Çocuk Psikolojisi Eleştiri Gülüş'ün Köşesi

Nuray*

nuray1Ben ilkokuldayken sınıfımızda bir kız vardı, Nuray. Onu okula babaannesi getirip götürürdü. Zaman zaman sınıfa geç kalırlardı ama her nedense gecikmeleri, öğretmen tarafından hiç problem edilmezdi. Babaanneyle öğretmen sınıf kapısında kısa bir konuşma yaparlar, sonra Nuray, öğretmen eşliğinde sırasına oturtulurdu. Nuray’ın saçı hepimizinkinden daha bir özenle örülmüş olurdu. Kafasında genellikle kocaman kırmızı bir kurdele vardı, belki şimdi kulağa kötü geliyor ama o yaşta biz imrenerek bakardık. Ama sadece görüntüsüne! Çünkü Nuray, garip bir kızdı.

Hepimizin oturup öğretmeni dinlememiz gerekirken Nuray oturmaya dayanamaz, kalkıp gezerdi. Öğretmen nedense bana yapacağı muameleyi Nuray’a yapmaz, onu hemen yerine oturtmazdı. Bir süre sonra bakardı ki hala geziyor, “Nuray haydi yerine otur” derdi. Nuray cevap verirdi: Sana ne, oturmiycam!

Kaskatı kesilip öğretmenin tepkisini beklerdik. Ben böyle desem ne olur tahmin edersiniz. Ama Nuray deyince bir şey olmuyordu! Nuray, öğretmenine bile “Sana ne!” deme hakkına sahipti. Ağzımız açık bakardık. Nuray gezer, onun bunun kalem kutusunu kurcalar, biz de öğretmen bizi korumayacak korkusuyla kalemlerimizi nereye koyacağımızı şaşırır, gerilirdik.

Sana ne gerizekâlı? Ben istersem yaparım!
Böyle bir kız…

Zaman içinde Nuray arkadaş edinemedi, aramıza giremedi. Çünkü bize bir yamuk yapacak olsa, bizi koruyan olmayacak, nasıl alalım onu aramıza? Kendi başına, yalnız yalnız takılıyor Nuray…

Bir gün öğretmen Nuray’ı sınıftan çıkardı. Hah, dedik, sonunda öğretmen ceza verecek galiba. Nuray dışarı çıkınca öğretmen kapıyı kapattı ve hiç unutmuyorum, yavaş adımlarla sınıfta ilerleyerek, bizlere şunları söyledi:

“Bakın çocuklar, Nuray’ın annesi babası yok, ölmüşler. Ona babaannesi bakıyor. Zor bir hayatı var. Bu yüzden ona duyarlı davranmamız gerekiyor ve babaannesi de ben de sizden rica ediyoruz, ona iyi davranın.”

nuray2Hiç unutmadığım bir şey de, bu konuşmanın bende yarattığı haksızlık ve isyan duygusuydu. Evet, anne babasının ölmüş olması korkunç bir şeydi. Ama şaşırmıştım, anne-babası ölen insanlar ne şanslı oluyorlarmış yahu! Her istediklerini yapabiliyorlarmış!

İnanın o yaşımda bile şunları düşünebildim: Babaannesinin torununa kıyamaması, ona hiç hayır diyememesi çok normaldi ama ya öğretmen? Neden Nuray’ın babaannesine okulda herkesin eşit olduğunu, herkesin anne-babasız ve sadece öğretmenli olduğunu söylemiyordu? Bu hayatta her yara alana özel muamele mi yapılıyordu?

Öğretmenin konuşması Nuray’ın aramıza katılmasını sağladı mı, emin değilim, hatırlamıyorum. Aslında bakarsanız Nuray’ın sınıfımızda devam ettiğini de hatırlamıyorum. Galiba okuldan alındı.

Bugün okullarda hala böyle şuursuz uygulamalar var mı bilmiyorum, ama aileler içinde bu tür kayırmalar olduğundan adım gibi eminim.

–          O daha küçük abisi, bırak alsın oyuncağı.

İşte en basit örnek.

–          O senin kardeşin.

Al… Neden şaşırdınız? Bunların hepsi çocuğun, elinde olmayan bir sebepten ötürü kayırılması demek olmuyor mu? Ve emin olun, çocuk için hiç ama hiç sağlıklı bir uygulama değil. Tersine, kendi gerçeğini kabullenmesini ve üstlenmesini engellemiş oluyorsunuz. Peki ne yapacaksınız? O başka bir yazının konusu olabilir, ama emin olun yapmanız gereken bu şekilde kayırmak değil!

–          Ama o kendi gerçeğini anlamak ve kabullenmek için çok küçük!

Bunu da söylemeden önce iki kere düşünün, bu da o kayırıcı cümlelerden biri olmasın sakın?

* Gerçek adını, özel hayata saygı adına gizledim.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Bu yazı bana ilk okuldaki bir sınıf arkadaşımızı hatırlattı. Geçirdiği bir kaza yüzünden beyninde tahribat olmuştu. Nuray kadar çok ayrıcalıkları yoktu ama sınavlarda bizim kadar performans göstermesi beklenmiyordu. Aslında bu başlı başına uzun bir yazı konusu…

  • Şımarık bir çocuk yetiştirmenin ilk başta ona haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu ayrıcalığı hayatının her aşamasında bulamayınca kendisi büyük bir boşluğa düşebilir. Ama annesiz ve babasız büyümüş bir çocuk olarak, bunu kabullenip hayata devam etme konusunu hafife aldığınızı düşünüyorum. O öyle bir acı ve boşluk ki, Nuray’a yapıldığı kadar olmasa da özel ilgiyi gerektiriyor bence.

  • Çiğdem hanım, bu yorumunuzla yazımda eksik bir şeyler kalmış olduğunu gösterdiniz bana. Aslında çocuk kafamla hissettiklerimi yazmıştım burada. Öte yandan, anne babayı kaybetmiş bir çocuğa özel muamele gerektiği şüphe götürmez. Bunun üzerinde de belki ayrı bir yazıyla durmalıyız. Anne babasız büyümüş bir anne olarak sizi kucaklıyorum, bize bu konuda yazmak isterseniz kapımız açık!