Eleştiri

Mükemmele niyet etmeden iyi olmak mümkün mü?

Ben en büyük problemleri ipin ucunu bıraktığımda yaşadım...

“Mükemmel anne yoktur”  argümanı ile acaba üretkenliğimiz, çalışkanlığımız ve daha çok araştırma yeteneğimiz elimizden mi alınmaya çalışılıyor?

Mükemmel anneyi bırakın, mükemmel insan yok. Yaratılış buna izin vermiyor. Lakin neden bir anne mükemmel olmaya çalışmasın ki? İşte bunu aklım almıyor.

Herkesin şartları farklı, herkesin mükemmeli de farklı. Benim için sıradan bir durum bir başkası için mükemmel bir durum olabilir. Çok yoğun şartlar altında çalışan bir anne için, çocuğuyla geçirdiği birkaç saat onun için mükemmele ulaşma çabasıdır çoğu zaman. Çünkü bunca yorgunluktan sonra çocuğuyla vakit geçirmeyi tercih etmiştir, bir başkası için ise birkaç saat ayırmak çok sıradan gibi durabilir. Durum böyleyken bir annenin, herkes tarafından mükemmel kabul edilebilecek mükemmelliğe değil elbette ama kendi için mükemmel olana ulaşmaya çalışma hakkı fazlasıyla vardır. Kendini aşmak da buna denir aslında.

Hepimizin vazgeçtiği, yıldığı, bahaneler tutarak çocuklarından uzaklaştığı anlar olmuyor mu? İşte bunları olağan kabul etmek, rutine bindirme tehlikesi taşıyor farkında mısınız? Normalleştirmek, ruh sağlığı için birebir. Peki, ya rutine bindirip, her şeyi “eyvallah”çı yaklaşımla kabul edip akışına bırakmak? Okumayı, araştırmayı, vakit oluşturmayı bırakmak?

Ne zaman bir şeyi fazlaca normalleştirsek, bize kat be kat zararla geri dönmüyor mu?

Vakit ayırdıkça ayırılan vakti artırmak için çabalasak, her şeyi olağan kabul etmesek, kendi mükemmelimiz olmaya çalışsak nasıl olurdu acaba? Ya da çocuklarımızla iletişim konusunda daha iyi iletişim tekniklerini denesek, daha çok okuyup araştırsak, mükemmeliyetçilik tuzağına düşmeden, mükemmel olana ulaşma arzusuyla dolu olsak? Hiç de fena durmuyor gibi!

Ben mükemmel bir anne değilim, ama mükemmele ulaşma arzusuyla doluyum. Bu arzuyla dolu olan diğer anneler gibi, kendimi çocuklarım konusunda bilgiyle doldurmak adına çaba gösteriyorum. Nasılsa mükemmel anne yokmuş diye düşünüp, her şeyi boş versem ne olurdu hiç düşünemiyorum.

Çünkü ben en büyük problemleri ipin ucunu bıraktığımda yaşadım. İşte bu yüzden, bir annenin ipin ucunu bırakmasını ya da buna vesile olacak ruh haline girmesini de istemiyorum.

Mükemmele ulaşma arzusunun kötü niyet barındırdığını, ruhsal çöküş ve problemlere yol açtığı düşünenlerden değilim. Çünkü arzu etmek ile eyleme dökmek arasında bir ince çizgi olduğunu düşünüyorum. Mükemmeli arzulamak başka şey, mükemmeliyetçi olmak başka şey.

Mükemmeli arzulayan annenin kendini büyütmeye, mükemmeliyetçi olan annenin ise hırs ve egolarının tavanında yaşayarak kendini küçültmeye çabaladığını görüyorum.
Teraziyi dengede tutmak zor iş…

Ayşegül Uysal

1982 Giresun doğumlu. İşetme mezunu, tipik bir Karadeniz kadını. Çocuklarının olacağını öğrendikten sonra tam bir ar-ge elemanına dönüşüp, araştırma-uygulama-sonuçlandırma üçgeniyle boğuşmaya başlayan, çocuklar için “daha iyisi ne olabilir” e takık, üretmeyi, yazmayı, okumayı, yeni yerler ve yeni insanlar görmeyi seven, deli-dolu , çalışan bir anne. En hassas konu çocuklar… STK faaliyetleri içerisinde… 3 çocuklu bir hayatın dezavantajlarını avantaja dönüştürmeye çalışmakla meşgul.
Çocuklarına bırakabileceği her ne varsa onun peşinden koşturmaya hazır. Hayatımı çocuklardan önce ve sonra diye ayırsam, onların var olduğu kısımda yeniden doğduğum aşikar..

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız