Çocuk Kategorisiz

O sopaya taktı o

Çocuğumuza bir şey öğretmek için neden çabalıyoruz? Bundan vazgeçen bir öğretmen anne düşüncelerini paylaşıyor:

İnsan anne olunca zamanla içinde çok şey birikiyormuş. Çocukla ilgili her konu birbirine sıkıca bağlı olduğundan olsa gerek, yazmaya başlamadan önce aklımda bir konu belirliyorum fakat yazarken bakıyorum başka konu ortaya çıkıyor.

Bugüne kadar oğlumuza bir bakıcıya ihtiyaç duymadan kendimiz bakabildik. Aynı okulda birimiz sabahçı birimiz öğlenciydik. Dersten çıkan koşarak eve geliyordu evde de başka bir mesai başlıyordu. Derken anaokulu zamanımız geldi. Bu zamana kadar okula gitmeyen oğlumla zamanımızın çoğunu kitapçılarda, atölyelerde, oyun gruplarında, parklarda geçirdik. Güzel de oldu. İstediğimiz zaman istediğimiz kadar dışarıda kaldık. Parkta sürekli oynadığı arkadaşları olduğu için de sosyalleşir mi sosyalleşmez mi derdimiz çok olmadı.

Sayı saydık, şarkı söyledik, renkleri öğretmeye çalıştık, derken biraz büyüdükçe öğretmeye çalıştığımız şeyleri ısrarla öğrenmek istemediğini fark ettim.

Ben de başlangıçta bazı hatalar yapmıyor değildim. İlk bir buçuk iki yıl ona bir şeyler öğretmeye çalıştığım (belki öğretmen olmamla ilgilidir ) çok oldu. Sayı saydık, şarkı söyledik, renkleri öğretmeye çalıştık, derken biraz büyüdükçe öğretmeye çalıştığımız şeyleri ısrarla öğrenmek istemediğini fark ettim. Ben “Aaa sarı bir kuş güneş gibi” dediğimde o bakmıyordu bile. Elinde bir ağaç dalı koşuyordu parkta. Ağaç dalı zaten ayrı bir konu aslında bizim için. Bu ağaç dalı her yerde mutlaka bulunur, gün boyu eldedir boyutu ne olursa olsun,  babaanneye gidiliyorsa eve de götürülür, her an “Sopam nerede?” sorusu sorulur.

İstanbul’da hemen her çocuk atölyesinde yapılan meşhur yanardağ atölyesinde bile bir sopa bulunmuştur. Ben o sırada tabi “Aaa bak patlıyor renk nasılda değişti.” Sirkeyi koyunca “Aaa neler oldu” demekten vazgeçeli baya oluyor. Etrafımda “O sopaya taktı o” diyenlere gülümsüyorum. Dünya denilen garip ve karmaşık ortama bir yetişkin olarak bizler bile ayak uydurma konusunda zorluk yaşarken minicik bir yavruyu neden hızla adapte etmek istiyoruz ki zaten. Varsın o sopayla oynasın dursun. Sodyum bikarbonatla sirke de daha sonra karışsın!

Ben bunu fark edeli beri hiç karışmıyorum oyunlarına. Bir şey öğretmeye de çalışmıyorum. Öğrettiğim tüm İngilizce kelimeler sayılar olduğu gibi duruyor. Kaldı ki bir dil içinde yaşanılmadıktan sonra öyle günde beş kelimeyle falan da öğrenilmiyor. Parka gidiyoruz çocuklar zaten kendi oyunlarını kuruyorlar. Evde oyuncaklarıyla oynamaktan sıkıldığında değişik şeyler üretebiliyor. Huniye cd geçirip helikopter, bir küçük çaydanlığın ucuna çubuk takıp fil yapıp onla oynayabiliyor. E şimdi ben niye onunla İngilizce cümle kurmaya çalışıp 100’e kadar saymaya çalışayım ki? Zaten zamanı gelince sayacak isterse İspanyolca da cümle kuracak. İçimdeki öğrensin duygusunu tatmin etmek için onun oyun oynama, oynarken zevk alma duygusunu neden baltalayayım ki?
Bu anlattıklarımdan onunla hiç oyun oynanmıyor anlamı da çıkmasın. Tabi ki oynuyoruz. Evde ben ev işlerinden pek fırsat bulamasam da babası ve oğlum saatlerce oynayabiliyorlar. Önemli olan onunla oynayabilmek ve oyunlarına müdahale etmemek. Ve en önemlisi bence 0-6 yaş döneminde ısrarla bir şeyler öğretmeye çalışmamak. İlle de bir şey öğrensin istiyorsak bunu yaşamın içinde kendisinin yaşadığı olaylardan örnekler vererek anlatabiliriz. Vermek istediğimiz mesajı anlatan çocuk kitaplarından yararlanabiliriz. Zihinsel gelişim de oyun sayesinde gelişiyor. Bu konuda Piaget oyunun gelişimiyle zihinsel gelişim arasında yakınlık olduğunu savunur. Yani oynayarak aslında onun zihinsel gelişimine de katkı sunmuş oluyoruz. Hatta sıralarsak bir çok katkısı var oyunun çocuk gelişiminde. Bu konuda bir kaynaktan yaptığım alıntıya göre:

