Kategorisiz Röportaj Tiyatro

Meltem Yılmazkaya ile oyunculuk ve kadın olmak üzerine – Röportaj

Kadına öğretilmiş şeyler var ve kırmak zaman alıyor: Anne şöyle olmalıdır, eşinden ayrılmışsa şöyle yaşamalıdır, genç kızsa elalem çok önemlidir.

meltem yilmazkayaMeltem Yılmazkaya, genç, başarılı, yetenekli, samimi bir oyuncu; aslında sadece oyuncu değil; tam bir sanat kadını. Kendisini ilk olarak 2009’da Fitnat rolüyle Aile Reisi dizisinde tanıdık. Müthiş bir enerji ve özveriyle kurduğu temellerinin üzerinde yükselen bu üretken genç kadını bu söyleşiyle daha yakından tanıyacağız. Üstelik röportajın sonunda size müjdeli bir haberimiz var! 🙂

 

Tiyatrocu olmaya nasıl karar vermiştin?  Kendindeki  yeteneği nasıl fark ettin?

Çocukken çok iyi bir gözlemcisiniz. Gördüğüm her şeyi taklit ediyordum ben de.  Karıncadan tutun da mahalledeki bakkal amcaya kadar. Anne baba ayrılığından sonra içime kapanmayayım  ve sosyal bir çocuk olayım diye annem 6 yaşındayken tiyatro kursuna  yazdırmıştı ve hemen hemen her hafta sonu çocuk oyununa gidiyorduk. Sahnede olmak o zamanlar çok cesaret isteyen bir şeydi benim için. Müzikler, ışıklar, kostümler çok büyüleyiciydi.  Sonra ilkokul, ortaokul , lise,… derken, üniversite yılları geldi çattı. Tam bir kaostu benim için… Tiyatro düşündürüyordu beni; çünkü herkes  ‘’Bir meslek sahibi ol, tiyatrocu olup ne yapacaksın bu memlekette ?’’ diyordu.  Bir yanda aklınız bir yanda duygularınız… Ben duygularımı dinledim, her zaman olduğu gibiJ Müjdat  Gezen Sanat Merkezi’nin iki yıllık eğitimine devam ettim , oradan başarı bursu alıp konservatuvar bölümüne geçmeye hak kazanmıştım ki, o yıl kendimde büyük kaygılar olduğunu fark ettim. 20 yaşında geleceğinizi bilememek, büyük panik… Hiçbir zaman rahat yaşamadım ben çünkü; öyle bir çocuktum. İmkanlar sınırlıydı ancak yok değildi. 13 yaşından beri animatörlük yapıp okudum, kendi paramı kendim kazanmalıydım ve burs aldığım yıl Yeditepe Üniversitesi’nin de sınavına girmiştim bir arkadaşımın zoruyla. Orayı da kazanınca, gelecek kaygısıyla bir üniversitede eğitimime devam etmeye karar verdim. O yaşlarda başka türlü düşünüyorsunuz tabi…J  Tiyatro her zaman oldu hayatımda yani…

 

İlk olarak  ‘’AİLE SAADETİ’’ adlı dizide muzip bir karakterle dikkat çektin  , ardından ‘’Benim Annem Bir Melek’’ te Berivan karakteriyle ismin daha çok duyuldu. Sen bir tiyatro oyuncususun , tiyatrocular dikkat çekmek için dizilerde yer almalı mıdır sence?

