel okul-devlet okulu yazılarımda, okul isimlerini açıkça yazmaktan çekinmiyorum, aksi takdirde bu konuda araştırma yapan kimseye bir fikir vermiş olmam. Bir şey daha: Okurken lütfen fotoğraflara daha bir dikkatle bakın, 2006-2012 yıllarını kapsayan bu deneyimi yaşarken oğlumun ne kadar uzadığını, ifadesinin ve bakışlarının ne kadar değiştiğini, tek çocukken iki kız kardeş abisi olduğunu görün lütfen.

Çocuklarımızı yetiştirirken hep elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız. En iyi besin anne sütü der 6 ay kendimizi adarız. Sütü yetmeyen anneler en iyi mamayı araştırır. Katı gıdaya geçtiğinde bebeğimize en iyi meyveyi, sebzeyi, eti, en doğal yumurtayı, balı vermek isteriz. Yoğurdu evde kurarız, meyve suyunu evde hazırlarız. En büyük cirolara, en donanımlı laboratuvarlara sahip markalara bile güvenemeyiz. Üzerine giydireceğimiz, yumuşacık cildine dokunacak giysilerini seçerken bile etiket okuruz. Zaman geçer, bebeğimiz büyür, büyüdükçe ilgilenmemiz gereken alanlar da çoğalır.

Özellikle ilk çocuklarda aşılması gereken en yüksek tepe “okul seçimi” tepesidir. İçine girdikçe insanın tepesinin tasını attıran bu okul seçimi gerçekten aşılması gereken bir tepedir. Tamam, yoğurt kurduk, meyve suyu hazırladık ama okul binasını biz yapmadık, öğretmenleri biz eğitmedik, servis şoförüne ehliyeti biz vermedik, temizlik görevlisine hijyeni biz anlatmadık. Her şey kontrolümüz dışına çıktı ve bu kontrolümüz dışındaki alana çocuğumuzu haftanın beş günü, günün 6-7 saati bırakmak zorundayız. Özellikle de Türkiye’de yaşıyorsak bir de özel okul mu, devlet okulu mu kaosu ile baş etmek zorundayız. Oğlum Eren’in okul eğitimi konusunda yaşadıklarımızı anlatarak bir de ben kafanızı karıştırayım:

Eren iki buçuk yıl Amerika’da yaşadı. Okul öncesi eğitime yani kreşe orada başladı. Okula bir yıl gitti, anadili gibi doğru aksanla İngilizce konuşuyordu. Türkçe’yi tek tük kelimelerle konuşuyordu. 2006 Mayıs ayında döndüğümüzde okul araştırma maceram başlamış oldu. Beykoz Doğa Koleji’nde yaz okuluna gitti. (Özellikle belirtmek için Beykoz kampüsü olduğunu yazdım, çünkü Doğa Koleji’nin kampüsleri genelleme yapılamayacak kadar farklı özelliklere sahip.)Kampüs büyüleyiciydi. Oğlumuz için en iyisini yaptığımızı düşünüyorduk ve içimiz rahattı, kendimizi huzurlu hissediyorduk. Hayvanat bahçesi, sebze ekim alanları, ağaçlar, havuz, spor salonları, at binmek için manej… Aynı okulda Eylül ayında yuva eğitimine başladı oğlum. İlk gün Eren’in isminin yazılı olduğu malzeme poşetini göremedim, sorduğumda sizin sözleşmenizde her şey dahil değilmiş dediler. Halbuki ben her şey dahil diye hatırlıyordum. O sırada askerliğini yapmakta olan eşimle konuştuğumuzda o da “ekstra bir şey ödemeyeceksiniz demişlerdi” dedi. Neyse biz yanlış anladık demek ki dedim ve gereken malzemeleri Doğa Store’dan tamamladım. Okul ücreti değil de, bu malzeme parası beni oldukça şaşırtmıştı. Ama “olsun”du, çocuğum için en iyisi olmalıydı. Okulun ilk günü, saat henüz on olmuş. Eren’in sınıfının camından bakıyorum, bana ihtiyacı olursa diye koridordan ayrılamıyorum. Tam bu esnada bir yaş küçük grubun yani üç yaş grubunun sınıfının kapısı açıldı, öğretmen bir öğrenciyi yani henüz ufacık olan çocuğu kolundan tutup koridora çıkardı, ağlayacaksan burada bekle anneni diye azarladı. İnanamamıştım. Dikkatinizi çekerim, ilk gün ve saat 10 civarı ve çocuk 3 yaş gurubunda.

Okulun ikinci haftasında Eren’i kolejden aldım, evin bir alt sokağındaki Sevgi Yumağı Anaokulu’na verdim. Çok memnunduk. Ben TRT’ye giderken oğlumu okula bırakıyordum, iş dönüşü eve girmeden alıyordum. Eren’in zaten çok iyi konuştuğu İngilizceyi unutmaması için de kendim elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Aradan tam 6 ay geçti, Eren okulunda mutluydu, eşim askerliğini tamamlayıp İstanbul’a dönmüştü. Mart ayının son günleriydi ki telefonum çaldı. “Berna hanım, ben bilmem kim, Beykoz Doğa Koleji’nden arıyorum, biz sene başından bu yana şu müzik aletlerini tanıdık, şu sporla ilgilendik, satranç vs yaptık, Eren hepsiyle çok ilgiliydi, çok da başarılıydı.” Tüylerim diken diken olmuştu. “Siz dalga mı geçiyorsunuz, ben okulun ikinci haftasında Eren’in kaydını aldım oradan” dedim ve kızcağız ne diyeceğini bilemeden kapattı telefonu. Almış eline listeyi, üstelik de güncellenmemiş listeyi, herkesi arayıp aynı şeyleri söylüyor.

Neyse yaz geldi, biz Amerika ve askerlik sonrası düzenimizi kurduk. Kavacık’ta oturmaya başladık. Yine okul araştırdık, kardeşim Beyza ile gezmediğimiz özel okul ve devlet okulu kalmadı. Mesela, Şair Nedim İlköğretim Okulu’nda müdürün odasına giren çocuğun nasıl ellerini ovuşturduğunu, konuşmaktan ne kadar çekindiğini görünce içim acımıştı.

Nihayet, zor olsa da karar verdik. Eren İstanbul Koleji’nde anaokuluna başladı. Sabah Kavacık’tan çıkıyorduk, önce Etiler’e okuluna oğlumuzu bırakıyorduk, sonra ben Ulus’ta TRT binasında iniyordum, eşimde iş yerine Ortaköy’e devam ediyordu. Dönüşte ben biraz erken çıkıp Eren’in servisine yetişiyordum, servis şoförümüz Ergun bey sağ olsun beni de kabul etmişti servise. Düzen tamamdı. Eren’in yabancı uyruklu İngilizce öğretmeni vardı, kendisi ile defalarca konuştum. Tek İngilizce bilen Eren’di. Tabii ki diğer çocukların önünü kapamayacaktı ama Eren’in konuşmasını da bastırmamalıydı. 9 kişilik sınıfta bu durumla baş edememişti. Eren gün geçtikçe konuşmayı reddediyordu. Bizim özel okula karar vermemizdeki en büyük etken olan İngilizce eğitimi hayal kırıklığına doğru gidiyordu. Birinci sınıfa başladığında bizlere bilgi verilmeden mevcut 20 kişiye çıkmıştı. Çok mu? Evet, eğer sınıflar en fazla 14 öğrenci alacak kapasitede ise çok. Nitekim sürekli hasta oldular. Öğretmenlerinin performansı düştü. Gelen öğrencilerden tuhaf huyları olanlar vardı. Bir gün bir kız arkadaşı Eren’e çubuk kraker ambalajında raptiye ikram etmişti. Eren bana bunu okul çıkışı gezmeye giderken anlattı, “neyse ki hemen ağzıma atmamıştım anne” dedi. Henüz okulun sokağındaydık, geri döndüm. Müdire hanımla konuşup öfke ve panik içinde durumu anlattım. Bana gayet doğalmış gibi “evet Berna hanım, o kızımız biraz yaramaz, teneffüste bahçeden solucan toplayıp ağzına atıyor” dedi. Kendi ağzına ne attığı beni ilgilendirmez, benim çocuğuma ne yaptığına bakarım ben. Siz bir öğrenciyle baş edemiyorsanız ne diye sınıf mevcudunu 20 kişiye çıkardınız. Bir başka arkadaşı da sürekli bebekleri, çocukları bombalamaca oynamak istiyormuş. Yani özel okul olunca elit insanlar ve onların yetiştirdiği özel çocuklarla dolu olmuyor sınıflar. Butik okulda bile nelerle karşılaşıyor insan. Bir başka sorun da her yıl farklı öğretmen girecekti derslerine, üst sınıflarla görüşünce anladık ki bu çok sakıncalı. Öğretmen yeterince üstlerine düşmüyor öğrencilerin. “Anlayan anlar, anlamayanlarla seneye filanca öğretmen uğraşır nasıl olsa” diye düşünülüyor. Çocuğun ileride ziyaret edeceği, vefa göstereceği onu yakından tanıyan bir “ilkokul öğretmeni” olmuyor hayatında. (Ben 1985’te mezun olduğum ilk öğretmenim Suay Kuray ile bugün bile hala iki ayda bir telefonla da olsa görüşüyorum. O da mutlu oluyor, ben de.)

Sonunda bu duyarsızlıklara dayanamadık ve Eren’i 2. sınıfı okumak üzere Ata Koleji’ne aldık. Devlet okulundan hallice dediğimiz bu okulda gerek sınıf öğretmenimiz gerek stajyer öğretmenimiz gerekse Müdür yardımcımız çok ilgili, çok seviyeli idiler. Okulun orta öğretim yani ikinci kademede başarısının biraz düşük olduğunu duyuyorduk ama o zamana kadar burada devam ederiz diye düşünüyorduk. Ancak çocuklarımızın özgürce oynayabileceği bir site içerisinde ev almaya karar verdik ve Çekmeköy-Taşdelen’e taşındık. Ata Koleji ile aramıza çok mesafe girmişti, biz tekrar okul arayışına başladık. Bizim için yabancı olan Çekmeköy bölgesinde hem özel hem devlet okulu araştırması yaptık.

Neye karar verdik? Devlet okulunda neler yaşanabilir? Yarın 2. bölümde anlatacağım.

 

*Bu yazı 27.Haziran.2012’de Alternatif Anne’de yayınlanmıştır.

Berna Kasapoğlu Serdarlı

Yazar:

ALTERNATİF ANNE YAZARI | Öğrenci koçu, web tv programcısı (www.ailemizle.tv), yazar, en önemlisi 3 çocuklu mutlu anne:)

"Özel okul – Devlet okulu: İşte yaşadıklarım 1" için gelen yorumlar

Geri izleme | Yorum RSS Beslemesi

  1. Okul konusu gercekten ben de dahil birçok anne icin ciddi bir problem hem de çözümüne katkımızın cok sınırlı olduğu cinsten. Olanlar icinden en iyisini secmeye çalışmak ciddi bir enerji gerektiriyor. Ustelik en iyisini! sectigimiz okula girdikten sonra da isler daha az kolaylasmiyor. Hepimize kolaylıklar diliyorum.
    Yazı icin ellerine saglık Berna’cim.
    Sevgiler

  2. Teşekkürler Aylin.
    Uzun oldu. Bir kişi bile olsa kimseyi sıkmak istemem:) Ama ortamı, koşulları, beklentileri iyi anlatabilmek için uzun yazmak zorunda kaldım. Hatta baktım çok uzun 3 serilik yazı dizisine dönüştürdüm.
    Sevgiler

  3. Serpil Dayı diyor ki:

    Ellerine sağlık, genel yorumumu dizinin sonunda yapmaya karar verdim:))))

  4. ilginiz için teşekkürler Zerrin hanım. devamında göreceğiniz gibi şu iyidir, bu iyidir demek istemiyorum. ama devlet okulunda korkacak bir şey olmadığını söyleyebilirim.Ancak her devlet okulu değil, iyi araştırmak gerekir. ayrıntılar 3.bölümde var.

  5. Ilay Coskun diyor ki:

    Tebrik ederim, ne güzel yazmışsınız. Doğal, gerçekçi…

  6. Haluk Kaya diyor ki:

    2 ve 3 ünü de okuyun.

  7. teşekkür ederim. beğenmenize sevindim.

  8. umarım okudunuz ve beğendiniz:)

  9. Tuğba diyor ki:

    Merhaba,

    Berna Kasapoğlu Serdarlı nın email adresini gönderebilir misiniz?

    tşk

  10. Gülsen Izmirli (Facebook) diyor ki:

    bunu sormanız çok saçma bu bütçe meselesi bir olay nasıl olurda bunu halka diekt sorarsınız tabiki her insan çocuğunu 10 kişiik sınıflarda okutmak ister.saçma bir soru bence.

    • Merhaba Gülsen hanım,
      Soru derken hangi soruyu kastettiniz? Ben bir şey sormadım. Eğer başlıksa, o bir soru şeklinde değil, iki seçenek var ve onları ifade ediyor.
      Bütçe meselesi olduğu doğru. Ancak bütçe açısından rahat olan pek çok insanla karşılaştım devlet okulunda. Devlet okulunu tercih ettikleri için çocukları oradaydı. Bütçesi çok da uygun olmayan ama pek çok fedakarlıkla çocuğunu özel okulda okutmaya çalışanları da gördüm özel okullarda. O da bir tercihti. Yani yalnızca bütçe değil tek kriter. Dizinin devamındaki yazılarını da okudunuz mu?
      ilginiz için teşekkür ederim. belki bu yaz bir tane daha yazı yazacağım. Aslında bunlar “benim” okul serüvenim. Kimseyi yönlendirmek gibi bir niyetim olmadığını hep belirttim.

  11. Güzin İnce güzin diyor ki:

    off off bunları düşündükçe oğlum 1,5 yaşında olmasına rağmen kara kara düşünüyorum :(

  12. Neval Yılmaz diyor ki:

    bana yazı kısa bile geldi, isim vererek yazmanızı da çok sevindim.
    sevgi yumağı benim evime çok yakın bir iki kişi oraya götürüyor ben de kreş arayışındayım oğlumu eylül gibi başlatmak istiyorum fakat birisi çok memnunken sevgi yumağından biri de ilk gün çocuklardan isteyeni oyun odasında yerde uyumasına izin verdiğini görünce devam etmemeye karar vermiş, bu okul hakkında emin olamadım :(

  13. GÜLÜMSER TOK diyor ki:

    Merhaba Berna Hanım, teşekkürler. Aileme yazdıklarınızı okudum ve “off ya ne kadar zor” diye sesli düşündüm.Üniversiteye girmek üzere olan oğlum şu yorumu yaptı. “Basit, bu ülkede okula gitmek akla zarar” :) Ona katılmamak mümkün mü!!

  14. Mustafa erşahin diyor ki:

    İzmir hatay da kreş olarak gözbebeğim anaokulu var.
    Gayet iyi sınıflar ve ilgili öğretmenler mevcut.
    Tuvalet eğitimi yemekleri ve eğitimleri de gayet gelişmiş durumda

  15. seda türkoğlu diyor ki:

    6 ay önce kızımı gönderdiğim anaokulu olan izmir gaziemirdeki human arts academy gayet başarılı bir performans sergiliyorlar. Tuvalet eğitimi ve yemek menüleri en iyi akılda kalan ve öğretmenlerin ilgi bakımından göstermiş oldukları davranışları çok hoşuma gidiyor. izmir de anaokulu denince ilk tercihim bundan sonra human arts academy olucak ve tavsiye ederim.

  16. Jale Gümüş diyor ki:

    izmir gaziemirde anaokulu eğitimi denilince en profesyonel yer olarak ilk akla Deniz Kızı Akademi gelmektedir. Muzik resim gibi sosyal etkinlikleri havuz partileri ingilizce eğitimleri olan disiplinli bir yer ve ben bundan gerçekten memnunum.

  17. Tunay Selçuk diyor ki:

    Eğitimde ciddi ve Profesyonel Özel okullar tabiki çok iyi ancak. Sadece öğrencileri para olarak gören okullara tamamen karşıyız. Örneğin BEYLİKDÜZÜ DAHİLER KOLEJİ tam anlamı ile AMATÖR, Yönetim kadrosu olmayan ve bizleri meta olarak gören br özel okul.
    Yeni mezun bir öğretmeni 4. sınıf gibi çok önemli bir sınıfa sınıf öğretmeni olarak verdiler. Ve yönetim bu öğretmene tecrübeliyim demesini ve yaşını büyük söylemesini istemiş. Ve aynı öğretmeni bir odaya kapatıp tehdit etme noktasında kadar vardırmışlar. Bunları oğlumu okuldan aldıktan sonra öğrendim.
    Her okula güvenmemeli ve sorgulamalıyız.

Yorum Yaz


+ 5 = onüç