Eleştiri Okul

Oğlunuz saçlarını kestirmezse başına neler gelebilir?

Uzun bir eğitim öğretim yılı oldu bizim için. Yılın sonunda ne eğitim, ne öğretim kaldı geriye sanki… Sadece iki küçük leke, okulu başımıza yıkmaya yetti: Oğlumun yapmak istemediği ödevler ve kestirmek istemediği saçları.

Beş yıldır aynı okuldaydık. Çocuklara saç tokasından çorabına, silgisinden defterine, çantasına dek veren, onları her şeyleriyle bir örnek görmek isteyen bir okulda.

Oğlum anaokulu yıllarından beri uzun saç sever, kendini öyle iyi hissettiğini söyler ve bu konuda oldukça inatçıdır. Okullar açılırken kurallara uymak adına ağlaya zırlaya kestiririz saçlarını. Ama sonra yeniden uzamaya başlar. Neyse ki uzun saçlı erkek çocuğu bizimki değil! 6. sınıfa dek çok da üzülmeden, üzmeden ilerleyebildik.

Sonunda kendi ellerimle götürdüm berbere, direnmesine rağmen kestirttim saçlarını. O gece konuşmadı benimle oğlum.

Altıncı sınıfta akademik açıdan ciddi birdöneme girdiğimiz bildirildi bize. O güne dek “biz yarış atı yetiştirmiyoruz” diye reklam yapan okul birden çocukları testlerle, ödevlerle bunaltmaya başladı. Bir tarafta bunlar olurken bir taraftan saçlarla ilgili uyarılar geliyordu idareden. Sonunda kendi ellerimle götürdüm berbere, direnmesine rağmen kestirttim saçlarını. O gece konuşmadı benimle oğlum.

Ancak ertesi gün okuldan telefon geldi yine. “Oğlunuz saçlarını kestirmeden gelirse yarın okula almayacağız” demesinler mi? Kestiğimiz kadarı yetmemiş meğer! Çok sinirlendim ve hemen rehber öğretmenle görüşmeye gittim. Rehber, “ders boyunca saçlarıyla oynadığı için oğlumun dikkatinin dağıldığını” anlattı bana. Ama dersi dinleyerek öğrenen, notları yüksek olan bir çocuk için bu şikayet inandırıcı değildi. “Arkadaşlarından şikâyet mi aldınız”, diye sordum. Hayır. Öğretmenleri mi rahatsız bu durumdan? Hayır. Öğretmenlerine saygısızlık mı yapıyor? Arkadaşlarına zorbalık mı ediyor? Uyumsuz mu? Yemekhanede, sınıfta ya da teneffüslerde okulun kurallarına uymuyor mu? Hayır, hayır. “Kurallara şimdi uymazsa bundan sonra hiç zapt edemeyiz bu çocukları. Bugün saç diyen yarın tişörtün rengini bahane eder” dedi.

Yarın öbür gün sivilceleri çıkacağını, saçlarının bunu arttıracağını falan söyledi.

Bakın, dedim, aaçlarını kestirmemizi istediniz, kestirdik. Anlamıyorum, asker tıraşı mı istiyorsunuz? Kaldı ki gösterilen resimlerden de anlaşıldığı üzere, diğer çocuklarınkinden farklı değil saçları. Neden bu kadar büyüyor bu mesele?

Rehber öğretmen, bana ergenlik hallerinden söz etmeye başladı. Yarın öbür gün sivilceleri çıkacağını, saçlarının bunu arttıracağını falan söyledi. Benim için bu konuşma gitgide anlamsızlaşıyordu. Sesim yükselmişti artık. “Size ne benim oğlumun sivilcelerinden!” deyiverdim sonunda. Ancak tüm bu konuşma, oğlumun arkasında durduğum için bu meseleyi çözemeyecekleri ve ertesi gün saçlarını kestirmeden okula gelirse okula alınmayacağı söylenerek sonlandırıldı.

Oğlumun saçları yeniden kesildi. Ama yine yetmedi. Sınavı olduğu halde ertesi gün okula alınmadı! Yarım saat kapıda bekletildikten, tüm idari kadroya göründükten sonra sınavın sonuna yetişebildi. Kesilecek pek de bir şey kalmamıştı ama son bir kez daha kesildi saçları. Arkadaşları bile şaşkındı oğlumun yaşadıkları karşısında!

İkinci yarı yıl şikâyetlere başladı okul. Hatta oğlum disiplin kuruluna dahi çıkartıldı. Dönemin başında takdir ettikleri zekâsı, sanki hastalıklı bir durummuş gibi, “Sen çok zekisin ya,” gibi sözlerle rencide etmek için kullanılıyordu artık. Ne yalancılığı, ne elebaşlığı, ne saygısızlığı kaldı. Derste sorduğu sorularla bile dersi böldüğü, kaynattığı izlenimi yaratılmaya çalışılıyordu. Soru sormaya, herhangi bir konuda derdini dile getirmeye bile hakkı yoktu oğlumun. Üç iyi arkadaştılar ve hem kendileri hem de biz ebeveynleri aralarındaki ‘alfa’nın kim olduğunu gayet iyi biliyorduk. Öyle zorbalık, tartışma falan yoktu aralarında. Ama gelin görün ki, rehber öğretmenimize göre oğlum zapt edilemez ve dik başlıydı. Ödevlerini yapmayarak -ki bir süre sonra yapmaya başladı, saçlarını kesmeyerek -ki defalarca kestirdi, artık uyarı falan da almıyordu ve en fenası gerektiği zaman kendini savunarak -her zaman cevap vererek değil, suskun kalıp başını önüne eğmeyerek, ağlamayarak- arkadaşlarına kötü örnek oluyordu!

Sonunda mutsuz, sadece arkadaşları için okula giden bir çocuk haline geldi oğlum. Sınav notları hala iyiydi, ama motivasyonunun düştüğü bir gerçekti.

Nihayetinde okulun tutumu değişmedi. Biz de okul değiştirmeye karar verdik. Biliyoruz ki oğlumuz her geriye dönüp baktığında daha da net anlayacak başına gelenlerin ne büyük bir haksızlık olduğunu. Ve kendiyle gurur duyacak, başını -daha fazla- eğmediği için…

Konuk Yazar

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız