Gülüş'ün Köşesi

Müslüman ebeveynler güncel terörden ne kadar sorumlu?

Zalim olmak evde öğrenilir, diyor Müslüman gazeteci Yasmin Brown ve soruyor:

teror1Son zamanlarda belki benim gibi sizin de kafanız, kendini patlatarak başkalarına zarar verecek kadar kindar insanlar ve onları yaratan oluşumlarla meşgul.

Bu yazımda ve bir sonrakinde, dikkatimi çekmiş olan iki makaleyi paylaşacağım sizinle. Bunlar bana ait fikirler değil ama Alternatif Anne okurları tarafından masaya yatırılmaya değerler. Bakalım bu farklı bakış açıları hakkında neler düşünecek, hangisini haklı bulacaksınız…

Herhangi bir bireyin tutumunu büyük ölçüde yetiştiriliş şeklinin belirlediğini biliyorum. Buna rağmen Uganda kökenli Müslüman İngiliz gazeteci Yasmin Alibhai-Brown’un makalesini okuduğumda küçük bir şok yaşadım. Yazar, bir Müslüman olarak şu soruyu sorma hakkını kendinde buluyordu:

Neden kimse, Batılı Müslümanların çocuk yetiştirme şeklinin terörü beslediğini kabul etmiyor?

Zalim olmak önce evde öğrenilir, diyor Brown. En son Pakistan, Belçika, Türkiye ve Fransa’da meydana gelen terör saldırılarının sebeplerini öncelikle teröristlerin yetiştirilme şeklinde aramamız gerektiğini düşünüyor: Amerikalı bir seri katil ortaya çıktığında böyle yapıyoruz, o halde neden Müslüman teröristler ortaya çıktığında sorunu nefret söylemlerine bağlıyor ama ailelere bakmıyoruz?

Brown, öncelikle iyi tanıdığı, Avrupa’da yaşayan göçmen Müslüman aileleri mercek altına alıyor. 60’lı ve 70’li yıllarda Müslüman göçmenler Avrupa’ya yerleştiklerinde hayalleri, çocuklarına iyi bir eğitim ve iyi bir iş sağlamakmış. Kendilerine sağlanan bu nimetler için onlara kucak açan ülkeye müteşekkir hissediyorlarmış. Zamanla, duyguları ve beklentileri değişmiş. Bugünün Müslüman anne babaları, kışkırtıcı söylemlerin etkisiyle, çocuklarının temel hak ve özgürlüklerini ellerinden alıyorlar.

teror2İngiltere’de yaşayan yazar oradaki Müslüman ailelerin kendilerini dış dünyadan olabildiğince soyutladıklarını, çocuklarını da yerel toplumla mümkün mertebe az temas ettirdiklerini anlatıyor: “Kendi istekleriyle içinde yaşadıkları dünyaya sırtlarını çeviriyorlar”. Müslüman kız ve erkek çocukları, yaşıtlarının sahip olduğu pek çok ayrıcalıktan mahrum kalarak büyüyor. Özgür bir dünyada tutsak yetişen bu çocuklar okulda, televizyonda bir yaşam tarzı görüyor ama evlerinde bambaşka bir yaşam deneyimliyorlar”.

İster istemez, diyor Brown, iki dünya arasında sıkışıp kalıyor, kendilerini ne birine ne de diğerine ait hissedebiliyorlar.

Brown, üniversite okutmanı olarak Müslüman öğrencilerin kendisine sıkıntılarını dile getirdiklerini söylüyor: “Sınıf arkadaşlarıyla kantinde kahve içmeleri, hele ki gece gezmeleri, samimi ilişkiler geliştirmeleri, yasak“. Gazeteci, bu sorunların kendisine mektuplarla da dile getirildiğini bildiriyor. Bu çocuklar okuldan sonra sosyalleşmeden eve dönmeliler, arkadaşlarını eve getirmeleri de yasak. Arkadaşlar aileden gizli tutuluyor, bu da aile içinde gizlilik olmadığı için epey zor oluyor. 18 yaşında bir Müslüman öğrencisi, ailesine sanatçı olmak istediğini bildirdiğinde babasından dayak yemiş. Brown, bu yaşam tarzının dünyadan intikam alma ihtiyacına dönüşebileceğini not ediyor.

Müslüman bir ailenin Batı’da göçmen olarak barınması zaten çok kolay değil. Buna bir de ailenin, o ülkenin kültürüne uyum sağlamayı reddetmesi eklenince, çocuğun arkadaşları arasında alay konusu olması kaçınılmaz hale gelebiliyor.

Bu koşullar altında İslam Devleti radikalleştiricilerinin devreye girmeleri ne kadar zor olabilir? Birbirine kenetli bu yeni aile, güven, kuşkusuzluk ve kurtarılma vaatleri veriyor. Şiddete meyilli genç erkeklere ise yeni bir maskülen kimlik kazandırıyor. Brown, teröristlerin esas emellerinin “cennete gitmek” olduğunu değil, “yaşamamak” olduğunu düşünüyor: Hayat onlara hiçbir şey sunmuyor, onlar da hayatını yaşayabilenlere zarar vermek kaydıyla kendilerini yok ediyorlar…

Ne dersiniz? Yazarın bakış açısı çok mu safça? Acaba göçmen ailelerin alması gereken sağlıklı tutum nasıl olmalı?

Bu yazının hemen hepsi çeviridir. Tüm diğer yazılarımda olduğu gibi, okuduktan ve anladıktan sonra saygı çerçevesi içinde yapılan yorumlarınızı merakla beklerim.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

2 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Sevgili Gülüş, çok güzel bir noktaya ayak basmış Brown. Bizler çocuklarımızı yetiştirirken fazlaca baskıcı ve dünyadan uzak yetiştirdiğimizde, baskın duyguları harekete geçebiliyor, bir kaçış, bir kendini ifade etme biçimi arıyorlar. Bunun dengesini çok iyi kurmak gerektiğini her zaman söylerim. Fakat bunun bir de çocuklara çok fazlaca serbestiyet tanınması tarafı da var, bu da Batılı ülkelerde mevcut. Aile ilişkilerinin daha sınırlı olması, çocuğun belli yaştan sonra tabiri caizse ipin ucunu bırakıcak kadar yalnız bırakılması v.s. Bence bu işin dini de yok. Batıda herşey çok normal gibi görünse de orda da son zamanlarda hem ahlaki çöküş, hem de farklı tehlikeler fazlaca kol geziyor. Sadece fazlaca aşikar değil, örtbas ediliyor. Mesele hangi inanca sahip olursa olsun aile temelindeki eğitimde yatıyor. Başta dediğim gibi bu dengeyi iyi kurmuş bir ailede hiçbir zaman bir problem olacağını sanmıyorum.

    • Ben bu yazıyı, ebeveynler direkt hedef alındıkları için çevirip paylaşma ihtiyacı duydum. Ama doğrusunu istersen uluslararası politikaları açıklamadan, takip etmeden anne babalara taş atılması komiğime gitti! İran’da,Irak’ta, Suriye’de neler oluyor, bu şiddete başvurma ihtiyacını acaba neler ve kimler doğuruyor, bunları görmeden, hop, “Avrupa’daki Müslüman anne babalar” deyince olmadı, bana göre… Bakalım yarınki yazı nasıl gelecek… 🙂