 

  • Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmenin en iyi yolu onunla oyun oynamaktır. Çocuklar anne babalarından ilgi ve sevgi beklerler; ama sadece onlara sarılmak ya da onları öpmek yeterli değildir. Onları sevdiğimizin bir göstergesi, onlara özel zaman ayırmak ve onlarla oyun oynamaktır. Bu durum çocuğunuza duygusal doyum sağlar.
  • Çocuğunuzla oyun oynadığınızda bu durum çocuğunuzun kişilik özellikleri hakkında size bilgi verir çünkü çocuklar oyun oynarken aslında kendilerini tanıtırlar.
  • Çocuklarınız oyun oynarken kendi yeteneklerini ve sınırlarını keşfederler ve oynadıkça yetenekleri gelişir, becerileri artar. Çocuğunuzla oyun oynadığınızda çocuğunuzun gelişmekte olan yönlerini daha iyi takip edebilirsiniz.
  • Çocuğunuzla oyun oynadığınızda onun günlük dünyasını oyun ortamına taşıdığını ve büyüklerinden gördüklerini oyuna aktardığını göreceksiniz. Örneğin, annesi ses tonunu yükselterek konuşan çocuk, oyunlarında da bebeğine karşı ses tonunu yükseltir. Bu durum, ebeveyn olarak çocuğunuza davranışlarınızda farkındalık kazanmanızı sağlayabilir.
  • Oyun  gelişime katkı sağlar ve eğitici özelliği vardır. Bu yüzden çocuğunuza öğretmek istediklerinizi oyun yoluyla öğretebilirsiniz.
  • Çocuğunuz bir sıkıntı yaşıyorsa bu durum, onun oyunlarına da yansır. Dolayısıyla, özellikle dil gelişiminin yeterli olmadığı ufak çocuklarda onunla oyun oynayarak onu daha iyi anlayabilirsiniz.
  • Oyun çocuğun yaratma ortamıdır. Çocuğunuzla ne kadar oyun oynarsanız onun o kadar yaratıcılığını arttırmış olursunuz.

diyor. Bırakalım çocuklar kendi oyunlarını kursunlar. Kursunlar ki hayal etmeyi öğrenebilsinler bu sayede. Einstein bile hayal etmek bilgiden çok daha kıymetlidir demiş. Einstein’e kulak vermek lazım değil mi?

Meftun Kocakaya

Meftun Kocakaya

Anne olunca kuşlara ağaçlara boceklere annelere babalara bir daha baktım. Bakınca bunca zaman göremediğim ne çok şey olduğunu farkettim. Farketmek beni içimdeki benle tanıştırdı ve anne olmadan önce yaptığım ve ara verdiğim yazı çizi işlerine geri döndüm. İyi ki de döndüm. Kendimle bir kez daha tanıştım içimi aydınlattım.
Anne olmanın benim için bir mucize olduğunu düşünüp düşünüp mutlu oldum.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Sopayı hafife almamalı, kaynağını hatırlamıyorum ama en sevilen oyun aracında aslanlar gibi bir numaraydı. Benim kızım dokuz yaşında nereye gitse hala sopasız dönmez, o sopa hep hayatımızda:)