Olmadı, patron!
Biraz önce “Horrible Bosses” adlı 2011 yapımı filmi seyrettim. Filmde üç tane birbirinden beter patronun çalışanlarına çektirdikleri eziyetler anlatılıyordu. Kötü patronla çalışmak gerçekten bir kabus, bilirsiniz.
Ben 15 senelik iş hayatımda 6 şirkette çalıştım. Dolayısıyla 6 farklı kişiye raporladım. Benim de içlerinden hoşlanmadıklarım, eleştirdiklerim oldu. Ama bir tanesinin yeri bambaşka! Anlatılmaz, yaşanır cinsinden.
İsmi lazım değil. Kalbimdeki ismini yazmaya ise RTÜK izin vermez!
Patron, Melis doğmadan önce çalıştığım şirketin Genel Müdürüydü. İlişkimiz son derece saygılı ama bir o kadar da arkadaşçaydı. Uluslararası şirketimizde ikimizin de yükselebilmesi için birbirimizin arkasını kollardık. Çıktığımız öğle yemeklerinde sadece işi paylaşmayı değil, birbirimizin kişisel muhabbetllerinden de hoşlanırdık. Paylaşılan bazen “Hepimiz Hrant’ız!” manşetleri olurdu, bazen “Secret” kitabının eleştirisi… Ailece dışarı çıktığımız akşamlar bile olurdu. Onun eşi, benim eşim…
Mükemmel bir ast-üst ilişkisi gibi duyuluyor, değil mi? DEĞİL!
Onun ve onun Avrupa’daki İtalyan cücesi patronunun isteği, iş hayatıma hamileliği karıştırmamamdı. Bense birçok içsel ve dışsal sebeplerden hamile kalmak istedim. Ve daha ilk denememde Prediktör’ün işareti bana göz kırptı: “Melis yolda, hazırlan!”, dedi.
İş hayatımın huzuru, tatlı heyecanı bu güzel haberi paylaşır paylaşmaz bozuldu. Hem de ne bozulma! Ne bir tebrik, ne bir gülümseme… Zaten mide yanmaları ve bulantıları içinde geçen ilk dört ayımda hamile olup olacağıma pişman etti beni. Hakkım olduğu halde tatil hakkımı bile vermedi ilk üç ayda. Kendince cezalandırıyordu beni. Gözüm, midem, beynim birbirine karışmışken yaptığım zararsız bir-iki hatayı gözüme sokmaktan da sanırım kişisel bir zevk almıştı, o iğrenç, yapış yapış İstanbul yaz gününde.
Ama en kötüsü benim bebeği “düşürmem” için verdiği süreyi doldurmamla beraber gerçekleşti. Anlatayım…
Şirketin Avrupa’daki merkezi, beni Doğu Avrupa’nın bölgesel finans kontrolörü olarak atamak istiyordu. Buna kendisi ve İtalyan cücesi patronu dâhil herkes hemfikirdi. Tabii bu ben hamile kalmadan önceydi. Ama Allah var, hamile olduğum bilgisini paylaşıp ayağımı kaydırmadan önce beklediler. Hani ilk 3 ayda bebeğin düşüp yitme ihtimali vardır ya… İşte bu dönem geçip de Melis karnımdaki 4. ayını tamamladığında bombayı patlattılar. Beni bu göreve getirmemeye karar verdiklerini söylediler. Hem de Amsterdam’a bu görev için uçacağım günden tam bir gün önce! Bavulum hazır, elimde uçak biletiyle kalakaldım.
Hamileliği bana zehir eden, doğumumdan sonra bebeğimi görmeye gelmeyi geçtim, arayıp tebrik bile etmeyen Patron! Hani derler ya, ölsen bile iki elim yakanda. İşte öyle bir his, içimde bıraktığın… Hilekârlığını, ikiyüzlülüğünü, riyakârlığını bilmeyen yoktu ama ben bunları en ağır yollardan öğrendim, değil mi? Sana dava açabilirdim ama bir daha sesini duymayı göze alamadım.
Aradan 4 sene geçti. Fakat sana beddua etmeden geçirdiğim bir günüm bile geçmedi. Ben bunu söylediğimde “Evrene iyi hisler bırak” diyorlar. “Seni affettim, yok ol kafamdan” dememi söylüyorlar. Beceremiyorum. Seni affetmiyorum. Ve seni hep lanetle anacağımı bilmeni istiyorum… Gerçi senin için ne fark eder ki? Vicdanı olmayan biri için anlamsız tüm bunlar…
Yazar Hakkında
Benzer yazılar
Yorumlar (3)
Yorum yazın
You must be logged in to post a comment.

melo
bir de kadinlarin kadinlara yaptiklarini bir duysaniz!!!!!!!!
Tülay Sarı
Sevgili Şeniz, seninle bu konuda hikayemiz çok benziyor. Hamile kalmadan önce referanslarla ve hatta davet ile yeni işime başladım, eşimle bebek planları yaptığımı özellikle vurguladım, aslolan iş dedik, herşey medeni çerçevede gidiyor diye düşünürken hamile olduğumu paylaştığım anda işlerin ne kadar çirkinleşerek devam edebileceğine yakinen tanık oldum ve mobbinge maruz kaldım. Masalara vura vura oda dolusu kükreyerek “performansın yerlerde Tülay Hanım”‘ların ve artık en son altı aylıkken suyumun gelmesiyle nihayetinde istifa mektupları imzalatılarak işime son verildi. Aylarca yaşadığım strese katlanmamın sebebi bebeğime sağlıkla kavuşmak, sosyal güvencemi sürdürmek ve doğumdan sonra dönebileceğim bir işimin olmasını istememdi. Bir de o hamile psikolojisi çok farklı işte. Yaşadıklarım bende o kadar derin izler bıraktı ki aradan üç yıl geçmesine rağmen çalışma hayatına kaldığım yerden devam etmeyi hala isteyemiyorum. Evet, bana da yakınlarım bırak, affet, içindeki kötü duygulardan arın diyorlar ama, hamileyken o stresin göbeğinde bebeğimin tekmelerini hissettiğimi hatırladıkça affetmenin yanından bile geçemiyorum.Kimi zaman da affedebildiğimi sanıyorum çünkü hayatta işten, kariyerden daha öncelikli olan değerleri farketmemi sağladı yaşadıklarım. Kendi içimizde barışalım, barışmayalım, talihsizlik olarak değerlendirelim ya da bir öğreti olarak görelim; bunlar kendi içimizdeki benle ilgili ama lütfen böylesi durumları yaşayan kadınlar bu duruma tepkisiz kalmasın, cesaretini toplayıp hukuki yollarla karşılarında dimdik dursun! Bu, öylesi yaklaşımların tekrarlanmaması için çok önemli. Ben, aylar sonra kendime gelip dava açabildim ve davamın bir kısmı lehime sonuçlandı, bir kısmı da devam ediyor. Bunu yapmak gerekli, bu çok önemli. Gerisini kendi içimizde değerlendirip çözeceğiz…
Şeniz Tarımcan
Tülay, beni gaza getirme, açıcam dava yoksa:) Meltemcim, ben kadın patronların erkek patronlardan daha anlayışsız olacağı genellemesini sevmiyorum. Senin azınlık “kötü kadın patron”a denk geldiğine inanmak istiyorum.