Eleştiri Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik

Otoriter miyim , neyim?

Çocuğuna sınır koymaya çalışan anneler; sizi otoriter olmakla suçlayan otoritelerin baskılarına maruz kalmayın!

Otoriter insanları çoğumuz kabullenmekte zorlanırız. Çünkü otoriter insanlar, emir ve baskı ile kabul sağlama yoluna giderler. Fakat belirli prensipleri olan insanları severiz.

Peki ya çocuklarımız? Onlar nasıl bir ebeveynden verim alabilirler? Hiç kuralları olmayan tam relax bir ebeveyn mi onlara yol gösterir yoksa her konuda katı kuralları olan bir ebeveyn mi?

Otoriter bir anne değilim, ama belirli prensipleri olan bir anneyim. “Ev Kurallarımız” var ve uyulmasını da isterim. Bazen bu tutumum çok ilginçtir ki, “otoriter” sanılabiliyor. Kuralları olan annelerin acımasızca otoriter damgası yemeleri üzücü.

Sınırları olan anneler

Hayatın, doğumdan itibaren belirli kurallar çerçevesinde yürüdüğünü unutuyoruz. Öyle ki kurallara uygun gerçekleşmeyen bir doğum, sonucu hezeyanla bitebiliyor. “Sınırları olan anne” tanımı bana çok uygun bir tanım aslında. Sınırsızlık, hele ki çocuk söz konusu olunca tamamen muallak bir konu haline dönüşüyor.

Amma kasıyorsun!

Bizden izinsiz başkasından bir gıda almamak gibi basit görünen ama kurala tabi olması gereken bir sınır bile, bazı ebeveynler tarafından “ oldukça kasıyor” yorumuna sebep olabiliyor. Eminim benim gibi çok var içinizde. Ama rahat olun. Çocuğunuza sınır koymak, sizi ne otoriter yapar ne de baskıcı. Uyulması gereken bir takım hayat ritüelleri diyebiliriz bunlara en basit ifadeyle.

Bir ebeveynin sınır koyması, karşıdan karşıya geçmek için ışıkta beklemek kadar doğal bir durum.

Popüler kültürün son yıllardaki dayatması “ kuralsızlık, sınırsızlık, doğallık”  üçgeninden kurtulamadıkça, biz kuralcı anneler otoriter olarak kalmaya devam edeceğiz. Bir de işinize karışıp, “öyle yapma, böyle yapma “ diye talimat veren kesim var.
Senin çocuğun senin, benim çocuğum benim!
Otoriter damgası yemiş olabilirim ama bu damgayı yemeyeceğim diye, çocuklarımı sınırsızlık boşluğuna bırakamam.
Baskıya dönüşmeyen, baskıdan güç almayan, hayatın içerisinde her zaman uymamız gereken bir takım kuralların var olduğu temel bilgisine dayalı bir kurallar bütünümüz var bizim.

Neden tamamen kuralsız olalım? Ve neden kurallarımız olmasın?

Bir kereden ne olur?

Çocuğumuzun istismara uğramaması için, istemediği  biri tarafından öpülmesine izin vermemesi gibi bir kural neden olmasın? Karşı taraftaki ebeveynler, “amma da kasıyorsun bir kerecik öpse ne olur?” diyerek çocuğunu sözde “rahat bırakma” adına nasıl bir girdaba sürüklüyorlar acaba?

Ya da karşıdan masumca uzatılan bir bisküviyi çocuğunuz size sormadan yemiyorsa, bu kuralın nesi kötü olabilir?

Kendi kirlilerini sepetine atması,  dağıttığı oyuncaklarını toplamak zorunda olması, hangi konuda olursa olsun ağlamadan sakinleşince gelip anlatması gerektiği yoksa dinlemeyeceğiniz, anlamayacağınız, bu gibi durumlarda kendiyle baş başa kalıp sakinleşmesini bekledikten sonra mevzu hakkında konuşabileceğiniz gibi kuralların neresi baskıcı?

Nasıl da ağlatıyor!

Böyle annelerle tanışmadıysanız, bir alışveriş merkezinin restoran katında, deli gibi ağlayan çocuğunun istediğini yapıp onu susturarak kısa yolu seçen değil de, sakinleşmesini bekleyip ondan sonra konuşacağını söyleyen bir annenin, “çocuğu nasıl da ağlatıyor” tarzından yorumlara kulağının tıkalı olduğunu bilesiniz.

Çocuğu, her halükarda istediğini yaparak “susturma odaklı doğallık“tan, anlama- “anlaşma odaklı doğallığa” geçiş yapan annelerin son zamanlardaki en büyük argümanı, kulağını tıkamak ve doğru bildiğini yapmak.

Yoksa otoriterlikle suçlanırken, başka otoritelerin baskılarına maruz kalıp, kendi annelik keşiflerini zarara uğratma ihtimaliyle karşı karşıya kalabilirler…

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için “daha iyisi ne olabilir” e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar… STK faaliyetleri içerisinde… 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız