Editörün Seçtikleri Kitap Röportaj Yetişkin Psikolojisi

Nefs Psikolojisi nedir? Mustafa Merter ile söyleşi

berin

Nefs Psikolojisi ekolünün temsilcisi Psikiyatr Mustafa Merter ile Gülüş Türkmen’in merak ettiklerine ve modern dönem anneliğine dair konuştuk.

Nefs Psikolojisi, Psikiyatrist Mustafa Merter’in 20 yılı aşkın zamanda ortaya koyduğu, modern psikoloji kuramlarını ve kadim tasavvuf öğretilerini sentezlediği yeni bir psikoloji ekolüdür. Nefs Psikolojisi’ne göre insanı anlamak için batılı kuramların sözünü ettiği ‘bilinçdışı’ kavramı genişletilmeli,  ‘altbilinçdışı’ dinamiklerine ‘üstbilinçdışı’ dinamikleri de eklenmelidir. Rahmanî yönü göz ardı edilen bir insan tasavvuru; eksiktir, yetersizdir. Bu yaklaşım, Hz. İnsan’ın Cenab-ı Hakk’ın Esma’larının tecelligahı olduğunu ve kendini tanıma sorumluluğunun, bu Esma’ları keşfe vesile olduğundan bahsetmektedir.

Gülüş Türkmen : Anlayabildiğim kadarıyla Transpersonel Psikolojinin (Benötesi Psikoloji) diğer psikoloji bilimlerinden bir farkı, “ahlaki tarafsızlık” yerine etik ya da sosyal değerleri göz önünde bulundurarak terapi önermesi. Bu anlayışı Pozitif Psikoloji ekolüne tabi tutabilir miyiz?

Mustafa Merter : Pozitif psikoloji ile kastedilen hümanistik psikoloji akımları ise, bu yaklaşımda ‘etik değerlere’ bu kadar değer verilmiyor. Etik değerlere önem veren psikoloji ekolleri daha ziyade herhangi bir dine mensup olan alan profesyonellerinden oluşuyor. Örneğin Amerika’da Katolik psikiyatrlar, psikologlar veya Budizm felsefesini benimseyen ekoller var. Bu ekoller daha ziyade dini hassasiyetlere paralel giden ekollerdir. Transpersonal akımlar ise, din değil de spritüalite üzerinden kendini tanımlıyor ve etik değerler aynı oranda önem taşımıyor. Etik değerleri incelemek için bir dine paralel hareket etmek gerekiyor. Sufizm dediğimizde ise iki farklı ana akımla karşılaşıyoruz, bunlardan birisi –sulandırılmış da diyebileceğimiz- dini hassasiyetleri öncelemeyen sufizm, diğeri ise İslam’ın kurallarına bağlı olarak gelişen sufizm. Bizim ekolümüz, İslamın kuralları çerçevesinde şekillendiği için ahlaki kurallara riayet etmek, büyük önem taşımaktadır.

R. Berin Tuncel : Ahlaki hassasiyet, ekolünüzde olmazsa olmaz bir unsurdur diyebiliriz değil mi?

Mustafa Merter : Olmazsa olmazdır ama bunun yanı sıra Nefs Psikolojisi kuramına göre de, tekamül edebilmek (gelişebilmek, ilerleyebilmek) için ahlak bir zarurettir. Bu nedenle, bu alanda terapist yetkinliğine ulaşabilecek kişilerin de, öncelikle kendi analiz süreçlerinden geçmeleri gerekmektedir.

900Gülüş Türkmen: Kişisel meditasyon deneyimlerinizi okumak çok eğlenceliydi. “Saf bir nefs”e dönüştüğünüz, vakıflar kurup her yere yardım eli uzattığınız o günlerde bundan gurur duymuş, bu histen de rahatsız olmuşsunuz. Neden? İnsan neden yaptıklarıyla “bir parça” gurur duymasın? İyi şeyler yapıp kendi kendimizi onaylayabilmemiz, “iyi bir insan oluyorum” diyebilmemiz fena mı?

Mustafa Merter :  Yaptığın iyilik, vakıf kurmak, başka insanlara yardım etmek gibi altruist davranışlar, eğer ‘saf’ bir şekilde yapılmıyor ise; ikincil bir ego şişmesine neden olabilir. Yani orada oluşan gurur, kibir, enaniyet bireyin tekamülünü durdurabilir ve böylece yapılan hayırlı işlerden haz alınamaz hale gelinebilir. İçten içe bir şeylerin yanlış olduğuna yönelik bir his gelişebilir.