‘’Aile Saadeti’’ benim televizyondaki ilk işimdi  , çok severek oynuyordum , dönem dizisiydi ancak büyük talihsizliktir ki çok kısa sürdü. Ardından Benim Annem Bir Melek ,  Şen Yuva , en son da Metin Akpınar’la birlikte olduğumuz ‘’Aşkın Halleri’’ dizisi…Oynadığım bütün karakterleri çok sevdim , elimde avucumda ne varsa onları beslemeye çalışıyorum. Ancak dizi piyasası çok acımasız! ,Birincisi size sadece tek tip yükleme durumu var; ikincisi de rayting kaygısıdır ki son zamanlarda da görüyoruz, birçok iş bitiyor; o kadar emeğe o kadar zamana gerçekten yazık. Dizi tanınmak için bir yol , maddi açıdan büyük destek, hayatınızı sadece tiyatrodan kazanmak çok mümkün görünmüyor. Ancak sizi mesleğinize karşı allak bullak eden bir duruma da sokabiliyor; ondan her şeye hazırlıklı olmanız gerek. Şans aslında…Tiyatro ve dizi çok çok farklı gerçekten; tiyatro affetmez! Dizinin kolaycı bir yanı var; hepimiz biliyoruz bunu. Şu günde de tiyatro oyuncusu olmanın yeterli olmadığını düşünüyorum; tiyatro adamı olmak gerek! Oyna, yaz, yönet, ışığında, kostümünde ol… Ben dizide oynamayıp adını yaptığı işlerle duyuran, her şeyini tiyatroya adamış kişiler tanıyorum; cesaretleri tebrik edilesi kesinlikle! Dizi sadece bir yanılsama , sahne üstünde olmaksa gerçek.

 

meltem yilmazkaya3Oyunculuğun yanı sıra bir de eğitimci yanın var ki bilgiyi yoğurmak ve aktarmak; hele ki yaratıcılık konularında çok özel ve önemli. Biraz eğitimci yanından bahseder misin?

 

İnsanlara bir şey öğretmek çok ayrıntı ve vicdan isteyen bir konu bence. Bundan dolayı Türkiye’deki eğitim sistemini konservatuvarlar dahil hep eleştirmek zorunda kalıyorum. Her şey bir kalıpta , özgün ve özgür bir eğitim olduğu sürece üretken insanlar yetiştirir bir ülke oysa ki…Bugün bu kalıpların karşısında duran eğitim kurumları zor durumlar yaşayabiliyor maalesef. Vicdan kısmına gelecek olursak; bildiğimi öğretir paramı alır giderim düşüncesinde olan çok insan tanıyorum gerçekten… Bir genelleme yapmaktan kaçınıyorum; ama kendi gözümle gördüklerim de var. Eğitmenseniz sürekli olarak öğrenci kalmak zorundasınız. Dünya hızla değişiyor, insanlar da… Ben şu an bazı sanat okullarında yaratıcı drama dersleri veriyorum.  Eğitmenlik demek çok doğru gelmiyor bana; ben liderlik yapıyorum. Atölyeler sırasında yol gösterici olmaya çalışıyorum. Öğrenen – öğreten karşıtlığından çok bu daha doğru geliyor bana.  Herkes deneyimlerinden sonra kendi tanımını buluyor ve sürecini kurguluyor.  Çok severek yapıyorum bunu da.

 

Eğitimlerinde kadınlarla kadın olma halleri üzerine çalışmalar yapıyor musun? Kadınların en çok hangi noktalarda tıkandıklarını gözlemliyorsun?

Sadece kadınlarla yaptığım atölyelerde, onların yaşantılarından yola çıktığımız için kadınlık halleri üzerinde duruluyor tabii ki. Ancak ülkemizde kadının kadın olma hallerini düşündüğümüzde rengarenk  bir mozaik çıkıyor karşımıza. Çünkü Türkiye öyle bir ülke ki; kadın her yerde aynı mı, farklı mı; bu sorunun cevabını atölyeler boyunca sürekli kendi içinde çürütüyorsun. Toplumsal Cinsiyet başlıklı atölyelerde daha çok bu konunun üstünde duruyorum. Kadına öğretilmiş şeyler var  ve kırmak zaman alıyor. Kadın anne ise şöyle olmalıdır, eşinden ayrılmışsa şöyle yaşamalıdır, genç kızsa elalem çok önemlidir onun hayatında… Kadın en başta insandır. Atölyeler boyunca en çok bunun sıkıntısını yaşadım; özellikle doğu ve güneydoğuda yaptığım atölyelerde… Kadın cinsiyet duvarlarını kırmalı ilk başta ve teslim olmalı ki atölye boyunca kendisiyle yüzleşme sürecini tüm gerçekliliğiyle yaşasın…

 

Çok Amaçlı Toplum Merkezlmeltem yilmazkaya2eri-ÇATOM çerçevesinde Mardin’de kadınlar ve çocuklarla çalıştın. Sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan dezavantajlı kadınların nefes aldıkları coğrafyada kadın olmakla ilgili yaşadıkları sorunlar konusunda farkındalıkları olduğunu düşünüyor musun?

Kesinlikle düşünüyorum. Ancak bu farkındalığı anlatacakları alan yok. Evde anlatamaz; hem fiziksel hem ruhsal baskı var, ÇATOM bu yüzden çok imkanlı bir kuruluş onaltı senedir hizmet veriyorlar , kadınların meslek sahibi olmaları için çabalıyorlar , son birkaç yıldır ise onlar için alternatif olan eğitimlere yer veriyorlar. Geçen yıl ocak ayında gönüllü bir atölye yaptım Mardin ve Diyarbakır Çatom’da sonra Mardin Meydanbaşı ÇATOM bir AB projesi kapsamında kadınlara yaratıcı drama atölyesi yapmak istedi ve bir ay boyunca oradaki kadınlarla çalıştım. Benim için inanılmaz bir deneyimdi , çünkü bu topraklarda bir şeyler oluyor , bizim sadece izlediğimiz , okuduğumuz şeyler çoğu ama orada o hayatı deneyimlemek çok başka bir şey. O zaman okuduğunuz ya da izlediğiniz habere üzüldüğünüz için bile kızıyorsunuz kendinize , yalan geliyor her şey çünkü, o insanlar bunu yaşıyor , o kadın kan davası bitsin diye akrabasıyla evlendiriliyor , ya da hala berdel devam ediyor. Kadın neyiyle var oluyor? Cevabı çoğu zaman acıtıyor. Yani üzülmek yerine , ne yapabilirimi düşünmeli herkes,  herkes için… ve o kadar zeki yetenekli kadınlar tanıdım ki , imkan verilse hayatları çok başka olabilirmiş eminim.

 

Yaşantında yazmanın yeri nedir?

Yazmak kendimi en özgür hissettiğim alan , kalem benim , kağıt benim , üstündekinden kime ne? 🙂 Yazınca çok rahatlıyorum ben, herkesin her şeyin bir hikayesi var bende. Kendi kendime oyunlar yaratıyorum, otobüste her frende birbirine ters ters bakan iki adamın, minibüste şöförün bir şarkının çalmasıyla yaktığı sigaranın, her şeyin… Hayat böyle hem daha eğlenceli hem daha anlamlı oluyor. Ondan yazıyorum, ama bugüne kadar onları paylaşmamıştım, burada ilk defa sizinle birlikte olacağım, bundan böyle Alternatif Anne’de yazacağım. Bundan dolayı da çok mutluyum.  Her hafta birlikte olma umuduyla , teşekkür ederim.

Meltem Yılmazkaya ile ilgili videoya ulaşmak için buraya tıklayınız. İyi seyirler:)

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 7 Ocak 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

Tülay Sarı

ALTERNATİF ANNE YAZARI | Mayıs 2012-Şubat 2014 tarihleri arasında Alternatif Anne’nin içerik yöneciliği ve editörlüğünü yürüttü. Evli ve Kartal isminde bir oğlan annesi. Bebeğinin dünyaya gelmesiyle ara verdiği çalışma hayatının yerini bebeği, kişisel gelişimi ve hobileriyle doldurdu, ardından önceliklerini ve farklı ilgi alanlarını keşfederek kendine bambaşka iş dalları yarattı. Bebeğinin hayatına kattığı ışıltıyla değişen hayata bakış açısı, dünyasını zenginleştirdi. Hayat koşturmasında göremediği kendini, bebeğinin doğumuyla keşfettiğini ve anne olmanın, kişilik gelişimi, hayatı anlama, doğayı fark etme ve yaratıcılık konusunda paha biçilmez bir öğreti olduğunu düşünüyor. Altın çağda çocuklarla olmak istiyor! Çocuk nefes koçu. Halkla ilişkiler yapıyor, eğitim ve etkinlikler organize ediyor, yazı yazıyor.

1 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • tebrik ederim gerçekten çalışmalarını başarılı buluyorum birde arka planını öğrenmek daha iyi bir fikir edinmek için faydalı bence bu üreten insanlara sahip çıkmak gerek her zaman yanındayız YOLDAŞ