Kategorisiz

Nereden başlasam? Nasıl Anlatsam?

Çocuğumuzun cinsellikle ilgili sorduğu soruların altında "ayıp" yoktur, bu sadece bizim sonradan yapıştırdığımız bir yafta. O sadece dünyayı, işleyişini, bedenini anlamaya çalışmaktadır.

listen-550x300

Bir önceki yazımızda çocukların cinselliğe, kendi bedenlerine ilişkin  ne zaman hangi soruları sorduklarını ve bunlara nasıl yaklaşmamız gerektiğini uzmanlarımızın verdiği yanıtlarla incelemiştik. Aldığımız cevaplar farklı yaklaşımlar içerse de ortak noktalarını “soruya cevap vermekten kaçmamak”, “ayıplamamak” ve “tutarlı, açık ve yeterli cevaplamak” şeklinde özetleyebiliriz. Ama bazı çocuklar çok soru sorar, bazıları az. En önemlisi de Alman pedagog Isabel Hecker’ın dediği gibi “çocuklar sadece yaşları gereği cevaplarını anlayabilecekleri” soruları sorarlar.

Peki, çok soru soran çocuk mesela televizyon gibi dış etkenlerin etkisi altında mı kalmıştır?

Uzman Psikolog Beril Pabuçuer’e göre “Sosyal medyanın ya da etkileşimde olduğu diğer yetişkinlerin etkisi merakın tetiklenmesinde rol oynayabilir. Televizyonun etkisi elbette fazladır. Ailede izlenen diziler, filmler, programlar çocuğa mesaj ve uyaran olarak gitmektedir. Bu da onun cinsellikle ilgili ilk bilgi şemalarını zihninde oluşturmaya başlar. Tabi TV tek başına uyaran etkisi olarak algılanmamalıdır”.

Ancak yine de Pedagog Betül Şen’in uyardığı gibi, çocuklar özellikle TV’deki uyaranlara kontrolsüzce maruz kalmamalı! Yani, ya birlikte televizyon seyredin ya da en azından ne izlediklerini iyice bilin, ya da kontrolünüzde olmayan yayını izletmeyin…

Ve tabii ki çocuk “çocuk aklı”na gelebileceklerden fazla detay soruyorsa, gözleri dört açmakta fayda var.

Uzm. Pedagog Belgin Temur bunun altını çiziyor: Her konuda olduğu gibi cinsellikle ilgili sorular da sağlıklıdır ancak çocukların yaşlarına-gelişim dönemlerine uygun olmayan sorular sormaya başlamaları, gereğinden fazla cinsellikle ilgili konulara ilgi duymaları fazla uyarıya maruz kalmalarının bir sonucu olabileceği gibi, bazen bir istismarın ya da çocuğun bir cinsel ilişkiye tanıklık ettiğinin de habercisi olabilir. Eğer yaşından beklemeyeceğiniz bir bilgiye sahip olduğunu düşünüyorsanız mutlaka çocuğun bu bilgiyi hangi kaynaktan nasıl öğrendiğini araştırmalısınız. Tabi bunu yaparken asla çocuğu utandırmamalı, eleştirmemelisiniz. Bu tavır kendisini daha da kapatmasına ve bundan sonra tüm merak ettiği şeyleri sizden iyice gizleyerek öğrenme çabasına girmesine neden olacaktır.

Peki anlatırken nasıl bir dil kullanmalıyız? Kelimelerin gücü ya da kelimenin yokluğu…

yasakÇocuklarla konuşurken cinsel uzuvları nasıl adlandırmalıyız? Lakapları mı kullanmalı, tıbbi terimleri mi? Neden göz, burun gibi kendi dilimizde kelimeler yok? Yoksa var da biz onlara bazı fenalıklar mı yaptık?

Uzm. Psk. Hale Nur Kılıç cinsel uzuvların ergenliğe kadar basit çocuk dilindeki sözcüklerle adlandırılmasında bir sakınca olmadığını ve hatta organların parçalarını anlatmaya gerek olmadığını söylüyor. Bu detayların çocuğun yaşının üzerinde bilgiye sahip olmasına ve merakını fazladan uyarabileceğini ekliyor.

Pedagog Betül Şen ise kişisel gözlemi üzerinden çocuklara cinsel uzuvların lakaplarını öğretmek ya da anne ve çocuk arasında gizli bir dil oluşturmayı öneriyor. “Küçük ve tertemiz bir ağızdan “penis ve vajina” kelimelerini kullanmak rahatsız edici olacaktır. Penis için pipi yaygın olarak kullanılmaktadır. Kız çocukları için ise bu farklılık göstermektedir.” diyor. Uzmanımız “Lakap takarken kritik noktanın herhangi bir nesne ismi verilmemesini vurguluyor. Örneğin pamuk denmemeli, kutu denmemeli; bunun yerine anne ve çocuk arasında özel bir isim bulunmalıdır.” diye de ekliyor.

Cinsel bölgelerin çocuksu terimler kullanılarak tanımlanması oldukça yaygın olmasının sebebi bu sözcüklerin hem ailelerin çocukla ilişkilerinde daha rahat hissetmelerini sağlaması hem de çocukların bahsettikleri konu üzerindeki masumiyetlerini ve aynı masumiyetle yanıt verilmesi hassasiyetini de barındırdığını ifade eden Uzm. Pedagog Belgin Temur’a göre tıbbi terimlerin kullanımı çocuklar açısından çok uygun olmamaktadır. Devamında söyledikleri ise çocukla iletişimi kolaylaştırabilecek ipuçları ile dolu; “Ve hatta ‘vajinam kaşındı’ ya da ‘penisim acıdı’ gibi cümleleri çocukların toplum içinde kullanmaları durumunda çocuklar yadırganabiliyor. Zira bu terimler günlük konuşmada bir topluluk içinde yüksek sesle kullanılmayan terimlerdir. Oysa çocukların böyle bir filtresi yoktur. Öğrendikleri kelimeleri ulu orta kullanırlar. Bu nedenle de hem çocukları koruyabilmek hem de onların “uygun olmayan yerde, uygun olmayan şeyler söyleyen” çocuklar olarak algılanmamaları için bu terimlerin ergenlik öncesi kullanılmaması daha uygundur.

Çocuklar kendilerini kontrol edebildikleri, nerede neyin konuşulmasının uygun olup olmadığını ayırdedebilecekleri yaşa geldiklerinde bu terimleri öğrenebilirler. Bu yaş çocuktan çocuğa değişebileceği gibi ortalama olarak on yaş civarıdır. Bazı ailelerde de daha farklı lakaplar kullanılmaktadır. Çocuklar cinsellikle ilgili merak ettikleri konuları konuşurken herhangi bir rahatsızlık duymamalıdırlar. Bu nedenle de yaygın olarak kullanılan “kuku-pipi” gibi terimler daha fazla tercih edilmelidir. Ancak ailelerin kendi uydurdukları lakaplar bazen ayıp olacağı gerekçesi ile uydurdukları lakaplardır ve çocuklar da bunu bilirler. Bu yine bu konunun, ayıp yasak olduğu gizli mesajını barındırmaktadır. Bu nedenle de tercih edilmemesi gerekir.”

Pedagog Isabel Hecker’ın görüşü ise pipi, kuku gibi kelimeler ya da aile içi özel adlar kullanmakta sakınca olmadığı yönünde. Ancak tuhaflık konusuna başka bir taraftan bakıyor kendisi ve diyor ki: “Çocuk dilinde olmayan ve yetişkin dünyasına ait kelimeleri de kullanmak önemli ve hatta gereklidir. Zira bir gün tuhaf bir duruma düşmemek için bu sözleri de öğrenmeleri gerekiyor. Kulak, ağız, saç, kol, parmak, vs. gibi vücutların parçaları merakla keşfederken isimlerini de öğreniyorlar. Cinsel bölgelerin adları penis veya vajina kelimeleri adlandırmamak onları yok saymak olur, ki bu doğru değil. Onlar da hepimizin vücudunun birer parçasıdır.”

Uzman Çocuk Psikoloğu Fiona Faraci Petridis “Argo, aşağılayıcı, küçük düşüren kelimeler kullanılmadığı sürece istenilen şekilde adlandırılabilir. Önemli başka nokta ise fazlaca arzu içeren/ çocuğun bedeniyle olan özel ilişkisini tehlikeye sokabilecek kelimeler kullanılmamalıdır. Örneğin kukunu yerim/öperim (kişiye özel bir organdır ve çocukların ileride bir yabancıya karşı kendilerini koruyabilmeleri için kendilerine ait bu organa kimsenin bu şekilde yönelemeyeceğini bilmeleri gerekir).”

Tüm bu yazıları hazırlarken aklıma takılan en önemli nokta şu ki; neden lakap ya da tıbbi terim kullanmak arasında seçim yapıyoruz ki? Ve neden bu organlar için dilimizdeki kelimelerin hepsi argoya geçmiş durumda. Neden hep beraber vücudumuzu bu kadar dışlıyoruz?

Ve yazıyı bağlamak için başa dönelim, çocukluk zor zanaat, aynı yaşlılık gibi ve sanırım bir dirhem daha zor. Öğrenmek gerek ve bunun için sormak, görmek, gözlemlemek. En önemlisi her canlının kendi vücudunu bilmek en doğal hakkı, kediler bilir, kuşlar ve hatta solucanlar bile farkındadır bedenlerinin, ya insan ufağı bedeni ile ilgili gözünü, göz bebeğini, kirpiğini, kaşını sorabilir de neden bedeninin bir kısmı kendisine bile yasaklıdır, ayıptır? Yaşlı birileri anlatmıştı, evvel zaman içinde kızlar banyolarını külotları ile yaparlarmış, kendileri bile dokunmazlarmış kendilerine!

Gözde Erserçe Özateşler

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız

*

En Popüler İçerikler

Alternatif Yazarlar

Gülüş Türkmen
Gülüş Türkmen
Aslı Demirörs Ağtaş
Aslı Demirörs Ağtaş
Gözde Erserçe Özateşler
Gözde Erserçe Özateşler
Deniz Sütlü Özgül
Deniz Sütlü Özgül
Ayşegül Uysal
Ayşegül Uysal
Özdemir Hiçdurmaz
Özdemir Hiçdurmaz
Özge Çakıcı Songür
Özge Çakıcı Songür
Meftun Kocakaya
Meftun Kocakaya
Tuba Tayfun Kayalarlı
Tuba Tayfun Kayalarlı
Zeynep Domaniç
Zeynep Domaniç
Tümünü Gör

Güvenilir Uzmanlar

Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm. Dyt. Orçun Kürüm
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm Dr. Defne Eraslan
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Eğt. Uzm. Dr. Elif Kalkan
Psk. R. Berin Tuncel
Psk. R. Berin Tuncel
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Psk. Elçin Gündoğdu Aktürk
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm. Klinik Psk. Yasemin Meriç Kazdal
Uzm.Ped. Belgin Temur
Uzm.Ped. Belgin Temur
Funda Kale Yıldırım
Funda Kale Yıldırım
Tümünü Gör