R. Berin Tuncel: Kişinin “yaptığı işin hakkını verdiğini hissetmesi, hakkını teslim etmesi” ile ego şişmesi olmaması mümkündür ama değil mi?

Mustafa Merter : Orada ‘niyet’ devreye giriyor. Başlangıçta belirli bir oranda haz hissetmek, egonun bundan pay çıkarması normaldir ama burada kalmaması gerekir. Kişinin kendini sorgulaması, ne kadarını ‘kendimi tatmin etmek için’ ne kadarını ‘gerçekten Allah rızası için’ yapıyorum diye sorması gerekir. Diyelim ki kişi burada aslında ‘kendini tatmin etmek’ için hayır işleri ile ilgilendiğini fark etti, o zaman yine de hayır işlerine devam etmesi gerekir ama niyetini düzeltmek için çabalaması gerekir. Demek ki bizim dünyaya dair aksiyonlarımızın, statik kalmaması lazım, saflaşması lazım. Nefs Psikolojisi literatüründen konuşacak olursak, aksiyonlarımızın da nefsani tekamülümüze paralel gitmesi gereklidir. Kişinin, yaptığı işi ‘kendinden’ bilmemesi gerekir, çünkü ‘kendinden bilmek’ tekamülü durdurur ve sıkıntılı bir ontolojik hal meydana gelir.

Gülüş Türkmen : Psikoloji biliminde iki köşe taşı olan Jung ve Freud arasında bir tercih yapılıyor gibi. “Dokuz Yüz Katlı İnsan” kitabınızda Freud’un anneyi “sapkın dürtülerin cinsel nesnesi” olarak değerlendirdiğini, Jung’un ise onu “koruyup kollayan şefkatli bir insan” olarak gördüğünü anlatmışsınız. Dengeli düşünce ikisinin arasında değil midir, yani anneyi kutsallaştırmak gibi sorunların merkezi olarak görmek de sıkıntılı değil midir?

Mustafa Merter : Oedipus kompleksi ile, Jungien sistemini birbiri ile karşılaştırmamız lazım. Bu neye benziyor? İki bağlantısı olmayan dili karşılaştırmaya benziyor. Rusça ve Çince gibi… Bambaşka kuralları olan, bambaşka temeller üzerine oturan iki dil. Jung, başından beri oedipus kompleksini, elektra kompleksini savunmuyor. Ayrıca Freud’un bilmediği ve kabul etmediği bir şeyi vurguluyor. İnsanın ‘aşkın tümcelliğini’ vurguluyor. Yani Freud’un insan tanımlamasında ‘id, ego, süperego’ var ama ‘self’ kavramı yok. İnsanın, tümcel yanı yok.

R. Berin Tuncel : Gülüş’ün sorusunu anladığım kadarıyla şöyle genişletebilirim. Teorisyenlerin çoğu, anneye o kadar odaklanıyor ki, bir anne, anne olarak bu teorileri okuduğunda ürküyor. Bir insanın dünyasında bu kadar etkili olma sorumluluğu son derece ürkütücü. Evet Jung, anne arketipi ile annenin koruyucu, şefkatli yönünü vurguluyor, Freud, zarar verme potansiyeline dikkat çekiyor belki de. Ya da diğer teoriler, teorisyenler (ego psikologları vs)

Mustafa Merter : Elbette, ama ikisi de insanı ‘tümcel’ olarak kavrayamamışlar ki…

568243R. Berin Tuncel : Evet, hepsi büyük bir bütünün parçalarını tanımlıyorlar sadece ama yine de anne olan kadın, yeni doğmuş bir bebeğin dünyasındaki temel figür, temel biçim verici. Bu annelerin üzerinde – günümüzün çok okuyan annelerini göz önüne aldığımızda – ….

Mustafa Merter :  Uzmanlığı olmayan bir anne mi soruyor bu soruları?

R. Berin Tuncel : Evet, bir yandan da okuyan araştıran anneler. Bu kadar çok bilmek, anneliğin tılsımını bozan bir etki yapabiliyor öte yandan. Annelik sezgilerini susturan bir etkisi oluyor bence.

Mustafa Merter : Evet, elbette. Çünkü kalıplar içine soktuktan sonra, kalıp içine girmeyecek olan bütün o ‘kadim bilgeliği’, kadının içindeki ‘kadim bilgeliği’ zoraki bir şekilde kalıplara soktuktan sonra böyle bir netice çıkarmak mümkün de değil zaten. Bu kuramsal bilgilerin ötesindeki bilgeliği, kadın zaten potansiyel olarak taşıyor. Mesela, sen bana bir annenin merhametini, şefkatini, fedakârlığını anlatabilir misin? Ölçebilir misin? Tartabilir misin? Bir yere sığdırabilir misin? Bu bambaşka bir boyuttur çünkü. Bunlar hâldir (Bknz: Nefs Psikolojisi, syf 189) ve hâlleri rasyonel akılla, ampirizmle ölçmek, tartmak mümkün değildir.

R. Berin Tuncel : Akıl değil, kalp çünkü bu duyguların mahali…

Mustafa Merter :  Bu hâlleri pozitivizt, indirgeyici bir dille anlamak mümkün değildir çünkü boyut değiştiriyoruz. Peki, böyle bir şey var mı? Elbette var, yaşıyorsan var. Yaşayarak biliyorsun. Maslow bunu çok güzel anlatıyor Religions, Values, and Peak Experiences  kitabında, yaşanan, deneyimlenen bir hali kelimelerle ifade etmeye çalışmak indirgemeci bir yaklaşımdır.

R. Berin Tuncel : Anne olan kadının, bu vesile ile fıtri yaratıcılık vasfının da ortaya çıkması kolaylaşmıştır diyebilir miyiz? Hayatındaki diğer alanlara yayılan, dekorasyon, yemek, giyim gibi konularda da daha önce farkında olmadığı yeteneklerini keşfedebilir mi anne olan kadın bu süreçle?

Mustafa Merter : Elbette. Kadın Halık isminin tecelligahı*dır. Cenab-ı Hakk’ın bu ismi annelik ile kadında zuhur etmektedir.

R. Berin Tuncel : Muhterem Hocam, kıymetli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

 

(*El- Halık: her şeyi yoktan var eden, yaratan, yarattığı her şeyin bütün ayrıntılarını bilen ve mahlûkuna takdir ettiği ömür içerisinde, onun göreceği her hâli, hadiseyi tespit ve tayin eden demektir.)

 

Psk. R. Berin Tuncel

Lisans eğitimimi 2006 yılında tamamladım. Annelik süreciyle birlikte iç dünyama yöneldim. Montessori Felsefesi eğitimleri aldım. Dr. Maria Montessori’nin “annenin yapması gereken eşlik etmektir” düşüncesini benimsedim. Bu süreç beni psiko-analiz ile tanıştırdı. Batılı psikoloji kuramlarının annelik psikolojisini anlamak ve anlatmakta yetersiz olduğunu hissederek, Nefs Psikolojisi ekolünün kurucusu Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter ile öğrenim analizine başladım.

Öğrenim analizine paralel olarak 2012 yılında Üsküdar Üniversitesinde Klinik Psikoloji master programına başlayarak 2014 yılında mezun oldum. Master tezimi nöropsikoloji alanında yazarak beyin-davranış ilişkisi alanında yetkinlik kazandım ve insanın zihin-beden-ruh bütünselliğine yoğunlaştım.

Mustafa Merter ile başladığım öğrenim analizini 2015 yılında tamamlayarak bu alanda yetkili terapist ve rüya analisti oldum. Nefs Psikolojisi eğitimim sırasında grup terapi ve sanat terapisi eğitimleri aldım. Bu alanda uygulama yapma yetkinliği kazandım.

Son dönemde Annelik ve Nefs Psikolojisi üzerine temellenen kitabımı yazıyorum. Aynı zamanda Kadınlık Psikolojisi alanına da yoğunlaşıyor, 2015 Haziran ayından bu yana Aysha kadın dergisinde köşe yazarlığı yapıyorum.

İki çocuk annesi olarak, her çocukla bir de annenin doğduğuna inanıyor ve kadınları güçlerinin asıl kaynağı olan iç dünyalarına, sezgisel fıtratlarını keşfetmeye davet ediyorum.

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız